<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654</id><updated>2011-10-30T14:28:19.847+02:00</updated><title type='text'>Hakan YILMAZ</title><subtitle type='html'>Political Scientist, Essayist, Musician, Poet... Plus the "Hakan Factor"...

Siyaset Bilimci, Deneme Yazarı, Müzisyen, Şair... Üstüne bir de "Hakan Faktörü"...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>18</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-7789599342335660627</id><published>2011-07-15T22:41:00.002+03:00</published><updated>2011-07-15T22:41:32.769+03:00</updated><title type='text'>Yilmaz, Hakan. 2011. “Euroscepticism in Turkey: Parties, Elites, and Public Opinion”. South European Society and Politics, iFirst article, pp. 1–24</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-7789599342335660627?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://hakanyilmaz.info/yahoo_site_admin/assets/docs/HakanYilmaz-EuroskepticismInTurkey-SESP-2011.119154744.pdf' title='Yilmaz, Hakan. 2011. “Euroscepticism in Turkey: Parties, Elites, and Public Opinion”. South European Society and Politics, iFirst article, pp. 1–24'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/7789599342335660627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/7789599342335660627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2011/07/yilmaz-hakan-2011-euroscepticism-in.html' title='Yilmaz, Hakan. 2011. “Euroscepticism in Turkey: Parties, Elites, and Public Opinion”. South European Society and Politics, iFirst article, pp. 1–24'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-4318954198863494582</id><published>2009-01-07T23:34:00.000+02:00</published><updated>2009-01-07T23:38:11.741+02:00</updated><title type='text'>Benim İçin Ecevit...</title><content type='html'>Yılmaz, Hakan. 2006. “Benim İçin Ecevit”.  Boğaziçi Dergisi (Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği yayını), Aralık 2006/Sayı 113, pp.8-11.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim İçin Ecevit...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1973 yılının Eylül ayının sonlarıydı ve on yaşımı dolduralı bir kaç ay olmuştu.  İstanbul’da, dut bahçelerinin ve bahçe içindeki ahşap köşklerin tamamen ortadan kalkmadığı Erenköy’de, dayımın evindeydim.  İlkokulu henüz bitirmiş, çok uzaklardaki ailemden (annemden, demem daha doğru olur) ilk defa  ayrılmış, Galatasaray Lisesi’nde okumak üzere İstanbul’a gelmiştim.  Akşamları ağırlaşan mahzunlukla başetmenin bir yolu, o yıllarda günde bir kaç saat yayın yapan siyah-beyaz televizyonu başından sonuna dek seyretmekti.  Bir akşam, haberlerde, Meclis konuşmaları veriliyordu.  Zayıf, bıyıklı bir adam kürsüye çıktı.  Heyecanla, yüksek sesle, derslerde öğrendiğimiz güzel Türkçe’ye uygun cümleler kurarak, diğerleri gibi zorlama bir nezaketle değil ama insanı söylediklerine inanmaya çağıran bir samimiyetle konuşuyordu.  Konuşmasını, “Barış getireceğiz, barış!” diye haykırarak bitirdi.  Ben, çocuk aklımla, neden barış getireceğiz diyor bu adam, savaşta mıyız ki diye düşündüğümü hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş, bir yıl sonra geldi.  1974 yılının Temmuz ayıydı.  Galatasaray Lisesi’nin hazırlık sınıfını bitirmiş, tatil için ailemin yanına dönmüştüm.  Yaşadığımız şehire de televizyon gelmişti.  Her türlü yeni icat da olduğu gibi, televizyonun da ilk girdiği evlerden biri bizimkiydi.  Akşamları konu komşu toplanıp, “gaçah” dizisini seyreder, acemi spiker Mesut Mercan’ın okuduğu haberleri dinlerdik.  Bir akşam, bu haberlerden birinde, yine aynı zayıf, bıyıklı adam göründü.  Artık adının Bülent Ecevit ve ülkenin başbakanı olduğunu biliyordum.  Bu sefer, bir binanın önünde gazeteci mikrofonlarına konuşuyordu ve yine barış getirmekten sözediyordu.  “Biz Kıbrıs’a savaş için değil, barış getirmek için gidiyoruz” diyordu. Mahalledeki çocuklarla oynadığımız Makarios oyunundan öğrendiğim kadarıyla, Kıbrıs denilen yerde, Makarios adlı kara cübbeli, kara sakallı, kara ruhlu biri (herhalde küçüklüğümde caminin merdiveninde Tommiks okuyorum diye kulağımı çeken kötü imam gibi biri olsa gerekti bu Makarios!) Türklere çok kötülük ediyordu.  Oyunumuzun konusu da, Zaten, Makarios’u ele geçirince, ona ne yapacağımızdı.  Ecevit’in konuşmasında geçen “Kıbrıs’a barış götürme” kısmından yine pek bir şey anlamamış olmakla birlikte, kara sakallı Makarios’dan Türklerin intikamının alınması fikrini çok haklı bulmuştum.  Derken, yollardan cemseler dolusu askerler geçmeye başladı.  Çocuklar kendi aramızda konuşurken ya da akşamları büyüklerin konuşmalarına kulak kabartarak, Kıbrıs’a çıkartma yaptığımız için Amerika’nın bize kızdığını ama Sovyetler’in bizi haklı bulduğunu (1970’li yılların Amerikan aleyhtarlığının ve Sovyet sempatisinin bir nedeni de bu olmasın?), Libya’nın uçaklarımıza bedava benzin verdiğini, Yunanlıları (tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi) önümüze katıp Akdeniz’e döktüğümüzü, uçaklarımızın yanlışlıkla bir gemimizi batırdığını, Adem Yavuz adlı bir gazetecinin Kıbrıs’ta öldürüldüğünü öğrendim.  (Çok sonra, bir gün Kadıköy’e gitmek için Karaköy’de vapur beklerken, vapurun isminin Adem Yavuz olduğunu görüp, düşüncelere daldığımı hatırlıyorum).  1974 yazında yaşanan bu olayların hiç bitmeyen fon müziği ise Ayten Alpman’ın tok sesiyle söylediği ve hep birlikte eşlik ettiğimiz “Memleketim” şarkısıydı.  &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;1974 yazının sonunda, annem, kızkardeşim ve ben, babamı bir süreliğine işinin başında bırakarak, İstanbul’a göçtük ve Şişli’de, Abide-i Hürriyet Caddesi’ndeki eve taşındık.  Ben de o sonbaharda Beyoğlu’ndaki mektebin altıncı sınıfına başladım.  Kocaman, azametli, neredeyse içinde yaşayanlardan bağımsız bir hayatı olan bir binanın içine onlarca pırıltılı delikanlıyı yerleştirin.  Dışarı çıkmalarına izin vermeyin.  Beraber yatırıp, beraber yedirin.  Sivri çıkışlar yaptıklarında, isyan ettiklerinde, sıradışı görüşler ileri sürdüklerinde, bunları bu çocuklar söylemeyecek de kim söyleyecek diyerek, onları hoşgörün, hatta parlak olmak kaydıyla sivriliği ve sıradışılığı bir değer olarak gizli gizli destekleyin.  Derslerde başarılı olmak kadar, hatta ondan çok daha fazla, ders dışı alanlarda, kulüp faaliyetlerinde kendini eğitmenin daha önemli olduğu sinyalini verin.  Ve onları aç bırakın; yemek vermeyin; Cuma öğlenleri dışında, bir öğün bile lezzetli bir kap yemek geçmesin kursaklarından.  Bu delikanlılar, bu binada birbirleriyle gece gündüz, harıl harıl konuşmaya başlarlar.  Tabii ki en başta kadınlardan, aşktan ve seksten, ama bunun dışında tarihten, sanattan, edebiyattan ve politikadan.  Bu yıllar, 1975, 76 ve 77 yılları, tüm arkadaşlarımın ve benim gençlik öfkelerimizi seslendireceğimiz sert ve mert bir söylem, bir de bağlanabileceğimiz kalın çizgili bir ortak kimlik aradığımız yıllardı.  Bazılarımız, daha çok büyüklerini taklit ederek, aradıklarını bulmuş bir havaya giriyorlar, abilerinden veya ablalarından ödünç aldıkları ve tam hakim olmadıkları kavramlarla ahkam kesiyorlardı, şu şöyledir, bu böyledir, diye.  Bazılarımız orta yolcuydu; kapitalizmin de, komünizmin de iyi taraflarını alıp, ikisinden de daha iyi işleyen bir sistem kurabileceklerine inanıyorlardı.  Bazılarımız ise, bir sağa, bir sola savrulup duruyorlardı.  Ben de o savrulanlardan biriydim.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savrulma günlerinden birinde, 1977 yılının Haziran ayında (demin internetten o günün 3 Haziran olduğunu öğrendim), bir Cuma akşamı, okuldan çıkıp Taksim’e doğru yürümeye başladım.  Oradan dolmuşla Kadıköy’e geçecektim.  İstiklal Caddesi’nden meydana yaklaştığımda, kalabalıkların heryeri tıklım tıklım doldurmuş olduğunu gördüm.  AKM’nin önünde kurulmuş bir kürsüden, mavi gömlekli, zayıf, bıyıklı o adam, Bülent Ecevit, kentli, burjuva, İstanbullu bir dil kullanarak, köylülerin, işçilerin, Anadolu’nun haklarını savunan bir konuşma yapıyordu.  Bu meydanda, bu mitingten bir ay önce, kanlı 1 Mayıs yaşanmış, onlarca insan kurşunlanarak, panzerlerin altında kalarak, birbirlerini ezerek can vermişti.  2 Mayıs günü, neredeyse tüm gazeteler, katliamın nedeni olarak Lenincilerle Maocular arasındaki çatışmaları gösterdiler.  Şimdiden bakıldığında ise, bir gizli operasyon olarak Kanlı 1 Mayıs’ın iki hedefi olduğunu düşünebiliriz.  Birincisi, Kanlı 1 Mayıs, tarihinde ilk kez bu denli kitlesellik ve toplumsal görünürlük kazanan ve kendi dışındakileri de heyecanlandırmaya başlayan sola karşı, sonradan çok karşımıza çıkacak, Susurluk’ta kamyonlara çarpacak meşhur “karanlık güçler”in bir sindirme operasyonuydu.  İkincisi, Kanlı 1 Mayıs, sol solu kırıyor fikrini yayarak, solun yükselen imajını zedeleyerek, halkta yarattığı heyecanı örseleyerek, Haziran 1977’deki genel seçimlerde Ecevit’li CHP’nin tek başına iktidara gelmesini önlemeyi hedefleyen bir eylemdi.  İşte, Kanlı 1 Mayıs’ın yarattığı genel hayalkırıklığı ve yılgınlık ortamında Ecevit, zamanın başbakanı Demirel’in “Taksim’e gitme, sana suikast yapacaklar!” uyarılarına da aldırmadan, 1 Mayıs’tan bir ay sonra, solu Taksim’de yeniden topladı.  Doğrusu, Kanlı 1 Mayıs’dakine göre daha az renkli, daha az coşkulu, daha az kalabalık, daha az radikal bir topluluktu bu, ama yine de “Solcular bir daha asla Taksim’e çıkamaz” denilen günlerde, bu yargıyı kıran cesaretli bir çıkıştı.  Bu mitingten kısa bir süre sonra yapılan seçimlerde, Ecevit’in CHP’si, en aşırısından en ılımlısına kendini solda gören herkesin oyunu alarak %42’lik bir oy oranına ulaştı.  Günümüzdeki partilerin rüyasında görse inanamayacağı ve neredeyse Meclis’teki tüm sandalyeleri almalarını sağlayacak bu oran, o günkü seçim sistemi içerisinde CHP’nin çoğunluğu almasına ve tek başına hükümet olmasına yetmedi.  Ecevit’in rahat bir çoğunlukla iktidar olamaması, sadece solcular arasında değil, neredeyse tüm ülkede başlamış bir işin yarım bırakılması gibi, doymadan sofradan kalkılması gibi, verilen bir sözün tutulmaması gibi bir doyumsuzluk, bir tatminsizlik, bir hayal kırıklığı, bir içinde kalma duygusu yarattı.  Sandıktan tek başına CHP iktidarı çıkmayınca, Demirel önderliğinde merkez sağ ve aşırı sağ partileri biraraya getiren Milliyetçi Cephe hükümeti ikinci kez kuruldu.  İşin doğrusu, ilkinde kabus gibi bir şey olan MC hükümeti, ikincisinde deyim yerindeyse kabak tadı vermeye başladı.  Öyle ki, artık kimse bu bednam koalisyonun iktidarda uzun bir süre kalabileceğine inanmıyor, herkes hükümetin her an düşmesini bekliyordu.  Herkesin aklındaki “olması gereken” hükümet, bir CHP hükümetiydi.  Ama, tüm bu beklentilerin aksine, MC hükümeti bir türlü düşmüyordu.  Sonunda, MC koalisyonu, sonradan çok konuşulacak karanlık otel operasyonlarıyla, her birine izleyen CHP hükümetinde birer bakanlık koltuğu vaadedilen bir grup milletvekilinin Adalet Partisi’nden koparılmasıyla yıkıldı ve yerine CHP’nin “bağımsız” destekli hükümeti kuruldu.  CHP’nin kısa süren bu tek başına azınlık hükümeti deneyimi, kelimenin tam anlamıyla bir felaket oldu ve “umudumuz Ecevit” sloganında dile gelen büyük beklenti fos çıktı.  Bunda, şüphesiz, CHP iktidarını yıpratmak için”karanlık güçler”in terör provokasyonlarını artırıp, Kahramanmaraş’da ve Çorum’da kitlesel kırım boyutuna ulaştırmalarının hatırı sayılır bir payı vardı.  Ancak, vebalin büyüğü, yine de, özellikle kriz halindeki ekonomi ve dış politika alanlarında Ecevit liderliğindeki hükümetin ortaya, sağdan ya da soldan, hiç bir somut çözüm önerisi koyamamış olmasıydı.  İktidara gelmek isteyen, herkesin de iktidarda görmek istediği, lakin iktidar üzerine pek düşünmemiş, bu mesele hakkında pek kafa yormamış, iktidarda ne yapacağı hakkında pek bir fikri olmayan bir parti ve lider vardı karşımızda.     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ecevit, iktidarda kalması gerektiği zaman iktidarı bıraktı; iktidara gelmemesi gerektiği zaman iktidara geldi.  1974 sonbaharında, Kıbrıs zaferinin kendisine sağladığı büyük popülariteyi oya tahvil edip, CHP’yi tek başına iktidar yapmak umuduyla, Erbakan’ın MSP’si (Milli Selamet Partisi) ile yaptığı kendi deyimiyle “tarihsel uzlaşma” koalisyonunu bir hamlede, biraz da ortağını rencide edecek şekilde, bozuverdi.  Meclis’te erken seçim kararı aldıracak kadar sayısı olmamasına rağmen, neye güvenerek bu hamleyi apmış olabilir?  Burada, rasyonel değil romantik bir beklenti olduğunu sanıyorum.  Ecevit, halkın gücüne o denli inanıyordu ki, popülaritesinin bir dalga gibi yükselerek sağ partilerin direncini kırıp, onları da erken seçim kararına evet demeye zorlayacağını hayal ediyordu.  Oysa karşısında böyle hayallere ve dalgalara kendini en son kaptıracak bir kişi, köylü gerçekçiliğinin ve mühendis hesapçılığının abide ismi Süleyman Demirel vardı. Demirel, Ecevit hükümeti istifa eder etmez, derhal küçük sağ partileri topladı, bir koalisyona ikna etti ve başbakanlık koltuğuna oturdu.  Peki, Erbakan Ecevit’in erken seçim önerisine neden destek vermedi?  Aslında, Kıbrıs zaferinden, CHP kadar MSP’nin de faydalanabileceği, oylarını ve Meclis’teki sandalye sayısını artıracağı ortadaydı.  Nitekim, Erbakan da kendini “Kıbrıs fatihi” olarak tanıtmaya başlamıştı.  Erbakan, muhtemelen, şöyle bir akıl yürüttü: benim de oylarım artacak, ama CHP’ninki çok daha fazla artacak ve büyük ihtimalle CHP tek başına iktidar olacak; bu durumda komünistleri iktidara getirdin diye, beni suçlayacaklar, bu bir; büyümüş de olsam muhalefette kalıp, iktidarın nimetlerinden yararlanamayacağım, bu iki; bu durumda, erken seçim kararına destek vermek yerine, Demirel’in koalisyonundan pay almam daha iyi bir seçenektir.  Böyle de yaptı.  Sonunda, Ecevit kitlesel sevgi dalgasının üzerinde yükselerek Meclis’te çoğunluğu almak yerine, iki yıl boyunca büyük bir muhalefet partisinin lideri olarak Meclis sıralarında oturmak zorunda kaldı.  1977 sonbaharında ise, Ecevit, tıpkı 1974 sonbaharındakine benzeyen bir büyük popülariteye kavuşmuştu, bir sevgi dalgasının üzerinde sörf yapıyordu, ve yine bu “soyut halk”a güvenerek romantik ve atmaması gereken bir adım attı, 2. MC hükümetini düşürerek, dışardan destekli bir azınlık hükümeti kurdu.  CHP’nin ülkeyi sarmalayan ekonomik, iç politik, dış politik krizlerle nasıl başedecği konusunda bir programı olmaması bir yana, olmuş olsaydı bile bir azınlık hükümeti hangi zor yasayı çıkartabilir, hangi zor kararı uygulayabilirdi?  Bu durumda, romantik değil ama “köylü gerçekçilği”nden çıkacak bir taktik, herkesin sizi iktidara ittiği anda, bu hevesinizi bastırarak, 2. MC’yi oluşturan sağ partilerin krizin ateşinde ısınıp, erimelerini seyretmek olurdu.  Ecevit, 1974 sonbaharında olduğu gibi, “soyut halk”ın sevgisinin “bir şekilde” sorunları çözeceğine inandı ve hükümet oldu.  Sonunda, kendisi ve partisi halk nezdinde erirken, Demirel ve AP büyük itibar kazandı.  Ecevit’in Ocak 1978’den Ekim 1979’a dek süren hükümeti “umudun tükendiği” aylar oldu.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ecevit, köylü gerçekçiliği ve mühendis hesapçılığı yerine, halkın sevgisine güvenerek, romantik adımlar attı siyasetde.  Stratejik olarak belki yanlıştı bu adımlar, ama Ecevit’i Ecevit yapan bu romantizm değil miydi?  Üstelik, 1970’li yıllarda romantik olan sadece Ecevit değildi; Türkiye romantik bir dönemden geçiyordu.  Türkiye’de bir çok insan, bir arayış içerisinde, bir düşün peşindeydi o yıllarda.  Sol, bu arayışın, bu düşün, bu yolculuğun söylemini kuruyordu.  Nesnesi belli olmayan bir arayıştı bu.  Herkes bir yerlere gitmek istiyordu ama, kimse nereye gitmek istediğini, gittiği yerde neyle karşılaşacağını bilmiyordu.  Dahası, oraya nasıl gidileceğini de bilmiyordu kimse.  Kimisi işçi sınıfını hareketine, kimisi köylü ayaklanmasına, kimisi gerilla savaşına, kimisi seçimlere güveniyordu.  Ortalık, “Türkiye tahlilleri”nden, “baş çelişki” tartışmalarından, buna uygun “devrim stratejileri”nden geçilmiyordu.  Ecevit, kendi kişiliğinde, bu sol romantizmi en iyi temsil eden kişiydi.  Yaptıkları da, yapamadıkları da, aslında, o dönemdeki sol ütopyanın sınırlarıyla sınırlıydı bir bakıma.  Bu yüzden, örneğin, Ecevit’i 1978-79’da iktidar olduğunda Türkiye-AET ilişkilerini dondurmak ve Türkiye’ye “Avrupa trenini kaçırtmak”la suçlamak, anlamsız bir suçlamadır.  Gerçek şu ki, o dönemdeki sol düşlemin hiç bir parçasında, hiç bir temsilcisinde, hiç bir bireyinde, ne devrimci gençlerde ne de demokratik solcularda, Türkiye’nin AET’ye üyeliği diye, Türkiye’nin liberal-demokratik bir ülke olması diye bir hedef, bir amaç yoktu.  Avrupa, işin açıkçası, kimsenin umurunda bile değildi.  Çok daha büyük, çok daha yüce, çok daha heyecanlı hedefleri vardı herkesin.  Ecevit’i ya da bir başka lideri, döneminin paradigmasının, epistemesinin, ütopyasının dışına çıkamamış olmakla eleştirmek anakronizm yapmak olur.  Her paradigma, bazı şeyleri yapmaya, bazı adımları atmaya, bazı hedefleri ulaşmaya değer diye ilan ederken, diğerlerini dilden ve muhayyileden düşürür.  Ecevit, tam kendi döneminin adamıydı.  1946-1960 yılları da, 1968-1980 yılları gibi, romantik yıllardı.  1946-60 romantizmi kırsal ve sağ, 1968-80 romantizmi ise kentli ve sol bir romantizmdi.  1946-60 döneminin romantizmini kişiliğinde temsil eden lider ise Adnan Menderes’ti.  O yıllarda, CHP lideri İsmet İnönü, romantik Menderes’in karşısında hesapçı ve gerçekçi yaşlı kurt rolünü oynuyordu.  Talihin cilvesi, 1968-80 döneminde bu kez CHP ve onun lideri Ecevit romantizm bayrağını devralırken, DP’nin devamı olan AP ve onun lideri Demirel hesapçı ve gerçekçi muhalefet rolünü üstlendi.  İnönü’nün askeri-stratejist gerçekçiliği ile, Demirel’in köylü-taktisyen gerçekçiliği arasındaki farkın da altını çizmek gerekir, bu noktada.                          &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1946 sonrasındaki çok partili hayatımıza baktığımızda, yenilikçi çıkışların genelde sağdan geldiğini görürüz.  Sol ise, özellikle günümüzde, Necdet Calp’ın meşhur “Sattırmam kardeşim köprüyü!” çıkışında simgelenen, yaptırmaz-ettirmezci bir anlayış üzerine kurmuştur savunma hattını.  1970’li yıllar, yenilikçiliğin soldan geldiği ve halkta büyük heyecan uyandırdığı yegane dönemdir.  Ecevit, bu sol-yenilikçi rüzgarın baş aktörlerinden, esas oğlanlarından biriydi.  Çoğumuz gibi o da o kendi yarattığı rüzgarla savruldu, gitti.  &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-4318954198863494582?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/4318954198863494582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/4318954198863494582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2009/01/benim-iin-ecevit.html' title='Benim İçin Ecevit...'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-2362402613295129699</id><published>2008-07-20T02:45:00.000+03:00</published><updated>2008-07-20T02:56:00.294+03:00</updated><title type='text'>Bir Yurttaşlık Hakkı Olarak Laiklik</title><content type='html'>Bir Yurttaşlık Hakkı Olarak Laiklik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Star Gazetesi, 7 Temmuz 2008)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laiklik, tarihsel olarak ve klasik anlamda makro-kamusal bir kurumdur ve devlet-din ilişkilerini tanzim etmeye yöneliktir.  Laiklik, klasik anlamda, din-devlet ayrışmasına tekabül eder, ve devlete ait bir özellik olarak karşımıza çıkar.  Bu makro-kamusal anlamıyla laiklik, din kurumlarıyla (örneğin, Hıristiyanlık’ta kilise; İslam’da tarikatler ve cemaatler) devlet kurumlarının; din kurallarıyla (örneğin, Hıristiyanlık’ta Papalık kanunları; İslam’da Şeriat) devlet kurallarının (örneğin, anayasalar, yasalar, yönetmelikler) ayrışmasına tekabül eder.  Bu ayrışma, bir yanıyla, devletin dinsel kurum ve kurallardan ayrışmasını ve dinler karşısında tarafsızlaşmasını (örneğin, “resmi din” kurumundan vazgeçilmesini); öbür yanıyla da, devletin, dinsel inanç ve ibadetlerin bireysel ve toplu olarak özgürce yaşanmasına ve yayılmasına engel olmamasını ifade eder.  Bu ikinci boyut konusunda başlıca kısıtlama, dinsel inanç ve ibadetler yaşanırken, bunun kanunlarla belirlenen “kamu düzeni”ni bozmaması ve diğer temel hak ve hürriyetlerin icra edilmesini engellememesidir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada altı çizilmesi gereken bir nokta, doğrudan inanç ve ibadete ayrılmış cami gibi dinsel kurumlar hariç, inanç ve ibadet hürriyetiyle diğer hak, hürriyet ve sorumluluklar arasında bir çelişki çıktığında, önceliğin diğer hak, hürriyet ve sorumluluklara verileceğidir.  Laiklik, tarihsel gelişimi içerisinde, hak, hürriyet ve sorumluluklar arasında dünyevi olanlara dinsel olanlar karşısında öncelik veren bir normatif sıralamayı da içerir.  Örneğin, bir asker, bir doktor, bir polis veya bir öğretmen, görevini icra ederken, bu görevlerin icrası için konulmuş kural ve değerlere, dinsel inançlarından kaynaklanan kural ve değerler karşısında öncelik vermekle yükümlüdür.      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik makro-kamusal laikliğin iki çok bilinen ifadesi, ABD Anayasası’na 1791 yılında konan Birinci Değişiklik ile, Fransa’da 1905 yılında çıkarılan Kilise-Devlet Ayrımı Yasası’ndaki ifadedir.  ABD Anayasası’ndaki ifade şöyle der: “Kongre, ülkede bir dini yerleştirmeyi veya bir dinin serbestçe icra edilmesini engellemeyi amaçlayan bir kanun yapamaz”.  Burada, devletin hem bir dini topluma dayatması, hem de toplumda varolan bir dinin serbestçe yaşanmasını engellemesi anayasa tarafından yasaklanmaktadır.  Fransa’daki 1905 Yasası’ndaki ifade ise, ABD Anayasası’ndaki ifadenin sadece “devlet din yerleştiremez” kısmını, kuvvetlendirerek almıştır.  Buna göre, “Fransız Cumhuriyeti hiç bir dini resmi din olarak tanımaz, din görevlilerine maaş vermez, dini faaliyetleri kısmen de olsa desteklemez.”  Fransız Anayasası’nın birinci maddesi ise, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndakine çok benzer bir ifade ile, devletin laik karakterine vurgu yapar.  Buna göre, “Fransa, laik, demokratik, sosyal bir Cumhuriyet’dir ve bölünmez bir bütündür”.  Türkiye’de Cumhuriyet’in erken dönemlerinde formüle edilen ve uygulamaya konulan laiklik ilkesi de, özü itibariyle, bu tarihsel örneklere, özel olarak da Fransız laikliğine benzer.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 Eylül ayında gerçekleştirdiğimiz “Türkiye’de Orta Sınıf” araştırması kapsamında yürüttüğümüz kamuoyu yoklamasına göre, Türkiye’de kentsel bölgelerde yaşayan halkın yüzde 45’i laikliğin bugünkü haliyle, hiç değiştirilmeden, eksiksiz uygulanmasından yanadır. Halkın yüzde 21’i, özünde laiklikten yana olmakla birlikte, laiklik konusunda ancak çok dar kapsamlı reformlardan yana olduğunu; yüzde 9’u, laiklik konusunda bir kutuplaşma yaşandığına inanmadığını; yüzde 25’i ise laiklik konusunda bir fikri olmadığını beyan etmektedir.  Kısacası, bu konuda bir fikir beyan etmeyen ve laiklik konusunda bir kutuplaşma yaşandığına inanmayanları bir tarafa koysak bile, Türkiye’de kentsel nüfusun yaklaşık yüzde 66’sı makro-kamusal laiklik konusunda oldukça katı bir korumacı tutum sergilemektedir.  Öte yandan, yine aynı araştırmanın gösterdiği bir başka bulgu da şudur: halkın yüzde 86’sını oluşturan çok büyük bir çoğunluğa göre, “Bir kişi hem iyi bir Müslüman olabilir, hem de laik değerleri ve kurumları tam anlamıyla benimseyebilir.”.  Bu bulgular, Türkiye’de laikliğin bir Cumhuriyet değeri olarak halkın çoğunluğunun benimsediği bir değer olduğuna, dindarlık ve laikliğin halkın kültürü ve yaşantısı içerisinde meczedilebildiğine işaret etmektedir.          &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laikliğin, bu makro-kamusal anlamının yanısıra, son zamanlarda vurgulanan bir başka anlamı daha belirmeye başlamıştır.  Bu laikliğe, mikro-sosyal laiklik adını verebiliriz.  Burada, laikliğin doğrudan bireylerin hayatını ve birey-devlet ilişkilerini ilgilendiren bir yeni yorumuyla karşılaşıyoruz.  Bu yeni yorumunda, laiklik, kamu gücünü temsil eden herhangi bir kişi veya kurumun, bu gücü kullanarak bireylere bir dinsel kural ve değer dayatamamasıdır, şeklinde tarif edilebilir.  Bir yurttaşlık hakkı olarak laikliğin ihlaline yolaçacak uygulama, merkezi devlet organlarından çok, yurttaşlarla birebir ilişkide olan devlet memurlarının veya yerel yöneticilerin, bir kamu hizmetini sunma vaadi, veya bir kamu hizmetinden yoksun bırakma tehdidiyle, yurttaştan bir dinsel kuralı ve değeri benimsemesini talep etmesidir.  Laiklik hakkının ihlalinde belirleyici unsur “kamu gücü”nü elinde bulundurmak ve bu kamu gücü dolayısıyla yurttaşlara bir dinsel değer veya kural dayatmaktır.  Bu bağlamda, polisten öğretmene, belediye zabıtasından tapu memuruna, yargıçtan devlet yardımı dağıtan görevliye dek, kamu gücü ile hizmet sunan her devlet görevlisinin, yurttaşlarla kurduğu ilişkide açık veya gizli bir dinsel kural dayatmasından sözediyoruz.  Yukarıda sözünü ettiğimiz araştırmanın bulguları, ülkemizde, bazı kamu görevlilerinin böyle bir din dayatmacılığı yaptıklarına veya yapabileceklerine inanan oldukça geniş bir toplumsal kesimin bulunduğunu da göstermiştir.  Nitekim, kentsel toplumun yaklaşık yüzde 30’u laikliği tehdit altında görürken, yüzde 57’sinin ise böyle bir tehdit algılamasına sahip olmadığı ortaya çıkmıştır.    &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Toplum içerisinde, bir yandan “devletin din dayattığını” düşünen kesimler bulunmaktayken, öbür yandan da “devletin, dinin serbestçe icra edilmesine engel çıkardığını” düşünen başka gruplar bulunmaktadır.  Geniş kesimlere malolmuş bu algılar, olgulara dayanmasalar bile, sadece algı olarak kalsalar dahi toplumda huzursuzluk ve bunalım yaratma potansiyeli taşımaktadırlar.  Bu durumda, siyasal huzursuzluk yaratmaya aday bu toplumsal gerilimin  üzerine hukukla gitmek ve sorunu hukuksallaştırmak gerekmektedir.  Hukusallaştırılamayan bir toplumsal sorunun, hızla siyasallaşacağını, bölünme ve çatışma doğurabileceğini görmemiz gerekir.  Daha önce “laiklik ombudsmanı” olarak önerdiğimiz kurum, işte böyle bir hukuksallaştırma aracıdır.  Ombudsmanlık, etnisite, din, cinsiyet ve benzeri temel konularda kamu görevlileri tarafından yapılan ayrımcılıkla ve hak ihlalleriyle başedebilmek için oluşturulmuş bir arabulucu kurumdur.  Laiklik Ombudsmanlığı, devlete ait bir özellik olan laiklikten ziyade, bir yurttaşlık hakkı olarak laikliğin korunmasını sağlayacak bir kurumdur.  Eğer bir yurttaş, bir kamu görevlisinin, bir kamu hizmetini sunma vaadi veya sunmama tehdidi ile kendisine bir dinsel norm dayattığını düşünüyorsa, o zaman nereye gitmeli, bir yurttaş olarak laiklik haklarını nerede aramalıdır?  İkinci olarak, bir toplumsal gücü elinde bulunduran bir grubun, kendisine dinsel bir norm dayatmasından rahatsız olan bir yurttaş, haklarını nasıl savunacaktır?  Laiklik Ombudsmanı’nın üç ana görevi olacaktır:&lt;br /&gt;1. Kamusal veya toplumsal güç kullanarak dinsel norm dayatan kişi, grup ve kurumları uyarmak; gerektiğinde uzlaştırıcı ve arabulucu bir rol oynamak; gerektiğinde güvenlik güçlerini ve yargı güçlerini harekete geçmeye davet etmek.&lt;br /&gt;2. Bu tür dinsel norm dayatmalarının ilk başvuru mercii olarak, şikayetleri toplayıp, toplumumuzda hangi tür dayatmaların olduğunun bir kataloğunu çıkarmak. &lt;br /&gt;3. Kendisine iletilen şikayetlerden hareketle, dinsel norm dayatmalarını önlemek için hangi anayasal, yasal ve kurumsal kural ve yapılara ihtiyaç duyduğumuzu tespit edip,  bu konuda yasama ve yürütme organlarına tavsiyelerde bulunmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laiklik Ombudsmanı, esas olarak “devletin yurttaşlara din dayatması”ndan, vicdan ve inanç hürriyetinin ihlal edilmesinden, dinsel çoğulculuğa saygı gösterilmemesinden kaynaklanan sorunlarla uğraşacaktır.  Bir başka ombudsmanlık da, laikliğin ikinci cephesinde çıkan sorunlarla, yani devletin, yurttaşların dinlerini serbestçe icra etmelerini engellemesinden kaynaklanan hak ihlalleriyle uğraşabilir.  Her iki durumda da, amaç, bir toplumsal huzursuzluğu siyasal çatışmaya dönüşmeden, Anayasa’nın ilkeleri ve Cumhuriyet’in değerleri çerçevesinde, hukuk yoluyla çözmeye çalışmaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-2362402613295129699?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/2362402613295129699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/2362402613295129699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/07/bir-yurttalk-hakk-olarak-laiklik.html' title='Bir Yurttaşlık Hakkı Olarak Laiklik'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-8265481408953274523</id><published>2008-07-20T02:36:00.001+03:00</published><updated>2008-07-20T02:42:10.534+03:00</updated><title type='text'>CONSERVATISM IN TURKEY: MAIN THEMES AND GROUPS</title><content type='html'>CONSERVATISM IN TURKEY: MAIN THEMES AND GROUPS &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prepared for Publication at the Turkish Policy Quarterly&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Introduction&lt;br /&gt;Between July 2005 and July 2006, we have conducted a research project entitled “Major Variants of Conservatism in Turkey” .  Using in-depth interviews and a nation-wide opinion survey, we have explored conservative political beliefs and attitudes in today’s Turkey, and attempted to answer the following questions:  &lt;br /&gt;1. To what extent and in which areas of their lives did the Turkish people perceive themselves as thinking and behaving conservatively?  How did the people perceive and make use of “traditions” in their public and private decision-making processes and what strategies did they develop to make sense of and cope with change?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. What was the strength of conservative values in the area of the regulation of sexuality and women’s rights in the sphere of family and private life?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. What was the strength of conservative values in the area of the regulation of gender relations and women’s rights in the public sphere?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. To what extent did the people take into account religious beliefs and considerations in making decisions on the political, social and personal issues that are of importance to them?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;At the beginning of the research, we expected to find two major streams of conservatism in Turkey.  One of these two streams we expected to discover was political conservatism, which would come in the form of new nationalism (known by such names as ulusalcılık or ulusal sol), be marked by anti-Western (Euroskeptic and anti-American) overtones, and be purporting to “conserve” the nation-state and national values in the faces of the forces of Europeanization and globalization.  The second area of conservatism we expected to find was social conservatism of an Islamic variety, which would be willing to conserve the religious regulatory mechanisms in the area of sexuality, gender relations, and family values.  We were thinking that political conservatism, aiming to defend the nation-state, would be the more important brand of conservatism, and social conservatism, focused on the regulation of sexuality and gender relations, would come in a second place.  We were clearly mistaken in the order of importance of these two conservative streams.  The results proved just the opposite.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hence, social conservatism emerged to be the more influential realm of Turkish conservatism, centered upon an idealized “holy family”, which itself was revolving around an idealized “woman”, who was supposed to be equal with men, but at the same time honorable (namuslu) and hard-working (hamarat).  Religion appeared to be an ideology which legitimized and upheld that “holy family”, particularly as regards the “equal, honorable and hardworking” position of women in that family structure.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Political conservatism, on the other hand, came almost exclusively in the form of a skepticism towards the West (the EU and the USA).  However, although they expressed strong West-skeptic tendencies, the majority of the respondents also expressed their support for Turkey’s EU membership.  In a like manner, the great majority of the respondents expressed their support for the Republican project of Westernization and modernization, and they defined the “ideal Turk” as one who blended in his/her culture Turkish and Western values.  In Turkey, we did not observe a British or American style political conservatism in the sense of defending the existing political order, values, and institutions.  However, we have not observed significant currents of reformism in the area of politics either.  Except for defensive reflexes in reaction to the real or perceived threats from the West, the political arena seemed quite neutral with respect to the claims for protection and the demands for change.  In other words, the Turkish public expressed neither a strong conservatism, nor a strong reformism in the area of politics.  That means that what the public mainly expected from politics was that it stayed stable and did not create turmoils and crises, particularly the ones that had a potential of triggering economic crises, such as the one that had happened back in 2001.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We observed that the Turkish public appeared to be wanting to protect their “moderately patriarchal” family structures; they were for the general Western orientation of Turkey and they wanted their country to join the EU, despite big reservations about Europe and about the West in general; they wanted change in the area of the economy in the direction of a more equal distribution of income; and, finally, they had no strong ideas of change or conservation in the area of politics.  The golden formula for Turkish conservatism thus appeared to be: “protect the family; change the economy; ensure political stability; and, make us a member of the EU, without sacrificing our national customs and traditions.”  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conservative Themes&lt;br /&gt;The following table outlines the main conservative themes and the general level of support for each of them.  It is to be noted that, from a statistical point of view, each of the four themes is a cluster that reflects the composite impact of many single variables.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Those with high conservative attitudes&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;Religious conservatism; one’s relying on religious norms and values in making his/her personal, social, and political decisions 67% &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conservatism in the area of sexuality: women's rights and male-female equality in the sphere of family and private life 59% &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Traditionalism; resistance to change 48% &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conservatism in the area of gender relations: women's rights and male-female equality in the sphere of political and economic life 27% &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Those with low or no conservative attitudes&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Religious conservatism; one’s relying on religious norms and values in making his/her personal, social, and political decisions 33%&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conservatism in the area of sexuality: women's rights and male-female equality in the sphere of family and private life 41%&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Traditionalism; resistance to change 52%&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conservatism in the area of gender relations: women's rights and male-female equality in the sphere of political and economic life 73%&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It is apparent that religious conservatism, a person’s relying on religious norms and values in making his/her personal, social, and political decisions, was by far the most widespread dimension of conservatism in Turkey.  Religious conservatism was followed by what can be called “sexual conservatism”, which designated an attempt to regulate sexuality and in particular women’s values and behavior in the intimacy of family and personal life.  Conversely, when it came to women’s rights in the political and economic realms, on the other hand, the early Republican emphasis on male-female equality seems to have dominated the thinking of the general public in that direction, as the great majority of our respondents expressed a favorable attitude towards gender equality in the public sphere.  Finally, regarding the theme of traditionalism and resistance to change, the public looked divided into two roughly equal chunks, one chunk favoring traditions and opposing change, and the other one welcoming change and non-traditional ways of doing things.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conservative Groups&lt;br /&gt;Let us now look which of the social groups, shown in the table below, occupied the top places for each of the four dimensions of conservatism mentioned above.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ideology: Opinion Leaders One Follows (Right-wing/Religious/Nationalist vs. Left-wing/Secular/Liberal)&lt;br /&gt;Ideology: Political Party Preference&lt;br /&gt;Ideology: Self-Placement along the 1-10 Left-Right Scale&lt;br /&gt;Ideology: Self-Placement along the 1-10 Nationalism Scale&lt;br /&gt;Ideology: Self-Placement along the 1-10 Religiosity Scale&lt;br /&gt;Place of Residence: Geographic Region of Residence&lt;br /&gt;Place of Residence: Metropolitan Areas (Istanbul, Ankara, İzmir)&lt;br /&gt;Place of Residence: Urban or Rural&lt;br /&gt;Socioeconomic Status: Age&lt;br /&gt;Socioeconomic Status: Employment (Full-time, Part-time, Seasonal, Housewife, Unemployed)&lt;br /&gt;Socioeconomic Status: Gender&lt;br /&gt;Socioeconomic Status: Knowledge of Foreign Languages&lt;br /&gt;Socioeconomic Status: Level of Education&lt;br /&gt;Socioeconomic Status: Level of Income&lt;br /&gt;Socioeconomic Status: Marriage&lt;br /&gt;Socioeconomic Status: Mother Tongue&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;The groups topping the line of high religious conservatism were, from top to bottom, the ones who did not have a formal education; those who followed right-wing/religious/nationalist opinion leaders; those who placed themselves to the right of the left-right scale; and those who would have voted for AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi – Justice and Development Party) if there had been an election then.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The groups who ranked high along the line of low religious conservatism, on the other hand, were those who lived in one of the three metropolitan cities (Ankara, İstanbul, and İzmir); students in the universities and post-graduate institutions; those who placed themselves to the left of the left-right scale; CHP (Cumhuriyet Halk Partisi -- Republican People’s Party) voters; speakers of a western European language (English, French, or German); those who were in the middle-to-upper ranges of monthly household income;  those who followed left-wing/secular/liberal opinion leaders; and those who placed themselves on the low points of the nationalism scale.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Those who were at the top of the list as regards high conservatism in the area of sexuality and male-female equality in the sphere of private life were: MHP (Milliyetçi Hareket Partisi – Nationalist Action Party) voters; followers of right-wing/religious/nationalist opinion leaders; people living in the rural areas; right-wing people; people with 5-year elementary school diplomas; and AKP voters.  Conversely, those who came at the top of the low conservatism list in the area of sexuality and male-female equality in the sphere of family life were: those who placed themselves at the low ends of the religiosity and nationalism scales; students; middle-to-high income earners; leftists; people living in İstanbul or Ankara; CHP voters; and people with a university or post-graduate degree. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An observation of the groups who were at the top of the remaining two high conservatism dimensions, namely, “traditionalism/resistance to change” and “attitudes towards male-female equality in political and economic life”, in which non-conservatives outweighed conservatives, shows that, like in the previous two conservatism dimensions, we see people who followed right-wing/religious/nationalist opinion leaders; people with right-wing and nationalist leanings; AKP and MHP voters; those who lived in the rural areas; and those who had no formal education or had an elementary school diploma only.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conversely, the groups who topped the lines of low conservatism along the dimensions of  “traditionalism/resistance to change” and “attitudes towards male-female equality in political and economic life”, were those who placed themselves at the lower points of the religiosity and nationalism scales and who chose the left side of the left-right scale; residents in one of the three big cities; people in the middle-to-upper income brackets; students; speakers of a western European language; followers of left-wing/secular/liberal opinion leaders; CHP voters; and people with a university or post-graduate degree. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;From these data, we can come to the conclusion that whether a person would have a high or low level of conservatism depended, to a great extent, on his/her ideological orientation (his/her self-placement along the nationalism, left-right, and religiosity scales); the opinion leaders he/she follows (right-wing/religious/nationalist versus left-wing/secular/liberal); his/her party preferences (AKP/MHP versus CHP); his/her place of residence (rural versus urban; metropolitan versus provincial cities); and his/her levels of education and income.  It is to be noted that, age, gender, and ethnic identity (as measured by one’s mother tongue) did not directly appear among the basic determinants of conservative attitudes.  These findings allow us to predict that, in line with the basic tenets of the modernization theory, conservatism, in all its four dimensions, can be expected to lessen as people move from the rural to the urban and from the provincial to the metropolitan areas.  Similarly, and again in accordance with the basic assumptions of the modernization theory, an increase in general levels of education and income would also reduce conservative attitudes.  On the other hand, a person’s politicization by means of right-wing, religious and nationalist political parties and opinion leaders would tend to boost his/her conservative orientation.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Concluding Remarks&lt;br /&gt;At this point, an interesting question would be the direction and intensity of change in a person’s degree of conservatism if that person underwent both a rise in his/her socioeconomic status and, at the same time, a path of politicization through religious and nationalist parties and opinion leaders.  Such a phenomenon has been taking place in Turkey under the AKP rule for the last 5-6 years.  A simultaneous operation of seemingly conflicting forces might bring about quite unexpected outcomes.  One likely outcome could be a reinterpretation of the teachings of religion and the principles of nationalism to make them more congruent with the realities and requirements of a higher social, economic and cultural status.  This situation would roughly correspond to what some authors have formulated as the emergence of “non-Western or Islamic forms of modernity”, which we could observe in countries like Malaysia, Iran, Morocco, some Turkish cities, and some western European cities with sizeable Muslim immigrants.  Another likely outcome could be a remodeling of the newly acquired higher socioeconomic status and cultural capital to make it conform to the basically unchanged principles of religion and nationalism.  At this point, we could have what we might call a version of “modernity alla Dubai”, with divided lives and minds, emphasizing the consumption aspect and technical sides of modernity.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-8265481408953274523?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/8265481408953274523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/8265481408953274523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/07/conservatism-in-turkey-main-themes-and.html' title='CONSERVATISM IN TURKEY: MAIN THEMES AND GROUPS'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-8331354911828776033</id><published>2008-06-24T01:01:00.001+03:00</published><updated>2008-06-24T01:04:04.338+03:00</updated><title type='text'>LAİKLİK OMBUDSMANLIĞI</title><content type='html'>Kısaltılmış versiyonunun yayımlandığı yer&lt;br /&gt;Akşam Gazetesi, 24 Haziran 2008&lt;br /&gt;Nagehan Alçı ile söyleşi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Plan:&lt;br /&gt;Türkiye ilk kez, yıllardır etrafında dolaştığı bir kavramı açık açık tartışıyor: Laiklik. Bu tartışmayla birlikte toplumun ne kadar  kutuplaştığı, kimin kendine nasıl bir dünya tasavvur ettiği de çıkıyor ortaya.&lt;br /&gt;Bir kesim laikliği koruma pahasına her şeyi feda etmeye hazır gibi  bir tablo çizerken, diğer bir kesim de sanki Türkiye’deki tüm anti-demokratik uygulamaların laiklikle bağlantılı olduğu havasını yaratmaya çalışıyor. Sonuçta her iki kesimde de bir tedirginlik var. &lt;br /&gt;Biz de bu hafta laiklik kavramını enine boyuna tartışmanın gerekli olduğunu düşündük ve Cuma günü Boğaziçi Üniversitesi’nde Prof. Hakan Yılmaz ile bir araya geldik. Yılmaz’ın fikir babalığı yaptığı “laiklik ombudsmanlığı” projesi kısa süre önce Olli Rehn tarafından dile getirilmiş ve Avrupa’dan da büyük destek bulmuştu. Bu proje uygulandığı takdirde toplumdaki rahatsızlıkları tespit şansı yakalanacağını söyleyen Yılmaz son günlerde yapılan tartışmayı da dünyadaki laiklik konusunda yapılan en derinlikli tartışma olarak niteledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LAİKLİK OMBUDSMANLIĞI ÇÖZÜM OLABİLİR&lt;br /&gt;- Bir süre önce ortaya attığınız laiklik ombudsmanlığı kavramını derinlemesine tartışmak içinde bulunduğumuz sorunlara bir çıkış yolu sunabilir. Bu kavram neleri içeriyor?&lt;br /&gt;Ombudsmanlık bir kamu kurumu. İskandinav ülkelerinden çıkmış ve neredeyse tüm AB ülkelerinde kurulmuş. Bunlara ilaveten AB’nin de kendine ait bir ombudsmanı var. Ombudsmanlar genelde parlamentolar tarafından seçilen kişiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Görevleri ne?&lt;br /&gt;Halk adına devleti denetliyorlar. Bir nevi kamu savunucusu yani. İskandinavya’da onlarca yıldır işliyor bu sistem. Yunanistan, İspanya gibi ülkelerde ise AB’ye girdiklerinden sonra kurulmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Salt dinden kaynaklanan sorunlarla mı ilgileniyor ombudsman?&lt;br /&gt;Hayır, bireylerin hak ve hürriyetlerini savunuyorlar. Anayasa ve yasalarda tanınan temel hak ve hürriyetleri devlet ve devlet gücünü kullanan organlar karşısında savunan bir kurum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ama nihai bir merci değil sanırım.&lt;br /&gt;Hayır, arabulucu. En önemli özelliği güvenilir olması. Bunun için hak ve hürriyet koruyuculuğu konusunda öne çıkmış, güvenilir bir ismin oraya getirilmesi gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Mekanizma nasıl işliyor?&lt;br /&gt;Ben Yunanistan’dakini inceleme şansı buldum. Orada önce kuruma şikayet yağmaya başlamış, sonra bu şikayetlerin nerelerde yoğunlaştığını tespit etmişler, ona göre o alanları değerlendirmişler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ombudsmanların yaptırım gücü var mı?&lt;br /&gt;Hayır ama soruşturma, arabulma ve “utandırma” gücü var. Örneğin bir belediyeden şikayet var. Gidiyor, inceleme yapıyor ve bir tespite ulaşıyor. Artık o tespit açıklanabilir bir veri oluyor. Basına da verebilir. Zaten olay şeffaflaştığı için insanlar sorunu orada çözme eğilimine giriyorlar. Bir tür kontrol mekanizması. Ombudsman seni haklı bulursa ve buna rağmen kurum sorunu çözmezse mahkemeye gitme hakkın var. Ve büyük ihtimalle davayı kazanıyorsun. Türkiye’de bir çok ayrımcılık var ama bunların nerelerde, ne kadar yoğun olduğunu bilmiyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Türkiye’de olması gerekene neden laiklik ombudsmanı dediniz?&lt;br /&gt;Geçtiğimiz Eylül ayında yürüttüğümüz bir araştırmada (“Türkiye’de Orta Sınıf” araştırması) Türkiye’de yaklaşık yüzde 30’luk bir kesimin laikliğin tehdit altında olduğunu düşündüğü ortaya çıktı.  Bundan önce, 2005 sonunda yaptığımız “Türkiye’de Muhafazakarlık” araştırmasında da, geniş kesimlerin “din dışı” olarak değerlendirdikleri yaşantılara karşı ciddi bir hoşgörüsüzlük içinde olduklarını bulmuştuk.  Demek ki, görüş ve yaşantıları bakımından belli bir din yorumunun dışına çıktıkları ve “aykırı” bulundukları için, hem devletten, hem de toplumdan kaynaklanan bir baskı ve tehdit altında olduklarını düşünen geniş kesimler var toplumda.  Bu kesimlerin dinsel çoğulculuk haklarının korunması amacıyla böyle bir kurumun kurulmasını önerdim.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sanırım bu noktada öncelikle laikliği tanımlamakta fayda var.&lt;br /&gt;Evet. Laikliği iki düzeyde tanımlamak gerek. İlki tepeyi düzenleyen, makro politik laiklik. Bu düzeyden bakıldığında, laiklikten, devletin kurum ve kurallarının dine dayandırılmaması, yani devletin dinden bağımsızlaşmasını anlamak gerekiyor.  Laikliğin bir de aşağıya doğru inen tarafı var. Yani yurttaşlık hakkı olarak laiklik. Bu ikinci yorumuyla laiklik, devlet veya kamu kurumları, kişilerle ilişki kurduğunda o kişilere dinsel bir norm dayatamaz demek.  Özetle, toplumda dinsel anlamda mutlaka bir çoğulculuk olması gerekir. Devletin bir din yorumunu daha iyi veya daha makbul bulması ve bunu yurttaşlara dayatması gibi bir politika söz konusu olmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Türkiye bu, çerçevesini çizdiğiniz anlamda ne kadar laik?&lt;br /&gt;Türkiye’de insanlar iki konudan şikayet ediyorlar: 1) kendilerine bir dinsel norm dayatıldığından ve 2) toplumda dinsel bir çoğulculuk olmadığından, kendi din anlayışlarının dinsizlik ya da az dindarlık diye yaftalandırıldığından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu şikayetlerin panzehiri  Anayasa Mahkemesi Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın “Laiklik bir yaşam biçimidir” tanımlamasına uyum mudur peki?&lt;br /&gt;Hayır, laiklik bir yaşam biçimi değildir. Laiklik olarak başı açık olmak, batılı bir hayat tarzı sürmek, arada bir de alkol almak tarif ediliyorsa, bu çok dar bir tanım olur. Yani başını bağlayıp, kocaya itaat etmeyi doğru sayan görüş kadar tutucu bir tanım olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İlkinin laiklik olduğunu savunanlar “Türkiye’nin laikliği kendine özgüdür”, deyip işin içinden çıkıyorlar. Laiklik evrensel bir kavram değil midir? Türkiye’nin özgünlüğünü laikliğe dayandırmak, demokrasi dışı uygulamalara yeşil ışık yakmaz mı?&lt;br /&gt;Laiklik ya da başka herhangi bir kurum Türkiye’ye özgüdür, dediğimizde bu kapı açılıyor. Laikliğin evrensel bir tarafı var, doğru. Ama laikliğin en katı anlamda tanımlandığı yer Türkiye anayasası. Bunun da nedeni teokratik bir imparatorluğun mirasçısı olmamız. Böyle güçlü bir dinsel geleneği durdurmak için böylesine güçlü bir laiklik yorumu yapılmış. Dolayısıyla bir özgün tarafı da var. Ama bu özgün tarafı çok abartırsak laikliği ne pahasına olursa olsun koruma noktasına geliriz. O bedel de insan hakları ve demokrasi olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Son yaşanan tartışmalarla laiklik tabusu mu yıkılıyor Türkiye’de?&lt;br /&gt;Son tartışmalar çok verimli tartışmalar. İlk kez tartışmanın bütün tarafları laiklik konusundaki pozisyonlarını ortaya koyuyorlar. Türkiye şu anda dünyada laiklik üzerine yapılmakta olan en derinlikli tartışmayı yürütüyor. “Laiklik tabusu mu yıkılıyor? sorusuna gelince… Bu sorudan, şunu anlıyorum: laiklik konusunda da, tıpkı dinde olduğu gibi, tek ve mutlak bir norm koyamayız ve bu konudaki tartışmayı kapanmış sayamayız.  Bu anlamıyla, 80’lerde Anadolu’dan büyük kentlere gelen dindar kesimlerin siyasette kendilerini belli etmesiyle yıkılmaya başladı bu “tabu”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tabu yıkılmaya başlasa da konu ile ilgili paranoyalar sürüyor. Örneğin muhafazakarlık ve laiklik arasında bir ters orantı olduğu düşünülüyor. Var mıdır sizce?&lt;br /&gt;Hayır, bu ülkenin çoğunluğu kendini muhafazakar olarak tanımlayan insanlardan oluşuyor.  Bu muhafazakar insanların da önemli bir bölümü, muhafazakar olmayanlar kadar laikliğe sahip çıkabiliyor.  Nitekim, bizim 2007 Eylül’ünde yaptığımız araştırmaya dönecek olursak, laiklik hiç değiştirilmeden uygulanmalı diyen kesim yüzde 45. Demek ki muhafazakar kesimin de bir bölümü  laiklik konusunda hassas. Türkiye’nin yapıtaşları arasından laikliği çekersek o zaman Malezya ya da Fas gibi oluruz.  Türkiye’yi Türkiye yapan, ona diğer İslam ülkeleri arasında özgünlüğünü veren laikliktir.  Sanıyorum, bu konuda vatandaşlar arasında da bir konsensus var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Zaten tartışılan laikliğin varlığı değil nasıl bir laiklik olması gerektiği.&lt;br /&gt;Laikliği tartışmalıyız, ama özüne de dokunmamalıyız.  Türkiye’deki laikliğin en önemli özelliklerinden biri bizim kadın yurttaşlarımızın başları açık da dolaşabilen, buna hakları olan, bu konuda devletten veya toplumdan kaynaklanan baskılarla kısıtlanmayan yurttaşlar olmalarıdır. Çünkü “örtülü ve modern” kadın özgün değildir; İranlısı, Faslısı, Cezayirlisi, batı toplumlarında yaşayan Müslüman kadınların büyük çoğunluğu zaten öyledir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Örtülü olan ama modern kadın tanımına, çarşaflı kadınları da mı sokuyorsunuz?&lt;br /&gt;Çarşaf da bir örtü. “Çarşaflı ve modern” bir kadın da pekala olabilir ve var. Ama Nilüfer Göle’nin tarif ettiği modern mahrem tanımına giren kadınlar İslam dünyasında her yerde var. Türkiye’deki kadının farkı, “Müslüman olma, ama örtülü olmama hakkı” şeklinde formüle edebileceğimiz “laiklik hakkı”na sahip olmasıdır.  Bunun çok önemli ve özgün bir hak olduğunun farkına varmamız lazım. Türkiye’nin mayasında bu hak var. Cumhuriyetin bize sunduğu ve bizi özendirdiği budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ama isteyen de “özenmedim” deme hakkına sahip değil midir?&lt;br /&gt;Sahiptir. Onun doğal hakkı özenmemek olabilir, ama o da bu hakka ve onu uygulayanlara saygı duyabilir, “sen dinden çıktın, neden beni de özendirmeye çalışıyorsun?” demek yerine. Cumhuriyeti kötüleyici, rencide edici yaklaşımların, toplumda duygusal gerilmeler, kırılmalar yarattığını düşünüyorum.  Cumhuriyetle didişerek bir yere varamayız. Cumhuriyetin kuruluş felsefesini ve bu bağlamda laikliği kötülemek, rencide etmek yerine, anlamaya çalışmanın, ortak bir demokratik zemin geliştirilmesine çok daha fazla katkıda bulunacağını düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--KUTU&lt;br /&gt;Kültür ve kimlikler uzmanı&lt;br /&gt;Doktorasını Columbia Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde tamamlayan Prof. Dr. Hakan Yılmaz, yazı ve araştırmalarında İkinci Dünya savaşı sonrası Türk siyasal hayatı, demokratikleşme, Avrupa bütünleşmesi ve Türkiye-Avrupa ilişkilerinin kültür ve kimlik boyutlarını ele aldı. Türkiye’deki muhafazakar düşünce ve İslam’ın Avrupa kimliğindeki yeri konuları üzerine çalışmalar yaptı. Halen Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyeliği yapıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-8331354911828776033?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/8331354911828776033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/8331354911828776033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/06/laiklik-ombudsmanlii.html' title='LAİKLİK OMBUDSMANLIĞI'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-4750998722891518439</id><published>2008-06-13T20:07:00.001+03:00</published><updated>2008-10-23T01:53:29.760+03:00</updated><title type='text'>Hakan Yilmaz-Academic CV-English</title><content type='html'>CURRICULUM VITAE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAKAN YILMAZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;August 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bogazici University&lt;br /&gt;Faculty of Economics and Administrative Sciences &lt;br /&gt;Department of Political Science and International Relations&lt;br /&gt;34342 Bebek-Istanbul&lt;br /&gt;Turkey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tel: +90 (212) 359 65 04&lt;br /&gt;Fax: +90 (212) 287 24 55&lt;br /&gt;E-mail: yilmazh@boun.edu.tr&lt;br /&gt;WEB Site : http://www.pols.boun.edu.tr/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Citizenship and Country of Residence&lt;br /&gt;Republic of Turkey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Education&lt;br /&gt;1989-1995&lt;br /&gt;COLUMBIA UNIVERSITY (New York City, USA) Department of Political Science  &lt;br /&gt;M.A.: May 1990.  M.Phil: February 1992.  Ph.D.: February 1996.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Title of the Ph.D. Dissertation: The International Context of Regime Change: &lt;br /&gt;Turkey, 1923-1960.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1982-1987&lt;br /&gt;BOGAZICI UNIVERSITY, Department of Economics (Language of Instruction: English)&lt;br /&gt;B.A.: July 1987.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1973-1981  &lt;br /&gt;GALATASARAY LISESI (Language of Instruction: French)&lt;br /&gt;Diploma: June 1981.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Languages Spoken&lt;br /&gt;1. Turkish: Native&lt;br /&gt;2. English: Fluent&lt;br /&gt;3. French: Fluent&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Academic Experience: &lt;br /&gt;1. Professor (Profesör), Bogazici University, Department of Political Science and International Relations, March 2008-Present&lt;br /&gt;2. Associate Professor (Doçent).  Bogazici University, Department of Political Science and International Relations, May 2002-March 2008&lt;br /&gt;3. Assistant Professor (Yardımcı Doçent).  Bogazici University, Department of Political Science and International Relations, October 1997-May 2002. &lt;br /&gt;4. Jean Monnet Professor of the European Module “Issues of Culture and Identity in European Integration”.  Granted by the European Commission (Directorate General For Education and Culture), Reference: C03/0079, 2003-2006.&lt;br /&gt;5. Academic Coordinator Bogazici University, M.A. Program in European Studies (MAPES), 2003-2007.&lt;br /&gt;6. Visiting Professor.  University of Athens, Master’s Program in Southeast European Studies, February 2004. &lt;br /&gt;7. Visiting Professor.  University of Hamburg, Europa Kolleg, February 2005. &lt;br /&gt;8. Visiting Professor.  Panteion University, Athens, Post-Graduate Program of the Department of Political Science and History, April 2005. &lt;br /&gt;9. Visiting Professor.  In the seminar series entitled "Challenges of a New Europe", hosted by the Inter University Center of Post-Graduate Studies in Dubrovnik (Croatia), and organized by the Utrecht School of Governance, Utrecht University (the Netherlands), April 2006. &lt;br /&gt;10. Visiting Professor.  Utrecht School of Governance, Utrecht University (the Netherlands), Fall 2007. &lt;br /&gt;11. Visiting Professor.  In the seminar series entitled "Challenges of a New Europe", hosted by the Inter University Center of Post-Graduate Studies in Dubrovnik (Croatia), and organized by the Utrecht School of Governance, Utrecht University (the Netherlands), April 2008. &lt;br /&gt;12. Adjunct Professor.  Galatasaray University, Istanbul Bilgi University, Koc University, 1997-2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Administrative Posts and Commission Work at Bogazici University&lt;br /&gt;1. Director, Center for European Studies, September 2008- &lt;br /&gt;2. Executive Coordinator, Master of Arts Program in European Studies, September 2002-September 2007.&lt;br /&gt;3. Member of the Executive Board, Master of Arts Program in European Studies, September 2002-&lt;br /&gt;4. Member, Executive Board, Center for European Studies, September 2002- &lt;br /&gt;5. Member, Executive Board, Faculty of Economics and Administrative Sciences, 2002-2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Membership in Professional Associations&lt;br /&gt;1. Turkish Political Science Association&lt;br /&gt;2. Turkish Social Sciences Association&lt;br /&gt;3. EUSA (Europan Union Studies Association of the USA).&lt;br /&gt;4. ESA (European Sociological Assocation).&lt;br /&gt;5. ECPR (European Consortium for Political Research) (through the institutional membership of Bogazici University). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Editorial Experience&lt;br /&gt;1. Member of the Editorial Board, South European Society and Politics (Published in Great Britain by Frank Cass), September 2004-&lt;br /&gt;2. Book Review Editor, New Perspectives on Turkey, 1999-2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Current Research Interests&lt;br /&gt;1. Turkish politics after the Second World War (Problems of democratic transition and consolidation, with an emphasis on the external-internal linkages.  Political ideologies and political culture in post-WWII Turkey with an emphasis on Euroskepticism, conservatism, and nationalism.  Popular culture, with an emphais on popular music.)    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Culture and Identity Dimensions of European Integration and EU-Turkish Relations (Euroskepticism in Turkey and Turcoskepticism in Europe).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Culture and Politics (Theories and case studies of cultural hegemony and resistance, cultural hybridization, and cultural globalization; theories of popular culture).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. International Context of Domestic Politics (Emphasis on Turkey and southern Europe).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Research Projects Conducted&lt;br /&gt;1.  “Turkey and the European Union: Cultural Perceptions and Exchanges”.  Research Project supported by a grant from TESEV (The Turkish Economic and Social Studies Foundation).  Date of Completion: December 2002.  Conducted with Ali Akay, Duygu Koksal, Arzu Ozturkmen and Asli Ozyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. “Turkish Public Opinion Regarding the European Union”.  Research Project supported by a joint grant of TESEV (The Turkish Economic and Social Studies Foundation) and Bogazici University Research Fund.  Date of Completion: January 2002.  Conducted with Ali Carkoglu, Refik Erzan and Kemal Kirisci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. “Euroskepticism in Turkey: Manifestations at the Elite and Popular Levels”.  Research project jointly supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund (Project No:20010556) and Bogazici University Research Fund (Project No:03M105). Date of completion: July 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. “Major Variants of Conservatism in Turkey”.  Research project jointly supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund (Grant No:20014746) and Bogazici University Research Fund (Project No: 05M103).  Date of completion: July 2006. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. “Building a Deliberative Dialogue Between Turkish and French Youth”.  Research project supported by a grant from the European Union, Small Projects Programme: Strengthening Civil Society Dialogue (Contract No: Deltur/2005/113909).  Date of completion: October 2006.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. “In Search of a Turkish Middle Class: Economic Occupations, Political Orientations, Social Life-Styles, Moral Values”.  Research project supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund (Grant No:20018998) and Bogazici University Research Fund (Grant No:07M103).  Date of completion: December 2007. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.  “Cultural Dimensions of the EU-Turkish Relations: Does Identity Really Matter?”.  Research project supported by a grant from the Swedish Institute for European Policy Studies.  Date of completion: December 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. “Problems of Europeanization and European Perceptions of Turkey as a Future Member State”.  Research project supported by a grant from the European Union, Promotion of the Civil Society Dialogue between European Union and Turkey, Universities Grant Scheme (Contract No: TR0604.01-03/070). Date of completion: December 2009.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Teaching Experience &lt;br /&gt;Introductory Level:&lt;br /&gt;1. Introduction to Political Science (required, 1st year)&lt;br /&gt;Turkish Politics:&lt;br /&gt;1. Introduction to Turkish Politics (required, 2nd year)&lt;br /&gt;2. Turkish Politics (required, graduate)&lt;br /&gt;European Integration and E.U.-Turkish Relations:&lt;br /&gt;1. Issues of Culture and Identity in European Integration (Jean Monnet European Module, 2003-2008, elective, 4th year)&lt;br /&gt;2. European Union-Turkish Relations (graduate, offered at the M.A. Program in European Studies.)&lt;br /&gt;Political Theory:&lt;br /&gt;1. Culture and Politics (elective, 3rd year)&lt;br /&gt;2. Philosophy of the Social Sciences (elective, 4th year)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.A. Theses Directed&lt;br /&gt;1. Goksu, Erdem. “Human Rights in the Modern World”. Date of Completion: September 1998.&lt;br /&gt;2. Oktay, Erkan. “A Comparative Study of the National Democratic Revolution Movement in Turkey”.  Date of Completion: September 1998.&lt;br /&gt;3. Komurcu, Derya. “The Emergence of Center-Left Politics in Turkey, 1960-1980”. Date of Completion: September 2001.&lt;br /&gt;4. Michailides, Nikos. “The Status of the Military in the Political Cultures of Greece and Turkey”.  Date of Completion: September 2002.&lt;br /&gt;5. Comoglu-Ulgen, Elif.  “Democratic Control of the Military in the Post-Cold War Era: E.U. Policy-Turkish Response”.  Date of Completion: September 2003. &lt;br /&gt;6. Arikan, Gizem.  “The Decline of the Center Right Parties in Turkey in the 1990s: Value Change or Resentment?”.  Date of Completion: June 2004. &lt;br /&gt;7. Pekiner, Yesim. “Turkish-EEC Relations in the 1970s: Did Turkey Really Miss the Train to Europe Then?” Started in September 2002.  Date of Completion: September 2004. &lt;br /&gt;8. Kitidi, Aikaterini. “Positions and Oppositions: Greek Policy towards Turkey’s Accession to the EC/EU, 1987-2002”.  Started in September 2003.  Date of Completion: June 2004.&lt;br /&gt;9. Akcali, H. Selen. “The Emergence of a New Type of NGO: ThinkFirms: A Study of the ARI and ESI (European Stability Initiative) Movements in the Context of Turkey’s Integration to the EU”.  Date of Completion: July 2006.&lt;br /&gt;10. Kilicdagi, Tulay. “The New Entrepreneurial Classes and Their Associations in Turkey: Organizational and Ideological Diversification Since the 1990s”.  Date of Completion: September 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ph.D. Theses Directed&lt;br /&gt;11. Tekin, Beyza, “French Perceptions of Turkish-EU Relations”.  Started in September 2003.  Date of Completion: September 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;MA and PhD Theses In Progress&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(M.A.) Sayan, Pinar, “New Nationalisms in Turkey in the Field of Popular Art: The Case of Kurtlar Vadisi”.  Started in September 2007.  Estimated Date of Completion: September 2008.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(PhD) Ozalay, Eren, “The Idea of Europe in Turkish School Books”.  Started in September 2007.  Estimated Date of Completion: June 2010.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(PhD) Zihnioglu, Ozge, “Europeanization of Turkish Civil Society”.  Started in September 2007.  Estimated Date of Completion: June 2010.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Honors and Awards &lt;br /&gt;1. European Commission (Directorate General For Education and Culture) Grant for the Establishment of a European Module (Jean Monnet Permanent Course) at Bogazici University: “Issues of Culture and Identity in European Integration”.  Reference: C03/0079.  Granted for three years, beginning with the Fall of 2003.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Member of the “Europe Team” (“Avrupa Takimi”), selected by the Representation of the European Commission to Turkey.  Beginning with May 21, 2004. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Fulbright Scholarship for graduate study in the U.S.A., 1988-1991.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. High Honor Student and first of the graduating class of the Department of Economics, Bogazici University, 1987.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Bogazici University Foundation International Publication Support Grant: Received for various articles in the publication list. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Research Grants&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. European Union Project Grant: “Problems of Europeanization and European Perceptions of Turkey as a Future Member State”.  Research project supported by a grant from the European Union, Promotion of the Civil Society Dialogue between European Union and Turkey, Universities Grant Scheme (Contract No: TR0604.01-03/070). Date of completion: December 2009.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation) Project Grant: “In Search of a Turkish Middle Class: Economic Occupations, Political Orientations, Social Life-Styles, Moral Values”.  Research project supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund.  Grant No:20018998.  Date of completion: October 2007. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Bogazici University Research Fund Project Grant: “In Search of a Turkish Middle Class: Economic Occupations, Political Orientations, Social Life-Styles, Moral Values”.  Research project supported by a grant from the Bogazici University Research Fund.  Grant No:07M103.  Date of completion: October  2007.  (Matches the OSIAF Grant mentioned above.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. European Union Project Grant: “Building a Deliberative Dialogue Between Turkish and French Youth”.  Research project supported by a grant from the European Union, Small Projects Programme: Strengthening Civil Society Dialogue, Contract No: Deltur/2005/113909.  Date of completion: October 2006.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. SIEPS (Swedish Institute for European Policy Studies) Project Grant: “Cultural Dimensions of the EU-Turkish Relations: Does Identity Really Matter?”.  Research project supported by a grant from the Swedish Institute for European Policy Studies.  Date of completion: March 2006.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;6. OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation) Project Grant: “Major Variants of Conservatism in Turkey”.  Research project supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund.  Grant No:20014746.  Date of completion: July 2006. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Bogazici University Research Fund Project Grant: “Major Variants of Conservatism in Turkey”.  Research project supported by a grant from the Bogazici University Research Fund.  Project No: 05M103.  Date of completion: July 2006.  (Matches the OSIAF Grant mentioned above.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation) Project Grant: “Euroskepticism in Turkey: Manifestations at the Elite and Popular Levels”.  Research project supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund.  Project No:20010556.  Date of completion: July 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Bogazici University Research Fund Project Grant: “Euroskepticism in Turkey: Manifestations at the Elite and Popular Levels”.  Research project supported by a grant from the Bogazici University Research Fund.  Project No:03M105.  Date of completion: July 2004.  (Matches the OSIAF Grant mentioned above.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation), Partnership Beyond Borders Program, Conference Grant: “Rethinking Europe through Rethining Islam: Exploring the Place of Islam in an Emerging European Identity”.  A conference to be organized at Bogazici University in November, 2005.  Grant No:20015595.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation), Partnership Beyond Borders Program, Conference Grant: “The Spanish Path to Europeanization: A Model for Turkey?”.  A conference organized at Bogazici University on 8-10 June, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation), Partnership Beyond Borders Program, Conference Grant: “A Turkish-Greek Dialogue: Setting Problem Areas And Searching For Solutions”.  A conference organized at Bogazici University on 25-28 May, 2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. TESEV (Turkish Economic and Social Studies Foundation) Research Grant: “Turkey and the European Union: Cultural Perceptions and Exchanges”.  Research Project supported by a grant from TESEV (The Turkish Economic and Social Studies Foundation).  Date of Completion: December 2002.  Conducted with Ali Akay, Duygu Koksal, Arzu Ozturkmen and Asli Ozyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. TESEV (Turkish Economic and Social Studies Foundation) Research Grant: “Turkish Public Opinion Regarding the European Union”.  Research Project supported by a joint grant of Bogazici University and TESEV (The Turkish Economic and Social Studies Foundation).  Date of Completion: January 2002.  Conducted with Ali Carkoglu, Refik Erzan and Kemal Kirisci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. Bogazici University Research Fund Project Grant: “The Attitudes of Turkish Businessmen towards Democratization and Institutional Reform”.  Research project supported by a grant from the Bogazici University Research Fund.  Project No: 00C302.  Date of completion: April 2002.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. Turkish Economic and Social History Foundation Project Grant: Curator in the exhibition entitled “Three Generations of the Republic” on the occasion of the celebration of the 75th anniversary of the foundation of the Republic of Turkey.  Responsible for curating the following four sections of the exhibition: “From the Constitutional Monarchy to the Republic”, “The Nation Will Speak Now”, “A Small Producers’ Heaven”, “Economic Awakening”.  Started in January 1998 and Completed in October 1998.  Public opening of the exhibition on September 18, 1998 in the Darphane-i Amire (Ottoman Imperial Mint) building in Istanbul.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. Bogazici University Research Fund Project Grant: “Democratization in the Process of Integration with Europe: A Comparative Study of the Turkish and Southern European Experiences”. Research project supported by a grant from the Bogazici University Research Fund.  Project No: 97C0301.  Date of completion: October 1999.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. European Commission Grants for participating in the various meetings and study cycles of the Strademed Network, a network of academics and professionals specializing on Euro-Mediterranean issues, 1997-2000. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Conferences and Workshops Organized&lt;br /&gt;1. “A Turkish-Greek Dialogue: Setting Problem Areas And Searching For Solutions”.  A conference organized at Bogazici University on 25-28 May, 2003.  Supported by a grant from OSIAF (Open Society Institute Assistance Fund), Partnership Beyond Borders Program.  Participants: Paschalis Kitromilides (University of Athens), Tasos Christidis (University of Thessaloniki), Katilena Stathakou (University of Crete), Anna Fragoudaki (University of Athens), Thalia Dragonas (University of Athens), Akis Papataxiarchis (University of the Aegean), Irena Loutzaki (University of Athens), Irene Banias (Bogazici University), Alexis Heraclides (Panteion University), Herkul Millas (University of Athens), Stephanos Pesmazoglou (Panteion University), Stavros Ioannidis (Panteion University), Napoleon Maraveyas (University of Athens), Panagiotis Liargovas (University of Athens), Michael Tsinisizelis (University of Athens).  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. “The Spanish Path to Europeanization: A Model for Turkey?”.  A conference organized at Bogazici University on 8-10 June, 2004.  Supported by a grant from OSIAF (Open Society Institute Assistance Fund), Partnership Beyond Borders Program.  Participants: Anna Balletbo (Universidad Autónoma de Bellaterra), Heriberto Cairo (Universidad Complutense de Madrid), Mercedes Vilanova (Universidad de Barcelona), Pablo Martín de Santaolalla (Universidad Autónoma de Madrid), José Ribas (The Ajoblanco magazine of culture and arts), Carmen Rodrìguez (Universidad Autónoma de Madrid).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. “Rethinking Europe through Rethining Islam: Exploring the Place of Islam in an Emerging European Identity”.  A conference organized at Bogazici University on 9-10 December, 2005.  Supported by a grant from OSIAF (Open Society Institute Assistance Fund), Partnership Beyond Borders Program (Grant No:20015595).  Participants: Amel Boubekeur (EHESS, Ecole Normale Superieure, Paris), Andreas Pribersky (Institut fur Politikwissenschaft/ Institute for Political Science Universität Wien/Vienna University), Cagla Aykac (Center for European Policy Studies (CEPS), Brussels and École des Hautes Études en Sciences Sociales (EHESS), Paris), Deniz Kandiyoti (School of Oriental and African Studies (SOAS), London), Gerard Delanty (Department of Sociology, Social Policy and Social Work Studies, University of Liverpool), Gerdien Jonker (Philipps-Universität Marburg and Georg-Eckert Institut, Germany), Jeffrey Haynes (London Metropolitan University), Kenan Cayir (Department of Political Science, Istanbul Bilgi University), Sara Silvestri (University of Cambridge, UK), Sia Anagnostopoulou, (Department of Political Science and History, Panteion University, Athens, Greece), Stephanos Pesmazoglou (Department of Political Science and History, Panteion University, Athens, Greece), Welmoet Boender (International Institute for the Study of Islam in the Modern World (ISIM)), Binnaz Toprak (Department of Political Science and International Relations, Bogazici University/Bogazici Universitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararasi Iliskiler Bolumu), Caglar Keyder (Department of Sociology, Bogazici University/Bogazici Universitesi, Sosyoloji Bolumu), Edhem Eldem (Department of History, Bogazici University/Bogazici Universitesi, Tarih Bolumu), Yesim Arat (Department of Political Science and International Relations, Bogazici University/Bogazici Universitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararasi Iliskiler Bolumu).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Publications&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Monographs&lt;br /&gt;1. O Turkikos sintiritismos ke i idea tis Evropis (In Greek) (Turkish Conservatism and the Idea of Europe).  Translated from English by Panayotis Pantos.  Translation edited by Sia Anagnostopoulou .  Athens: Nicos Poulantzas Institute, 2006.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edited Books&lt;br /&gt;1. Sovyetler Birligi ve Dogu Avrupa'da Leninizmin Cozulusu (In Turkish) (The Collapse of Leninism in the Soviet Union and Eastern Europe). Istanbul: Hil Yayin, 1993.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Avrupa Haritasinda Turkiye (Placing Turkey on the Map of Europe).  Istanbul: Bogazici University Press, 2005.  A volume edited with an introduction by Hakan Yilmaz and including contributions by Ali Akay, Duygu Koksal, Arzu Ozturkmen, Asli Ozyar and Hakan Yilmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Placing Turkey on the Map of Europe.  Istanbul: Bogazici University Press, 2005.  A volume edited with an introduction by Hakan Yilmaz and including contributions by Ali Akay, Duygu Koksal, Arzu Ozturkmen, Asli Ozyar and Hakan Yilmaz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Research Reports&lt;br /&gt;1. Building a Deliberative Dialogue between Turkish and French Youth: Final Report.  By Hakan Yilmaz, Semih Vaner, Emre Erdogan, Guclu Atilgan, Arzu Ozturkmen, Marie-Helene Sauner, and Levent Unsaldi.  Project supported by a grant from the European Commission as part of the “Small Projects Programme in Turkey: Strengthening Civil Society Dialogue”, Grant No: DELTUR/2005/113-909. Additional financial support provided by the Center for Strategic Studies (SAM) of the Turkish Ministry of Foreign Affairs.  Istanbul, 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Forthcoming Monographs, Edited Books, Research Reports&lt;br /&gt;1. Perceptions of Islam in Europe: Culture, Identity and the Muslim “Other”. Edited with a preface and introduction by Hakan Yilmaz and Cagla Aykac.  Scheduled for publication in March 2009 by the I.B. Tauris Academic Studies series.  Contributions by Hakan Yilmaz, Cagla Aykac, Nilufer Gole, Deniz Kandiyoti, Gerard Delanty, Gerdien Jonker, Jeffrey Haynes, Kenan Cayir, Sara Silvestri, Sia Anagnostopoulou, Stephanos Pesmazoglou, and Welmoet Boender. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. New Nationalisms in Turkey in the Age of Post-Nationalism.  Edited with a preface and introduction by Hakan Yilmaz, Sercan Gidisoglu, Yasin Kaya, Levent Onen, Aslı Orhon, and Pinar Sayan.  Scheduled for publication in Fall 2008.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Journal Articles &lt;br /&gt;1. "Democratization from Above in Response to the International Context".  New Perspectives on Turkey (Fall 1997, No: 17, pp.1-38).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. “Kamu, Kamu Otoritesi ve Devlet: Habermas’in Isiginda Turkiye’yi Dusunmek” [Public, Public Authority and the State: Thinking the Turkish Experience in the Light of Habermas”].  Cogito (No. 15, 1998, pp.159-170). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. “Business Notions of Democracy: The Turkish Experience in the 1990s”. CEMOTI  (Les Cahiers d'études sur la Méditerranée orientale et le monde turco-iranien) (Janvier-Juin 1999, No. 27, pp.183-194). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. “American Perspectives on Turkey: An Evaluation of the Declassified US Documents between 1946-1960”.  New Perspectives on Turkey (No. 25, Fall 2001, pp.77-101).  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. “External Internal Linkages in Democratization: Developing an Open Model of Democratic Change”.  Democratization (Vol. 9, No.2, Summer 2002, pp.67-84).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. “Comment Les Turcs Percoivent L’Europe et L’Union Européenne”.  La Pensée de Midi, Été 2003, , No: 10,  pp.66-77.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. “Avrupa’nin Kulturel Sinirlarinin Cizilmesi ve Turkiye’nin Avrupa Kulturundeki Yeri” (“Drawing the Cultural Boundaries of Europe and Placing Turkey in the European Culture”).  Toplumsal Tarih, Ekim 2004, pp.36-41.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. “Islam, Sovereignty, and Democracy: A Turkish View”.   Middle East Journal, Vol. 61, No. 3, Summer 2007, pp. 477-493.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. “Turkish Identity on the Road to the EU: Basic Elements of French and German Oppositional Discourses”.  Journal of Southern Europe and the Balkans, Volume 9, Issue 3, 2007, pp.293-305.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. “Turkish Conservatives’ EU Choice: Tactic or Strategy?”.  The Bridge, A Quarterly Review on European Integration, Southeast Europe, and the Southeast Mediterranean, Q4, Issue 7, 2007, pp.62-64.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. “Conservatism in Turkey”.  Turkish Policy Quarterly, Spring 2008, pp.57-65.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Chapters in the Books Edited by Other Authors &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. "Democracy and Freedom: The Redefinition of the Ideology of the Turkish Regime in the Postwar Period".  In Elites and Change in the Mediterranean (ed. Antonio Marquina, Madrid: FMES, 1997, pp.27-44).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. “Mesrutiyet’ten Cumhuriyet’e”, “Yeter, Soz Milletin!”, “Kucuk Ureticiler Cenneti”, “Ekonomik Uyanis” [From the Constitutional Monarchy to the Republic, The Nation Will Speak Now, a Small Producers’ Heaven, Economic Awakening].  In Uc Kusak Cumhuriyet [Three Generations of the Republic] (ed. Ugur Tanyeli, Istanbul: Turkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfi, 1998, pp. 30-35, 72-75, 86-89, 134-137).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. “El euroescepticismo turco y la apuesta turca por Europa” (Turkish Euroskepticism and the Turkish Bet for Europe).  In Oriente Medio, el laberinto de Bagdad, ed. Ignacio Gutierrez de Teran, Sevilla (Spain): Editorial Doble J, 2004, pp.155-169.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. “Le conservatisme turc et l’idée d’Europe” (Turkish Conservatism and the Idea of Europe).  In les défis et les peurs, Entre Europe et Méditerranée, ed. Paul Sant Cassia and Thierry Fabre, Arles et Paris: Editions Actes Sud, 2005, pp.187-218.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. “Two Pillars of Nationalist Euroskepticism in Turkey: The Tanzimat and Sevres Syndromes”.  In Turkey, Sweden and the European Union: Experiences and Expectations, ed. Ingmar Karlsson and Annika Strom Melin,  Stockholm: SIEPS (Swedish Institute for European Policy Studies), 2006, pp.29-40.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;6. “Türkiye'de Milliyetçi Avrupa Şüpheciliğinin İki Dayanağı: Tanzimat ve Sevr Sendromları". In Türkiye, İsveç ve Avrupa Birliği: Deneyimler ve Beklentiler, ed.Ingmar Karlsson and Annika Strom Melin,  İsveç Araştırma Enstitüsü, İstanbul, Papers 2, 2006, pp.25-45.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. “Kamu, Kamu Otoritesi ve Devlet: Habermas’in Isiginda Turkiye’yi Dusunmek” [Public, Public Authority and the State: Thinking the Turkish Experience in the Light of Habermas”].In Kamusal Alan ve Turkiye, ed. Ahmet Karadag, Ankara: Asil Yayin, 2006, pp.192-209. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. "Euroskeptizismus in der Türkei - Parteien, Eliten und öffentliche Meinung, 1995-2006" (Euroskepticism in Turkey: Parties, Elites and Public Opinion, 1995-2006).  In Die Türkei und Europa, ed. Gabriele Clemens, Hamburg: LIT-Verlag (Studien zur Neueren Europäischen Geschichte Bd. 1), 2007, pp. 215-243.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. “Turkish Conservatism and the Idea of Europe”.  In Between Europe and the Mediterranean: The Challenges and the Fears, ed. Thierry Fabre and Paul Sant Cassia, New York: Palgrave MacMillan, 2007, pp. 137-161.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. “Turkki Euroopan kartalle” [Turkey on the Map of Europe] (In Finnish).  In Turkki, Euroopan Rajalla?, ed. Anu Leinonen et al., Helsinki, Finland: Gaudeamus Helsinki University Press, 2007, pp.45-59.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. “Mezi podporou EU a euroskepticismem: Obecne postoje turecke verejnosti k Evropske unii” [Turkish Euroskepticism and the European Union] (in Cezch).  In Turecko a Evropska unie: ceska a turecka perspektiva, ed. Lucie Tunkrova and Pavel Saradin, Olomouc, Cezch Republic: Universita Palackeho v Olomouci, pp.61-84.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. “The Kemalist Revolution and the Foundation of the One-Party Regime in Turkey: A Political Analysis”.  In Prof. Dr. Ergun Özbudun’a Armağan –Cilt I, Siyaset Bilimi (Essays in Honor of Ergun Özbudun, Vol. I Political Science), ed. Serap Yazıcı, Kemal Gözler, Fuat Keyman, Ankara: Yetkin Yayınevi, 2008, pp.535-564. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chapters in the Books Edited by the Author Himself&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. “Placing Turkey on the Map of Europe: An Introduction to Examining the Cultural Clashes Between Turkey and the European Union”.  In Whither Europe? Migration, Citizenship and Identity (ed. Mats Andren, Goteborg, Sweden: Center for European Research at Goteborg University [CERGU], 2003, pp. 195-206.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. “Giris: Turkiye’yi Avrupa Haritasina Sokmak”.  In Avrupa Haritasinda Turkiye (Placing Turkey on the Map of Europe) (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, pp.1-19.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. “Avrupalilarin Turkiye’nin Gundelik Hayati Hakkindaki Anlatilari: Turkiye’de Yasayan Avrupalilarla Yapilan Gorusmeler”.  In Avrupa Haritasinda Turkiye (Placing Turkey on the Map of Europe) (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, pp.20-39.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. “Introduction: Placing Turkey on the Map of Europe”.  In Placing Turkey on the Map of Europe (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, 1-22).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. “European Narratives on Everyday Turkey: Interviews with Europeans Living in Turkey”. In Placing Turkey on the Map of Europe (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, 23-42).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. “Swinging between Eurosupportiveness and Euroskepticism: Turkish Public’s General Attitudes towards the European Union”. In Placing Turkey on the Map of Europe (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, 152-181).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. “Indicators of Euroskepticism in the Turkish Public Opinion by the End of 2003: Basic Findings of a Survey”.  In Placing Turkey on the Map of Europe (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, 182-185).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Forthcoming Journal Articles and Book Chapters&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. “Euroskepticism in Turkey: Parties, Elites and Public Opinion, 1995-2006”.  In South European Society and Politics, fall 2008.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. “The International Context of Democratization”.  In Democratization in a Globalized World, ed. Christian W. Haerpfer, Ronald Inglehart, Chris Welzel and Patrick Bernhagen, Oxford University Press, spring 2009.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. “American-Turkish Relations in the 1950s and Their Impact on the Domestic Political Developments in Turkey”.  In The Contested Legacy, A History of American-Turkish Relations in the Twentieth Century, ed. Selçuk Esenbel and Bruce Kuniholm, 2009.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. “Türkiye’de Avrupa Şüpheciliği: Siyasi Seçkinler ve Halk Katındaki Eğilimler”.  In Küreselleşme, Avrupa Birliği ve Türkiye, ed. Oğuz Esen and Filiz Başkan, 2009.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. “Europeanization and Its Discontents: Turkey, 1959-2007”.  Forthcoming in a volume to be published by Springer (Germany), in cooperation with the Constantinos Karamanlis Institute for Democracy (Athens, Greece), 2009.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Series Editor (Yayin Danismani)&lt;br /&gt;1. Marx, Karl. Ekonomi Yazilari (in Turkish) (Economic Writings).  Istanbul: Hil Yayinlari, 2005.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;2. Marx, Karl. Felsefe Yazilari (in Turkish) (Philosophical Writings).  Istanbul: Hil Yayinlari, 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Marx, Karl. Siyaset Yazilari (in Turkish) (Political Writings).  Istanbul: Hil Yayinlari, 2005.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Conference Presentations&lt;br /&gt;1. “The Dual Game of Turkish Democracy”.  Paper presented at the American Research Institute in Turkey (ARIT).  December 9, 1996.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. "Rent-Dependency and Democracy: Postwar Turkey in Comparative Perspective".  Paper presented at the 1997 annual meeting of MESA (Middle East Studies Association of North America), 21-24 November 1997, San Francisco, USA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Participant in the first Strademed Workshop on the political, economic and cultural issues of the Euro-Mediterranean Region, 27 November-10 December 1997, Madrid, Spain. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. “The State of Comparative Political Studies in Turkey Today”.  Paper presented at the symposium entitled “Social and Political Sciences and History in Turkey Today”, organized by Department of Political Science and History of Panteion University, under the auspices of UNESCO, Athens, 28-31 May 1998.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. “Modernization of Musical Culture in Turkey”.  Paper presented at the conference entitled “Dans le sillage de la révolution d’Ataturk: La transformation des arts et des lettres dans la Turquie républicaine”.  Organized by Université des Sciences Humaines de Strasbourg, Département d’Etudes Turques, 26-27 October 1998, Strasbourg, France.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. “Iktisadi Uyanisin Ahlak ve Zihniyet Dunyasi” [Moralities and Mentalities of Economic Awakening in Turkey].  Paper presented at the conference entitled  “Sinirda Yasamak: Modernlik, Cinsiyet ve Etniklik” [Living on the Frontiers: Modernity, Sexuality and Ethnicity],  2-4 November 1998, Mimar Sinan University, Istanbul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. “Changing Attitudes of Turkish Businessmen towards Democracy”.  Paper Presented at the conference entitled “La question militaire et les sociétés musulmanes: le militaire, l'entrepreneur et le paysan”.  Organized by CERI (Centre d’études et de  recherches internationales, Fondation nationale des sciences politiques), 26-27 November 1998, Paris, France. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. “Kultur Calismalari Icerisinden Sosyal Bilimlere Yeni Bir Temel Bulunabilir mi?” [Can We Find a New Foundation for the Social Sciences through Cultural Studies].  Paper presented at the 6th National Social Sciences Convention, organized by the Turkish Social Sciences Association, 17-18 November 1999, Middle East Technical University, Ankara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. “An Examination of the Leftist Popular Music in Turkey since the 1960s”. Paper presented at the 1999 annual meeting of MESA (Middle East Studies Association of North America), 19-22 November 1999, Washington, D.C., USA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. “Towards a Bourgeois Democratic State in Turkey?  An Examination of the Business Ideologies and State-Business Relations in Turkey”. Paper presented at the 2000 annual meeting of MESA (Middle East Studies Association of North America), November 2000, Orlando, Florida, USA. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. “Music in the Time of Politics: Turkish Musical Modernization in the Fields of Official and Popular Cultures”.  Paper presented in the Conference entitled Folklore and Popular Culture in Turkey, October 29-30, 2001, University of Pennsylvania, Philadelphia, U.S.A. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. “Avrupa'nin Kulturel Sinirlarinin Cizilmesi ve Turkiye’nin Avrupa Kulturundeki Yeri” [Drawing the Cultural Boundaries of Europe and Placing Turkey on the European Cultural Map”].  Paper presented in a workshop series entitled “Gelecegin Avrupasi Turkiye Grubu.  Ucuncu  Grup: AB'nin Gelecegi Calismalari”, organized by IKV (Iktisadi Kalkinma Vakfi – Economic Development Foundation), Istanbul, May-June 2002.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. “Music and Modernization in Turkey: Legitimating Syntheses and Entertaining Hybridizations.” Paper presented at the 2000 annual meeting of the American Folklore Society, 16-20 October 2002, Rochester, New York.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. “Turkey and the European Union: Cultural Perceptions and Exchanges”.  Paper presented at the “First Pan-European Conference on European Union Politics” of the European Consortium for Political Research, 26-28 September 2002, Bordeaux, France. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. “Recent Political Developments in Turkey and Their Implications for Turkey's Orientation towards the European Union”.  Paper presented at Panteion University, Athens, Greece, November 12, 2002. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. “European Exclusionary Narratives on Turkey: An Examination of the Historical, Political, and Everyday Views”.  Paper Presented at the Conference “Whither Europe? Borders, Boundaries, Frontiers in a Changing World”, Organized by the Center for European Research, Goteborg University, Sweden, 16-17 January 2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. “Europeanization and Its Discontents: Evidence from Turkey”.  Paper presented at the Annual Meeting of the European Consortium for Political Research (ECPR), Marburg, Germany, 18-21 September 2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at Centro Studi di Politica Internazionale (CeSPI).  Rome, December 5, 2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at General Secretariat for European Union Affairs (Avrupa Birligi Genel Sekreterligi).  Ankara, January 20, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at Ari Movement (Ari Hareketi).  Istanbul, March 8, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at European Parliament, Interparliamentary Relations-Europe (Enlargement).  Brussels, March 22, 2004. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22. “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at Center for European Policy Studies (CEPS).  Brussels, March 23, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23. “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at European Commission, Turkey Team of the DG – Enlargement.  Brussels, March 24, 2004. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24. “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at Middle East Technical University, Center for European Studies.  Ankara, April 27, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25. “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at Madrid Autonomous University (together with a presentation on Turkish-EU relations by Volkan Vural, Turkey’s Ambassador to Madrid).  Madrid, May 6, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26. Discussant at the workshop “Justifying Enlargement: Past and Present Experiences, A Principled Account”.  Organized by ARENA (Norway) within the CIDEL project and held in Avila, Spain.  May 7-8, 2004. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27. “Who Is Afraid of Europe?  An Examination of Euroskepticism in Turkey”.  Paper presented at the Third METU Conference on International Relations.  Ankara, May 24-26, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28. “Turkish Perceptions of Europe: Caught Between Euroskepticism and Europhilia”.  Annual Lecture delievered in the scheme of cooperation between Bogazici University and the University of Athens.  Athens, June 15, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29. “Euroscepticism in Turkey - Manifestations at the Elite and Popular Levels”.  Paper presented at the “Second Pan-European Conference on European Union Politics” of the European Consortium for Political Research, the Standing Group on the European Union.  Bologna, Italy, 24-26 June, 2004. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30. “Turkey: Within or Outside Europe? An Historical Perspective”.  Paper presented at the conference entitled “Betwixt and Between: Europe and the Mediterranean: New Stakes and New Challenges”, organized by the Réseau Thématique des Centres Européens de Recherche en Sciences Humaines sur l’Ensemble Euroméditerranéen and held at IMEIS and Collingwood College, University of Durham.  Durham, UK, July 1-4, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31. “Turkey and the EU: Cultural Asymmetries”.  Paper presented at the conference entitled “Accession to the European Union: A Major Translation/Interpreting Process”, Bogazici University, Istanbul, 19 October 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32. “‘Entre l’Orient et l’Occident: Turkish Perceptions on Identity’”.  Paper presented at the The Euborderconf  Workshop entitled “The European Union and Greek-Turkish Relations: From Conflict to Cooperation?”.  Bogazici University, Istanbul, 22-23 October 2004.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33. “Turkiye’de Avrupa Supheciligi” (“Euroskepticism in Turkey”).  Talk given at the Yapi Kredi Kultur Merkezi, as part of the Center’s series of talks on the Turkish-EU relations. 27 October 2004. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;34. “The Political Dynamics of Turkish Accession to the EU”.  Talk given at the Swedish Institute for European Policy Studies (SIEPS), Stockholm, Sweden, 20 December 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;35. “Core Euroskeptic Issues and Groups in Turkey Today”.  Talk given at the Europa Kolleg, University of Hamburg, Hamburg, Germany, 21 February 2005.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36. “Core Euroskeptic Issues and Groups in Turkey Today”.  Talk given at the University of the Armed Forces, Hamburg, Germany, 22 February 2005.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37. “Turkish Perspectives on Europe”.  Paper presented at the conference entitled “National Identities and Religion”, Complutense University, Madrid, 15-17 March, 2005. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38. “Turkish perceptions on Europe and European perceptions of Turkey”. Seminars given at Panteion University, Athens, Post-Graduate Program of the Department of Political Science and History, April 2005.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39. “Exploring the Cultural Dimensions of the Turkish-EU Relations:  Core Euroskeptic Issues and Groups in Turkey”.  Paper presented at the conference entitled “Cultural Encounters on the Eastern Frontiers”, University of the West of England, Center for European Studies, Bristol, UK, 10-11 June, 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40. “Islamic Conservatism and the Idea of Europe: A View from Turkey”.  Paper presented at the Annual Meeting of the European Consortium for Political Research (ECPR), Budapest, Hungary, 7-12 September 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;41. “The Tanzimat and Sevres Syndromes: the Deep Memory and the Deep Policy of Euro-Skepticism in Turkey”. Paper presented at the workshop entitled “Turkey, Sweden and the EU, Expectations and Experiences”, organized by the Swedish Institute for European Policy Studies (Sieps) in cooperation with the Consulate General of Sweden in Istanbul, at the Swedish Research Institute in Istanbul, 7 October 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42. “Main Issues of Euroskepticism in the Turkish Public Opinion”.  Paper presented at the conference entitled “The European Union and Turkey: Problems and Prospects of the Accession Negotiations”, organized by the Europa-Kolleg Hamburg, Institut fur Integrationsforschung, Hamburg, 20-21 October 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;43. “Europe and Turkey: Mutual Doubts”.  Paper presented at the conference entitled “Accession Negotiations with the EU: Implications on the Future of Conference Interpreting in Turkey”, organized by the Department of Translation and Interpreting, Bogazici University, Istanbul, 25 November 2005.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;44. “Europeanization and Its Discontents: Euroskepticism in Turkey”.  Paper presented at the conference entitled “Europeanization and Transformation: Turkey in the Post-Helsinki Era”, organized by Koc University, Istanbul, 2-3 December 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45. “The Idea of Europe in the Turkish Public Opinion”.  Paper presented at the conference entitled “The Muslim World through the Lens of European Textbooks", organized by the Georg-Eckert Institute for International Textbook Research, Braunschweig, Germany, 19-22 February 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;46. “European Perspectives on Turkish Identity:  Preliminary Findings of a Research on France and Germany".  Paper presented at the conference entitled “Decoding Modern Turkey and the Greek European Experience”, organized by The Hellenic Centre for European Studies (EKEM) and the Institute of European Integration and Policy, Athens, Greece, 10 May 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;47. “Conservatism in Turkey: Family, Religion, and the West”.  Paper presented at the Warsaw School of Social Psychology and the Warsaw School of Economics, Warsaw, Poland, 1-2 June 2006. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;48. “Conservatism in Turkey through Orality: Family, Religion, and the West”.  Paper presented at the Columbia University Institute for Scholars, Reid Hall, Paris, France, 27 June 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;49. “Euroscepticism as a Type of Political Conservatism: The Case of Turkey”.  Paper presented at the “Third Pan-European Conference on European Union Politics” of the European Consortium for Political Research, the Standing Group on the European Union.  Istanbul, Turkey, 21-23 September, 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50. “Avrupa ve Türkiye: Kimlik Algılamaları” (Europe and Turkey: Perceptions of Identity).  Talk given at Dicle Universitesi, Diyarbakir, Turkey, on 29 September 2006.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;51. “Turkey: Swinging Between Isolationism and Integrationism”.  Paper presented at the “VIII Country Risk Annual Conference.  Turkey: Market Economy and the European Union”, Organized by CESCE (Compañía Española de Crédito a la Exportación – Spanish Export Credit Company), Madrid, Spain, 30 October 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;52. “Religious Conservatism in Turkey: People’s Attitudes Towards the Role of Islam in Personal, Social, and Political Spheres”.  Paper presented at the conference entitled “Faith and State Lectures and Debates: Religion, Enlightenment and Democracy”, organized by the International School for Humanities and Social Sciences (ISHSS) of the University of Amsterdam, November 9, 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;53. “Turkey: Attitudes Towards the West, Westernization, and the EU”.  Paper presented at the International School for Humanities and Social Sciences (ISHSS) of the University of Amsterdam, November 10, 2006.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;54. “Turkish Perceptions of the EU: Where Are We at the Swing Between Isolationism and Integrationism?”.  Paper presented at the conference entitled “Turkey’s Accession to the European Union: The Turkish Perception”, organized by the Constantinos Karamanlis Institute for Democracy, Athens, 16 February 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;55. “AB Kültürel Bütünleşmesi ve Avrupa Kimliği”.  [European Cultural Integration and European Identity]  Paper presented at the conference entitled “AB Bilgi Ağı Koordinasyon Toplantısı”, organized by the AB Bilgi Merkezi / EU Information Center, Gaziantep, 20 February 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;56. “The Tanzimat Syndrome in Turkey: What Is So Dangerous About Rights and Freedoms? Historical Memory of the Elites and Perceptions of the General Public On Individual and Collective Rights”.  Paper presented at the conference entitled “Second Mediterranean Encounter On Human Rights: The Limits To Political Power”, organized by the Pablo Iglesias Foundation, Jean-Jaures Foundation, Friedrich Ebert Foundation, and the Spanish Ministry of Foreign Affairs.  Madrid, 14-15 March 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;57. “Turkey in the View of France and Germany”.  Paper presented at the conference entitled “Turkey and Europe:  Public Debate in France, Germany and Turkey”, organized by Center on Franco-German Relations (Cerfa) at the French Institute of International Relations (Ifri), the Friedrich Ebert Foundation, and TUSIAD.  Paris, 26 March 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;58. “Avrupa ve Türkiye: Ne Kadar Yakın, Ne Kadar Uzak?” [Europe and Turkey: How Close, How Far?].  Paper presented on the occasion of the opening of the “Get Closer! / Yakınlaş!” painting exhibition by Asli Deniz Helvacioglu, organized by the AB Bilgi Merkezi / EU Information Center, Istanbul, 10 July 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;59.  “Kültür ve Kimlik”.  [Culture and Identity] Paper presented at the conference entitled “Kültürel Çeşitlilik”, organized by the AB Bilgi Merkezi / EU Information Center, Ankara, 2 August 2007. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60. “German and French Narratives on Turkish Identity: Preliminary Findings of a Research”.  Paper presented at the conference entitled “The Muslim World through the Lens of European Textbooks".  Organized as an Exploratory Workshop by the Georg-Eckert Institute and the European Science Foundation’s (ESF) Standing Committee for Social Sciences (SCSS).  Convened by Gerdien Jonker.  Braunschweig, Germany, 11 - 14 September 2007. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;61. “Attitudes of the General Public and Party Constituencies Towards Rights and Freedoms in Turkey”.  Paper presented at the conference entitled “Third Mediterranean Encounter On Human Rights”, organized by the Pablo Iglesias Foundation, Jean-Jaures Foundation, Friedrich Ebert Foundation, and the Spanish Ministry of Foreign Affairs.  Madrid, 25-26 February 2008.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;62. “A Turkish Perspective on the Mediterranean Union”.  Paper presented at the conference entitled “The Mediterranean Union and the  Strengthening of the Euro-Mediterranean Nucleus”.  Organized by the Fundacion Alternativas, Madrid, 23 May 2008. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;63. “Turkish Populism and Anti-EU Rhetoric”.  Paper presented at the conference entitled “Perceptions and Misperceptions in the EU and Turkey: Stumbling Blocks on the Road to Accession”. Organized by Turkey Institute (Instituut Turkije) and Center for European Security Studies (CESS), Leiden, the Netherlands, 26-27 June 2008.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-4750998722891518439?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/4750998722891518439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/4750998722891518439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/06/hakan-yilmaz-academic-cv-english.html' title='Hakan Yilmaz-Academic CV-English'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-7507432869484768048</id><published>2008-02-04T15:48:00.001+02:00</published><updated>2008-10-23T01:51:15.464+03:00</updated><title type='text'>Hakan Yılmaz-Akademik Özgeçmiş-Türkçe</title><content type='html'>AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAKAN YILMAZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. HAKAN YILMAZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi&lt;br /&gt;İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi&lt;br /&gt;Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü&lt;br /&gt;34342 Bebek-İstanbul &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tel: (212) 359 65 04&lt;br /&gt;Fax: (212) 287 24 55&lt;br /&gt;E-mail: yilmazh@boun.edu.tr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel Bilgiler&lt;br /&gt;Doğum Yeri ve Tarihi: Erzurum, 9 Şubat 1963.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim&lt;br /&gt;1989-1996&lt;br /&gt;COLUMBIA UNIVERSITY, Department of Political Science. &lt;br /&gt;M.A., Mayıs 1990.  M.Phil., Şubat 1992.  Ph.D., Şubat 1996.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktora tezi başlığı: The International Context of Regime Change: Turkey, 1923-1960.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1982-1987&lt;br /&gt;BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Ekonomi Bölümü.  İktisat Lisans Derecesi, Temmuz 1987.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1973-1981                  &lt;br /&gt;GALATASARAY LİSESİ.  Lise Diploması, Haziran 1981.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinen Diller&lt;br /&gt;1.      Türkçe: Anadil&lt;br /&gt;2.      İngilizce: Akıcı&lt;br /&gt;3.      Fransızca: Akıcı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKADEMİK GÖREVLER VE HİZMETLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.      Doçent.   Boğaziçi Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, Nisan 2002-devam ediyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      Yardımcı Doçent.   Boğaziçi Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, Ekim 1997-Nisan 2002.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      Öğretim Görevlisi. Boğaziçi Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, Nisan 1996-Ekim 1997.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      Jean Monnet Profesörü.  “Issues of Culture and Identity in European Integration” başlıklı “European Module” dersini vermek üzere.  (Granted by the European Commission; Directorate General For Education and Culture; Reference: C03/0079, 2003-2006).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      Konuk Profesör.  University of Athens, Master’s Program in Southeast European Studies, Şubat 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.      Konuk Profesör.  University of Hamburg, Europa Kolleg, Şubat 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.      Konuk Profesör.  Panteion University, Athens, Post-Graduate Program of the Department of Political Science and History, Nisan 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8.      Konuk Profesör.  Utrecht School of Governance, Utrecht University (the Netherlands), Güz 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9.      Konuk Profesör.  Galatasaray Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Koç Üniversitesi, 1997-2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VERİLEN DERSLER&lt;br /&gt;Giriş Dersleri:&lt;br /&gt;            Siyaset Bilimine Giriş (Introduction to Political Science) (zorunlu, 1. sınıf)&lt;br /&gt;            Uluslararası İlişkilere Giriş (Introduction to International Relations) (Koç Üniversitesi, zorunlu, 1. sınıf)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Siyasal Hayatı:&lt;br /&gt;Türk Siyasal Hayatına Giriş (Introduction to Turkish Politics) (zorunlu, 2. sınıf)&lt;br /&gt;            Türk Siyasal Hayatında Güncel Sorunlar (Problems and Issues in Turkish Politics) (seçmeli, 3. sınıf)&lt;br /&gt;            Türk Siyasal Hayatı (Turkish Politics) (zorunlu, lisanüstü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği&lt;br /&gt;            Avrupa Bütünleşmesinin Kültür ve Kimlik Sorunları (Issues of Culture and Identity in the European Union) (Jean Monnet European Module olarak seçmeli, 4. sınıf).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyaset Teorisi ve Felsefesi:&lt;br /&gt;      Siyaset ve Kültür (Politics and Culture) (seçmeli, 3. sınıf)&lt;br /&gt;      Sosyal Bilim Felsefesi (Philosophy of the Social Sciences) (seçmeli, 4. sınıf)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma Seminerleri:&lt;br /&gt;      Türk Siyasal Hayatı Araştırma Semineri (Research and Reading in Turkish Politics)&lt;br /&gt;(seçmeli, lisansüstü)&lt;br /&gt;      Karşılaştırmalı Siyasal Analiz Araştırma Semineri (Research and Reading in&lt;br /&gt;Comparative Politics) (seçmeli, lisansüstü)&lt;br /&gt;      Siyaset Teorisi Araştırma Semineri (Research and Reading in Political Theory)&lt;br /&gt;seçmeli, lisansüstü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ’NDE İDARİ GÖREVLER VE HİZMETLER&lt;br /&gt;1.      Akademik Danışman, 4. sınıf öğrencileri; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, 1996-2001&lt;br /&gt;2.      Akademik Danışman, master ve doktora öğrencileri; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, 2001-devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      Burs Komisyonu Üyesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, 1997-1998&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      Fakülte Yönetim Kurulu Üyesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, 2002-2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      Akademik Koordinatör; Avrupa Çalışmaları Yüksek Lisans Programı, 2002-2007 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.      Yürütme Kurulu Üyesi; Avrupa Çalışmaları Yüksek Lisans Programı, 2002-devam ediyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.      Yürütme Kurulu Üyesi; Avrupa Çalışmaları Merkezi, 2002-devam ediyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesleki Derneklerde Üyelikler&lt;br /&gt;1.      Turkish Political Science Association&lt;br /&gt;2.      Turkish Social Sciences Association&lt;br /&gt;3.      EUSA (Europan Union Studies Association of the USA).&lt;br /&gt;4.      ESA (European Sociological Assocation).&lt;br /&gt;5.      ECPR (European Consortium for Political Research) (institutional membership).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakemli Dergilerde Editörlükler&lt;br /&gt;1.      Member of the Editorial Board, South European Society and Politics (Published in Great Britain by Frank Cass), September 2004-&lt;br /&gt;2.      Book Review Editor, New Perspectives on Turkey, 1999-2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÖNETİLEN VE TAMAMLANMIŞ MASTER TEZLERİ&lt;br /&gt;1.      Goksu, Erdem. “Human Rights in the Modern World”. Date of Completion: September 1998.&lt;br /&gt;2.      Oktay, Erkan. “A Comparative Study of the National Democratic Revolution Movement in Turkey”.  Date of Completion: September 1998.&lt;br /&gt;3.      Komurcu, Derya. “The Emergence of Center-Left Politics in Turkey, 1960-1980”. Date of Completion: September 2001.&lt;br /&gt;4.      Michailides, Nikos. “The Status of the Military in the Political Cultures of Greece and Turkey”.  Date of Completion: September 2002.&lt;br /&gt;5.      Comoglu-Ulgen, Elif.  “Democratic Control of the Military in the Post-Cold War Era: E.U. Policy-Turkish Response”.  Date of Completion: September 2003.&lt;br /&gt;6.      Arikan, Gizem.  “The Decline of the Center Right Parties in Turkey in the 1990s: Value Change or Resentment?”.  Date of Completion: June 2004.&lt;br /&gt;7.      Pekiner, Yesim. “Turkish-EEC Relations in the 1970s: Did Turkey Really Miss the Train to Europe Then?” Started in September 2002.  Date of Completion: September 2004.&lt;br /&gt;8.      Kitidi, Aikaterini. “Positions and Oppositions: Greek Policy towards Turkey’s Accession to the EC/EU, 1987-2002”.  Started in September 2003.  Date of Completion: June 2004.&lt;br /&gt;9.      Akcali, H. Selen. “The Emergence of a New Type of NGO: ThinkFirms: A Study of the ARI and ESI (European Stability Initiative) Movements in the Context of Turkey’s Integration to the EU”.  Date of Completion: July 2006.&lt;br /&gt;10.  Kilicdagi, Tulay. “The New Entrepreneurial Classes and Their Associations in Turkey: Organizational and Ideological Diversification Since the 1990s”.  Date of Completion: September 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÖNETİLEN VE TAMAMLANMIŞ DOKTORA TEZLERİ&lt;br /&gt;1.      Tekin, Beyza, “French Perceptions of Turkish-EU Relations”.  Started in September 2003.  Date of Completion: September 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEVAM EDEN MASTER VE DOKTORA TEZLERİ&lt;br /&gt;(M.A.) Sayan, Pinar, “New Nationalisms in Turkey in the Field of Popular Art: The Case of Kurtlar Vadisi”.  Started in September 2007.  Estimated Date of Completion: September 2008.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(PhD) Ozalay, Eren, “The Idea of Europe in Turkish School Books”.  Started in September 2007.  Estimated Date of Completion: June 2010.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(PhD) Zihnioglu, Ozge, “Europeanization of Turkish Civil Society”.  Started in September 2007.  Estimated Date of Completion: June 2010.&lt;br /&gt;ARAŞTIRMA ALANLARI&lt;br /&gt;1.      Türk siyasal hayatı (İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde kamusal alan ve regülasyon; iş dünyası-devlet ilişkileri ve işadamı ideolojisinin oluşumu; Demokrat Parti’den günümüze muhafazakâr ve merkez-sağ ideolojinin evrimi; sol düşüncenin vülgarizasyon alanı olarak popüler kültür ve popüler müzik).&lt;br /&gt;2.      Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri ve Avrupa bütünleşmesinin kültür ve kimlik boyutları.&lt;br /&gt;3.      Dış-iç siyaset etkileşimleri ve uluslararası ortamın demokratikleşme ve demokratik konsolidasyon üzerindeki etkileri (Türkiye ve Güney Avrupa’nın karşılaştırmalı olarak incelenmesi).&lt;br /&gt;4.      Kültür ve siyaset (kültürel egemenlik ve direniş, kültürel melezleşme, kültürel globalleşme ve popüler kültür teorileri ve vaka incelemeleri).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÜRÜTÜLMÜŞ ARAŞTIRMA PROJELERI&lt;br /&gt;1.       “Turkey and the European Union: Cultural Perceptions and Exchanges”.  Research Project supported by a grant from TESEV (The Turkish Economic and Social Studies Foundation).  Date of Completion: December 2002.  Conducted with Ali Akay, Duygu Koksal, Arzu Ozturkmen and Asli Ozyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      “Turkish Public Opinion Regarding the European Union”.  Research Project supported by a joint grant of TESEV (The Turkish Economic and Social Studies Foundation) and Bogazici University Research Fund.  Date of Completion: January 2002.  Conducted with Ali Carkoglu, Refik Erzan and Kemal Kirisci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      “Euroskepticism in Turkey: Manifestations at the Elite and Popular Levels”.  Research project jointly supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund (Project No:20010556) and Bogazici University Research Fund (Project No:03M105). Date of completion: July 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      “Major Variants of Conservatism in Turkey”.  Research project jointly supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund (Grant No:20014746) and Bogazici University Research Fund (Project No: 05M103).  Date of completion: July 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      “Building a Deliberative Dialogue Between Turkish and French Youth”.  Research project supported by a grant from the European Union, Small Projects Programme: Strengthening Civil Society Dialogue (Contract No: Deltur/2005/113909).  Date of completion: October 2006.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.      “In Search of a Turkish Middle Class: Economic Occupations, Political Orientations, Social Life-Styles, Moral Values”.  Research project supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund (Grant No:20018998) and Bogazici University Research Fund (Grant No:07M103).  Date of completion: December 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.       “Cultural Dimensions of the EU-Turkish Relations: Does Identity Really Matter?”.  Research project supported by a grant from the Swedish Institute for European Policy Studies.  Date of completion: December 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazanılmış Ödüller&lt;br /&gt;1.      European Commission (Directorate General For Education and Culture) Grant for the Establishment of a European Module (Jean Monnet Permanent Course) at Bogazici University: “Issues of Culture and Identity in European Integration”.  Reference: C03/0079.  Granted for three years, beginning with the Fall of 2003. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      Member of the “Europe Team” (“Avrupa Takimi”), selected by the Representation of the European Commission to Turkey.  Beginning with May 21, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      Fulbright Scholarship for graduate study in the U.S.A., 1988-1991.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      High Honor Student and first of the graduating class of the Department of Economics, Bogazici University, 1987.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      Bogazici University Foundation International Publication Support Grant: Received for various articles in the publication list.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazanılmış Araştırma Bursları&lt;br /&gt;1.      OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation) Project Grant: “In Search of a Turkish Middle Class: Economic Occupations, Political Orientations, Social Life-Styles, Moral Values”.  Research project supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund.  Grant No:20018998.  Date of completion: October 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      Bogazici University Research Fund Project Grant: “In Search of a Turkish Middle Class: Economic Occupations, Political Orientations, Social Life-Styles, Moral Values”.  Research project supported by a grant from the Bogazici University Research Fund.  Grant No:07M103.  Date of completion: October  2007.  (Matches the OSIAF Grant mentioned above.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      European Union Project Grant: “Building a Deliberative Dialogue Between Turkish and French Youth”.  Research project supported by a grant from the European Union, Small Projects Programme: Strengthening Civil Society Dialogue, Contract No: Deltur/2005/113909.  Date of completion: October 2006.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      SIEPS (Swedish Institute for European Policy Studies) Project Grant: “Cultural Dimensions of the EU-Turkish Relations: Does Identity Really Matter?”.  Research project supported by a grant from the Swedish Institute for European Policy Studies.  Date of completion: March 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation) Project Grant: “Major Variants of Conservatism in Turkey”.  Research project supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund.  Grant No:20014746.  Date of completion: July 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.      Bogazici University Research Fund Project Grant: “Major Variants of Conservatism in Turkey”.  Research project supported by a grant from the Bogazici University Research Fund.  Project No: 05M103.  Date of completion: July 2006.  (Matches the OSIAF Grant mentioned above.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.      OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation) Project Grant: “Euroskepticism in Turkey: Manifestations at the Elite and Popular Levels”.  Research project supported by a grant from the Open Society Institute Assistance Fund.  Project No:20010556.  Date of completion: July 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8.      Bogazici University Research Fund Project Grant: “Euroskepticism in Turkey: Manifestations at the Elite and Popular Levels”.  Research project supported by a grant from the Bogazici University Research Fund.  Project No:03M105.  Date of completion: July 2004.  (Matches the OSIAF Grant mentioned above.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9.      OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation), Partnership Beyond Borders Program, Conference Grant: “Rethinking Europe through Rethining Islam: Exploring the Place of Islam in an Emerging European Identity”.  A conference to be organized at Bogazici University in November, 2005.  Grant No:20015595. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.  OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation), Partnership Beyond Borders Program, Conference Grant: “The Spanish Path to Europeanization: A Model for Turkey?”.  A conference organized at Bogazici University on 8-10 June, 2004.&lt;br /&gt;11.  OSIAF (Open Society Institute Assistance Foundation), Partnership Beyond Borders Program, Conference Grant: “A Turkish-Greek Dialogue: Setting Problem Areas And Searching For Solutions”.  A conference organized at Bogazici University on 25-28 May, 2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.  TESEV (Turkish Economic and Social Studies Foundation) Research Grant: “Turkey and the European Union: Cultural Perceptions and Exchanges”.  Research Project supported by a grant from TESEV (The Turkish Economic and Social Studies Foundation).  Date of Completion: December 2002.  Conducted with Ali Akay, Duygu Koksal, Arzu Ozturkmen and Asli Ozyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.  TESEV (Turkish Economic and Social Studies Foundation) Research Grant: “Turkish Public Opinion Regarding the European Union”.  Research Project supported by a joint grant of Bogazici University and TESEV (The Turkish Economic and Social Studies Foundation).  Date of Completion: January 2002.  Conducted with Ali Carkoglu, Refik Erzan and Kemal Kirisci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.  Bogazici University Research Fund Project Grant: “The Attitudes of Turkish Businessmen towards Democratization and Institutional Reform”.  Research project supported by a grant from the Bogazici University Research Fund.  Project No: 00C302.  Date of completion: April 2002.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15.  Turkish Economic and Social History Foundation Project Grant: Curator in the exhibition entitled “Three Generations of the Republic” on the occasion of the celebration of the 75th anniversary of the foundation of the Republic of Turkey.  Responsible for curating the following four sections of the exhibition: “From the Constitutional Monarchy to the Republic”, “The Nation Will Speak Now”, “A Small Producers’ Heaven”, “Economic Awakening”.  Started in January 1998 and Completed in October 1998.  Public opening of the exhibition on September 18, 1998 in the Darphane-i Amire (Ottoman Imperial Mint) building in Istanbul.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16.  Bogazici University Research Fund Project Grant: “Democratization in the Process of Integration with Europe: A Comparative Study of the Turkish and Southern European Experiences”. Research project supported by a grant from the Bogazici University Research Fund.  Project No: 97C0301.  Date of completion: October 1999.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17.  European Commission Grants for participating in the various meetings and study cycles of the Strademed Network, a network of academics and professionals specializing on Euro-Mediterranean issues, 1997-2000.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜZENLENMİŞ KONFERANSLAR&lt;br /&gt;1.      “A Turkish-Greek Dialogue: Setting Problem Areas And Searching For Solutions”.  A conference organized at Bogazici University on 25-28 May, 2003.  Supported by a grant from OSIAF (Open Society Institute Assistance Fund), Partnership Beyond Borders Program.  Participants: Paschalis Kitromilides (University of Athens), Tasos Christidis (University of Thessaloniki), Katilena Stathakou (University of Crete), Anna Fragoudaki (University of Athens), Thalia Dragonas (University of Athens), Akis Papataxiarchis (University of the Aegean), Irena Loutzaki (University of Athens), Irene Banias (Bogazici University), Alexis Heraclides (Panteion University), Herkul Millas (University of Athens), Stephanos Pesmazoglou (Panteion University), Stavros Ioannidis (Panteion University), Napoleon Maraveyas (University of Athens), Panagiotis Liargovas (University of Athens), Michael Tsinisizelis (University of Athens). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      “The Spanish Path to Europeanization: A Model for Turkey?”.  A conference organized at Bogazici University on 8-10 June, 2004.  Supported by a grant from OSIAF (Open Society Institute Assistance Fund), Partnership Beyond Borders Program.  Participants: Anna Balletbo (Universidad Autónoma de Bellaterra), Heriberto Cairo         (Universidad Complutense de Madrid), Mercedes Vilanova (Universidad de Barcelona), Pablo Martín de Santaolalla (Universidad Autónoma de Madrid), José Ribas (The Ajoblanco magazine of culture and arts), Carmen Rodrìguez (Universidad Autónoma de Madrid).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      “Rethinking Europe through Rethining Islam: Exploring the Place of Islam in an Emerging European Identity”.  A conference organized at Bogazici University on 9-10 December, 2005.  Supported by a grant from OSIAF (Open Society Institute Assistance Fund), Partnership Beyond Borders Program (Grant No:20015595).  Participants: Amel Boubekeur (EHESS, Ecole Normale Superieure, Paris), Andreas Pribersky (Institut fur Politikwissenschaft/ Institute for Political Science Universität Wien/Vienna University), Cagla Aykac (Center for European Policy Studies (CEPS), Brussels and École des Hautes Études en Sciences Sociales (EHESS), Paris), Deniz Kandiyoti (School of Oriental and African Studies (SOAS), London), Gerard Delanty (Department of Sociology, Social Policy and Social Work Studies, University of Liverpool), Gerdien Jonker (Philipps-Universität Marburg and Georg-Eckert Institut, Germany), Jeffrey Haynes (London Metropolitan University), Kenan Cayir (Department of Political Science, Istanbul Bilgi University), Sara Silvestri (University of Cambridge, UK), Sia Anagnostopoulou, (Department of Political Science and History, Panteion University, Athens, Greece), Stephanos Pesmazoglou (Department of Political Science and History, Panteion University, Athens, Greece), Welmoet Boender (International Institute for the Study of Islam in the Modern World (ISIM)), Binnaz Toprak (Department of Political Science and International Relations, Bogazici University/Bogazici Universitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararasi Iliskiler Bolumu), Caglar Keyder (Department of Sociology, Bogazici University/Bogazici Universitesi, Sosyoloji Bolumu), Edhem Eldem (Department of History, Bogazici University/Bogazici Universitesi, Tarih Bolumu), Yesim Arat (Department of Political Science and International Relations, Bogazici University/Bogazici Universitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararasi Iliskiler Bolumu).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAYINLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Monograflar&lt;br /&gt;1.      O Turkikos sintiritismos ke i idea tis Evropis (In Greek) (Turkish Conservatism and the Idea of Europe).  Translated from English by Panayotis Pantos.  Translation edited by Sia Anagnostopoulou .  Athens: Nicos Poulantzas Institute, 2006. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derleme Kitaplar&lt;br /&gt;1.      Sovyetler Birligi ve Dogu Avrupa'da Leninizmin Cozulusu (In Turkish) (The Collapse of Leninism in the Soviet Union and Eastern Europe). Istanbul: Hil Yayin, 1993.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      Avrupa Haritasinda Turkiye (Placing Turkey on the Map of Europe).  Istanbul: Bogazici University Press, 2005.  A volume edited with an introduction by Hakan Yilmaz and including contributions by Ali Akay, Duygu Koksal, Arzu Ozturkmen, Asli Ozyar and Hakan Yilmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      Placing Turkey on the Map of Europe.  Istanbul: Bogazici University Press, 2005.  A volume edited with an introduction by Hakan Yilmaz and including contributions by Ali Akay, Duygu Koksal, Arzu Ozturkmen, Asli Ozyar and Hakan Yilmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma Raporları&lt;br /&gt;1.      Building a Deliberative Dialogue between Turkish and French Youth: Final Report.  By Hakan Yilmaz, Semih Vaner, Emre Erdogan, Guclu Atilgan, Arzu Ozturkmen, Marie-Helene Sauner, and Levent Unsaldi.  Project supported by a grant from the European Commission as part of the “Small Projects Programme in Turkey: Strengthening Civil Society Dialogue”, Grant No: DELTUR/2005/113-909. Additional financial support provided by the Center for Strategic Studies (SAM) of the Turkish Ministry of Foreign Affairs.  Istanbul, 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakemli Bilimsel Dergilerde Yayınlanmış Makaleler&lt;br /&gt;1.      "Democratization from Above in Response to the International Context".  New Perspectives on Turkey (Fall 1997, No: 17, pp.1-38).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      “Business Notions of Democracy: The Turkish Experience in the 1990s”. CEMOTI  (Les Cahiers d'études sur la Méditerranée orientale et le monde turco-iranien) (Janvier-Juin 1999, No. 27, pp.183-194).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      “American Perspectives on Turkey: An Evaluation of the Declassified US Documents between 1946-1960”.  New Perspectives on Turkey (No. 25, Fall 2001, pp.77-101). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      “External‑Internal Linkages in Democratization: Developing an Open Model of Democratic Change”.  Democratization (Vol. 9, No.2, Summer 2002, pp.67-84).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      “Comment Les Turcs Percoivent L’Europe et L’Union Européenne”.  La Pensée de Midi, Été 2003, , No: 10,  pp.66-77.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.      “Islam, Sovereignty, and Democracy: A Turkish View”.   Middle East Journal, Vol. 61, No. 3, Summer 2007, pp. 477-493.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.      “Turkish Identity on the Road to the EU: Basic Elements of French and German Oppositional Discourses”.  Journal of Southern Europe and the Balkans, Volume 9, Issue 3, 2007, pp.293-305.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Popüler Dergilerde Yayınlanmış Makaleler&lt;br /&gt;1.      “Kamu, Kamu Otoritesi ve Devlet: Habermas’in Isiginda Turkiye’yi Dusunmek” [Public, Public Authority and the State: Thinking the Turkish Experience in the Light of Habermas”].  Cogito (No. 15, 1998, pp.159-170).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      “Avrupa’nin Kulturel Sinirlarinin Cizilmesi ve Turkiye’nin Avrupa Kulturundeki Yeri” (“Drawing the Cultural Boundaries of Europe and Placing Turkey in the European Culture”).  Toplumsal Tarih, Ekim 2004, pp.36-41.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      “Turkish Conservatives’ EU Choice: Tactic or Strategy?”.  The Bridge, A Quarterly Review on European Integration, Southeast Europe, and the Southeast Mediterranean, Q4, Issue 7, 2007, pp.62-64.&lt;br /&gt;Başka Yazarlarca Derlenmiş Kitaplarda Yayınlanmış Bölümler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.      "Democracy and Freedom: The Redefinition of the Ideology of the Turkish Regime in the Postwar Period".  In Elites and Change in the Mediterranean (ed. Antonio Marquina, Madrid: FMES, 1997, pp.27-44).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      “Mesrutiyet’ten Cumhuriyet’e”, “Yeter, Soz Milletin!”, “Kucuk Ureticiler Cenneti”, “Ekonomik Uyanis” [From the Constitutional Monarchy to the Republic, The Nation Will Speak Now, a Small Producers’ Heaven, Economic Awakening].  In Uc Kusak Cumhuriyet [Three Generations of the Republic] (ed. Ugur Tanyeli, Istanbul: Turkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfi, 1998, pp. 30-35, 72-75, 86-89, 134-137) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      “Le conservatisme turc et l’idée d’Europe” (Turkish Conservatism and the Idea of Europe).  In les défis et les peurs, Entre Europe et Méditerranée, ed. Paul Sant Cassia and Thierry Fabre, Arles et Paris: Editions Actes Sud, 2005, pp.187-218.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      “Two Pillars of Nationalist Euroskepticism in Turkey: The Tanzimat and Sevres Syndromes”.  In Turkey, Sweden and the European Union: Experiences and Expectations, ed. Ingmar Karlsson and Annika Strom Melin,  Stockholm: SIEPS (Swedish Institute for European Policy Studies), 2006, pp.29-40.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      “Kamu, Kamu Otoritesi ve Devlet: Habermas’in Isiginda Turkiye’yi Dusunmek” [Public, Public Authority and the State: Thinking the Turkish Experience in the Light of Habermas”].In Kamusal Alan ve Turkiye, ed. Ahmet Karadag, Ankara: Asil Yayin, 2006, pp.192-209.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.      "Euroskeptizismus in der Türkei - Parteien, Eliten und öffentliche Meinung, 1995-2006" (Euroskepticism in Turkey: Parties, Elites and Public Opinion, 1995-2006).  In Die Türkei und Europa, ed. Gabriele Clemens, Hamburg: LIT-Verlag (Studien zur Neueren Europäischen Geschichte Bd. 1), 2007, pp. 215-243.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.      “Turkish Conservatism and the Idea of Europe”.  In Between Europe and the Mediterranean: The Challenges and the Fears, ed. Thierry Fabre and Paul Sant Cassia, New York: Palgrave MacMillan, 2007, pp. 137-161.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8.      “Turkki Euroopan kartalle” [Turkey on the Map of Europe] (In Finnish).  In Turkki, Euroopan Rajalla?, ed. Anu Leinonen et al., Helsinki, Finland: Gaudeamus Helsinki University Press, 2007, pp.45-59.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Hakan Yılmaz Tarafından Derlenmiş Kitaplarda Yayınlanmış Bölümler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.      “Placing Turkey on the Map of Europe: An Introduction to Examining the Cultural Clashes Between Turkey and the European Union”.  In Whither Europe? Migration, Citizenship and Identity (ed. Mats Andren, Goteborg, Sweden: Center for European Research at Goteborg University [CERGU], 2003, pp. 195-206.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      “Giris: Turkiye’yi Avrupa Haritasina Sokmak”.  In Avrupa Haritasinda Turkiye (Placing Turkey on the Map of Europe) (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, pp.1-19.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      “Avrupalilarin Turkiye’nin Gundelik Hayati Hakkindaki Anlatilari: Turkiye’de Yasayan Avrupalilarla Yapilan Gorusmeler”.  In Avrupa Haritasinda Turkiye (Placing Turkey on the Map of Europe) (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, pp.20-39.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      “Introduction: Placing Turkey on the Map of Europe”.  In Placing Turkey on the Map of Europe (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, 1-22).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      “European Narratives on Everyday Turkey: Interviews with Europeans Living in Turkey”. In Placing Turkey on the Map of Europe (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, 23-42).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.      “Swinging between Eurosupportiveness and Euroskepticism: Turkish Public’s General Attitudes towards the European Union”. In Placing Turkey on the Map of Europe (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, 152-181).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.      “Indicators of Euroskepticism in the Turkish Public Opinion by the End of 2003: Basic Findings of a Survey”.  In Placing Turkey on the Map of Europe (ed. Hakan Yilmaz, Istanbul: Bogazici University Press, 2005, 182-185).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayın Danışmanlığı Yapılan Kitaplar&lt;br /&gt;1.      Marx, Karl. Ekonomi Yazilari (in Turkish) (Economic Writings).  Istanbul: Hil Yayinlari, 2005.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;2.      Marx, Karl. Felsefe Yazilari (in Turkish) (Philosophical Writings).  Istanbul: Hil Yayinlari, 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      Marx, Karl. Siyaset Yazilari (in Turkish) (Political Writings).  Istanbul: Hil Yayinlari, 2005.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayına Kabul Edilmiş Bilimsel Makaleler ve Kitap Bölümleri&lt;br /&gt;1.      “Euroskepticism in Turkey: Parties, Elites and Public Opinion, 1995-2006”.  In South European Society and Politics, Vol. 13, No. 1, March 2008 (Published by Routledge, Taylor and Francis)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.       “Türkiye’de Avrupa Şüpheciliği: Siyasi Seçkinler ve Halk Katındaki Eğilimler”.  In Küreselleşme, Avrupa Birliği ve Türkiye, ed. Oğuz Esen and Filiz Başkan, 2008.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      “The International Context of Democratization”.  In Democratization in a Globalized World, ed. Christian W. Haerpfer, Ronald Inglehart, Chris Welzel and Patrick Bernhagen, Oxford University Press, 2008.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      “The Formation of the American-Turkish Alliance and Its Impact on the Domestic Political Developments in Turkey: 1940s-1950s”.  In The Contested Legacy, A History of American-Turkish Relations in the Twentieth Century, ed. Selçuk Esenbel and Bruce Kuniholm, 2009.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      “The Kemalist Revolution and the Foundation of the One-Party Regime in Turkey: A Political Analysis”.  In Ergun Özbudun’a Armağan, ed. Serap Yazıcı et al., 2008. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayına Hazırlanan Monograflar, Derleme Kitaplar, Araştırma Raporları&lt;br /&gt;1.      Rethinking Europe through Rethinking Islam: Theoretical Essays  and Case Studies.  Edited with a preface and introduction by Hakan Yilmaz and Cagla Aykac.  Scheduled for publication in March 2009 by the I.B. Tauris Academic Studies series.  Contributions by Amel Boubekeur, Andreas Pribersky, Cagla Aykac, Deniz Kandiyoti, Gerard Delanty, Gerdien Jonker, Jeffrey Haynes, Kenan Cayir, Sara Silvestri, Sia Anagnostopoulou, Stephanos Pesmazoglou, and Welmoet Boender.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      New Nationalisms in Turkey in the Age of Post-Nationalism.  Edited with a preface and introduction by Hakan Yilmaz, Sercan Gidisoglu, Yasin Kaya, Levent Onen, Aslı Orhon, and Pinar Sayan.  Scheduled for publication in Fall 2008.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      “Cultural Dimensions of the EU-Turkish Relations: Does Identity Really Matter?”.  Research project supported by a grant from the Swedish Institute for European Policy Studies.  Date of completion: May 2008.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konferans Tebliğleri&lt;br /&gt;1.      “The Dual Game of Turkish Democracy”.  Paper presented at the American Research Institute in Turkey (ARIT).  December 9, 1996.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      "Rent-Dependency and Democracy: Postwar Turkey in Comparative Perspective".  Paper presented at the 1997 annual meeting of MESA (Middle East Studies Association of North America), 21-24 November 1997, San Francisco, USA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      Participant in the first Strademed Workshop on the political, economic and cultural issues of the Euro-Mediterranean Region, 27 November-10 December 1997, Madrid, Spain.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      “The State of Comparative Political Studies in Turkey Today”.  Paper presented at the symposium entitled “Social and Political Sciences and History in Turkey Today”, organized by Department of Political Science and History of Panteion University, under the auspices of UNESCO, Athens, 28-31 May 1998.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      “Modernization of Musical Culture in Turkey”.  Paper presented at the conference entitled “Dans le sillage de la révolution d’Ataturk: La transformation des arts et des lettres dans la Turquie républicaine”.  Organized by Université des Sciences Humaines de Strasbourg, Département d’Etudes Turques, 26-27 October 1998, Strasbourg, France.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.      “Iktisadi Uyanisin Ahlak ve Zihniyet Dunyasi” [Moralities and Mentalities of Economic Awakening in Turkey].  Paper presented at the conference entitled  “Sinirda Yasamak: Modernlik, Cinsiyet ve Etniklik” [Living on the Frontiers: Modernity, Sexuality and Ethnicity],  2-4 November 1998, Mimar Sinan University, Istanbul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.      “Changing Attitudes of Turkish Businessmen towards Democracy”.  Paper Presented at the conference entitled “La question militaire et les sociétés musulmanes: le militaire, l'entrepreneur et le paysan”.  Organized by CERI (Centre d’études et de  recherches internationales, Fondation nationale des sciences politiques), 26-27 November 1998, Paris, France.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8.      “Kultur Calismalari Icerisinden Sosyal Bilimlere Yeni Bir Temel Bulunabilir mi?” [Can We Find a New Foundation for the Social Sciences through Cultural Studies].  Paper presented at the 6th National Social Sciences Convention, organized by the Turkish Social Sciences Association, 17-18 November 1999, Middle East Technical University, Ankara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9.      “An Examination of the Leftist Popular Music in Turkey since the 1960s”. Paper presented at the 1999 annual meeting of MESA (Middle East Studies Association of North America), 19-22 November 1999, Washington, D.C., USA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.  “Towards a Bourgeois Democratic State in Turkey?  An Examination of the Business Ideologies and State-Business Relations in Turkey”. Paper presented at the 2000 annual meeting of MESA (Middle East Studies Association of North America), November 2000, Orlando, Florida, USA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.  “Music in the Time of Politics: Turkish Musical Modernization in the Fields of Official and Popular Cultures”.  Paper presented in the Conference entitled Folklore and Popular Culture in Turkey, October 29-30, 2001, University of Pennsylvania, Philadelphia, U.S.A.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.  “Avrupa'nin Kulturel Sinirlarinin Cizilmesi ve Turkiye’nin Avrupa Kulturundeki Yeri” [Drawing the Cultural Boundaries of Europe and Placing Turkey on the European Cultural Map”].  Paper presented in a workshop series entitled “Gelecegin Avrupasi Turkiye Grubu.  Ucuncu  Grup: AB'nin Gelecegi Calismalari”, organized by IKV (Iktisadi Kalkinma Vakfi – Economic Development Foundation), Istanbul, May-June 2002.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.  “Music and Modernization in Turkey: Legitimating Syntheses and Entertaining Hybridizations.” Paper presented at the 2000 annual meeting of the American Folklore Society, 16-20 October 2002, Rochester, New York.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.  “Turkey and the European Union: Cultural Perceptions and Exchanges”.  Paper presented at the “First Pan-European Conference on European Union Politics” of the European Consortium for Political Research, 26-28 September 2002, Bordeaux, France.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15.  “Recent Political Developments in Turkey and Their Implications for Turkey's Orientation towards the European Union”.  Paper presented at Panteion University, Athens, Greece, November 12, 2002.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16.  “European Exclusionary Narratives on Turkey: An Examination of the Historical, Political, and Everyday Views”.  Paper Presented at the Conference “Whither Europe? Borders, Boundaries, Frontiers in a Changing World”, Organized by the Center for European Research, Goteborg University, Sweden, 16-17 January 2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="OLE_LINK2"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="OLE_LINK1"&gt;17.  “Europeanization and Its Discontents: Evidence from Turkey”.  &lt;/a&gt;Paper presented at the Annual Meeting of the European Consortium for Political Research (ECPR), Marburg, Germany, 18-21 September 2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18.  “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at Centro Studi di Politica Internazionale (CeSPI).  Rome, December 5, 2003.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19.  “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at General Secretariat for European Union Affairs (Avrupa Birligi Genel Sekreterligi).  Ankara, January 20, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20.  “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at Ari Movement (Ari Hareketi).  Istanbul, March 8, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21.  “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at European Parliament, Interparliamentary Relations-Europe (Enlargement).  Brussels, March 22, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22.  “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at Center for European Policy Studies (CEPS).  Brussels, March 23, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23.  “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at European Commission, Turkey Team of the DG – Enlargement.  Brussels, March 24, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24.  “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at Middle East Technical University, Center for European Studies.  Ankara, April 27, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25.  “Euroscepticism in Turkey – Basic Findings of the Research”.   Talk given at Madrid Autonomous University (together with a presentation on Turkish-EU relations by Volkan Vural, Turkey’s Ambassador to Madrid).  Madrid, May 6, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26.  Discussant at the workshop “Justifying Enlargement: Past and Present Experiences, A Principled Account”.  Organized by ARENA (Norway) within the CIDEL project and held in Avila, Spain.  May 7-8, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27.  “Who Is Afraid of Europe?  An Examination of Euroskepticism in Turkey”.  Paper presented at the Third METU Conference on International Relations.  Ankara, May 24-26, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28.  “Turkish Perceptions of Europe: Caught Between Euroskepticism and Europhilia”.  Annual Lecture delievered in the scheme of cooperation between Bogazici University and the University of Athens.  Athens, June 15, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29.  “Euroscepticism in Turkey - Manifestations at the Elite and Popular Levels”.  Paper presented at the “Second Pan-European Conference on European Union Politics” of the European Consortium for Political Research, the Standing Group on the European Union.  Bologna, Italy, 24-26 June, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30.  “Turkey: Within or Outside Europe? An Historical Perspective”.  Paper presented at the conference entitled “Betwixt and Between: Europe and the Mediterranean: New Stakes and New Challenges”, organized by the Réseau Thématique des Centres Européens de Recherche en Sciences Humaines sur l’Ensemble Euroméditerranéen and held at IMEIS and Collingwood College, University of Durham.  Durham, UK, July 1-4, 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31.  “Turkey and the EU: Cultural Asymmetries”.  Paper presented at the conference entitled “Accession to the European Union: A Major Translation/Interpreting Process”, Bogazici University, Istanbul, 19 October 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32.  “‘Entre l’Orient et l’Occident: Turkish Perceptions on Identity’”.  Paper presented at the The Euborderconf  Workshop entitled “The European Union and Greek-Turkish Relations: From Conflict to Cooperation?”.  Bogazici University, Istanbul, 22-23 October 2004. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33.  “Turkiye’de Avrupa Supheciligi” (“Euroskepticism in Turkey”).  Talk given at the Yapi Kredi Kultur Merkezi, as part of the Center’s series of talks on the Turkish-EU relations. 27 October 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;34.  “The Political Dynamics of Turkish Accession to the EU”.  Talk given at the Swedish Institute for European Policy Studies (SIEPS), Stockholm, Sweden, 20 December 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;35.  “Core Euroskeptic Issues and Groups in Turkey Today”.  Talk given at the Europa Kolleg, University of Hamburg, Hamburg, Germany, 21 February 2005.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36.  “Core Euroskeptic Issues and Groups in Turkey Today”.  Talk given at the University of the Armed Forces, Hamburg, Germany, 22 February 2005.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37.  “Turkish Perspectives on Europe”.  Paper presented at the conference entitled “National Identities and Religion”, Complutense University, Madrid, 15-17 March, 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38.  “Turkish perceptions on Europe and European perceptions of Turkey”. Seminars given at Panteion University, Athens, Post-Graduate Program of the Department of Political Science and History, April 2005. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39.  “Exploring the Cultural Dimensions of the Turkish-EU Relations:  Core Euroskeptic Issues and Groups in Turkey”.  Paper presented at the conference entitled “Cultural Encounters on the Eastern Frontiers”, University of the West of England, Center for European Studies, Bristol, UK, 10-11 June, 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40.  “Islamic Conservatism and the Idea of Europe: A View from Turkey”.  Paper presented at the Annual Meeting of the European Consortium for Political Research (ECPR), Budapest, Hungary, 7-12 September 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;41.  “The Tanzimat and Sevres Syndromes: the Deep Memory and the Deep Policy of Euro-Skepticism in Turkey”. Paper presented at the workshop entitled “Turkey, Sweden and the EU, Expectations and Experiences”, organized by the Swedish Institute for European Policy Studies (Sieps) in cooperation with the Consulate General of Sweden in Istanbul, at the Swedish Research Institute in Istanbul, 7 October 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42.  “Main Issues of Euroskepticism in the Turkish Public Opinion”.  Paper presented at the conference entitled “The European Union and Turkey: Problems and Prospects of the Accession Negotiations”, organized by the Europa-Kolleg Hamburg, Institut fur Integrationsforschung, Hamburg, 20-21 October 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;43.  “Europe and Turkey: Mutual Doubts”.  Paper presented at the conference entitled “Accession Negotiations with the EU: Implications on the Future of Conference Interpreting in Turkey”, organized by the Department of Translation and Interpreting, Bogazici University, Istanbul, 25 November 2005.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;44.  “Europeanization and Its Discontents: Euroskepticism in Turkey”.  Paper presented at the conference entitled “Europeanization and Transformation: Turkey in the Post-Helsinki Era”, organized by Koc University, Istanbul, 2-3 December 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45.  “The Idea of Europe in the Turkish Public Opinion”.  Paper presented at the conference entitled “The Muslim World through the Lens of European Textbooks", organized by the Georg-Eckert Institute for International Textbook Research, Braunschweig, Germany, 19-22 February 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;46.  “European Perspectives on Turkish Identity:  Preliminary Findings of a Research on France and Germany".  Paper presented at the conference entitled “Decoding Modern Turkey and the Greek European Experience”, organized by The Hellenic Centre for European Studies (EKEM) and the Institute of European Integration and Policy, Athens, Greece, 10 May 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;47.  “Conservatism in Turkey: Family, Religion, and the West”.  Paper presented at the Warsaw School of Social Psychology and the Warsaw School of Economics, Warsaw, Poland, 1-2 June 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;48.  “Conservatism in Turkey through Orality: Family, Religion, and the West”.  Paper presented at the Columbia University Institute for Scholars, Reid Hall, Paris, France, 27 June 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;49.  “Euroscepticism as a Type of Political Conservatism: The Case of Turkey”.  Paper presented at the “Third Pan-European Conference on European Union Politics” of the European Consortium for Political Research, the Standing Group on the European Union.  Istanbul, Turkey, 21-23 September, 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50.  “Avrupa ve Türkiye: Kimlik Algılamaları” (Europe and Turkey: Perceptions of Identity).  Talk given at Dicle Universitesi, Diyarbakir, Turkey, on 29 September 2006. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;51.  “Turkey: Swinging Between Isolationism and Integrationism”.  Paper presented at the “VIII Country Risk Annual Conference.  Turkey: Market Economy and the European Union”, Organized by CESCE (Compañía Española de Crédito a la Exportación – Spanish Export Credit Company), Madrid, Spain, 30 October 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;52.  “Religious Conservatism in Turkey: People’s Attitudes Towards the Role of Islam in Personal, Social, and Political Spheres”.  Paper presented at the conference entitled “Faith and State Lectures and Debates: Religion, Enlightenment and Democracy”, organized by the International School for Humanities and Social Sciences (ISHSS) of the University of Amsterdam, November 9, 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;53.  “Turkey: Attitudes Towards the West, Westernization, and the EU”.  Paper presented at the International School for Humanities and Social Sciences (ISHSS) of the University of Amsterdam, November 10, 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="OLE_LINK3"&gt;54.  “Turkish Perceptions of the EU: Where Are We at the Swing Between Isolationism and Integrationism?”.  Paper presented at the conference entitled “&lt;/a&gt;Turkey’s Accession to the European Union: The Turkish Perception”, organized by the Constantinos Karamanlis Institute for Democracy, Athens, 16 February 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;55.  “AB Kültürel Bütünleşmesi ve Avrupa Kimliği”.  [European Cultural Integration and European Identity]  Paper presented at the conference entitled “AB Bilgi Ağı Koordinasyon Toplantısı”, organized by the AB Bilgi Merkezi / EU Information Center, Gaziantep, 20 February 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;56.  “The Tanzimat Syndrome in Turkey: What Is So Dangerous About Rights and Freedoms? Historical Memory of the Elites and Perceptions of the General Public On Individual and Collective Rights”.  Paper presented at the conference entitled “Second Mediterranean Encounter On Human Rights: The Limits To Political Power”, organized by the Pablo Iglesias Foundation, Jean-Jaures Foundation, Friedrich Ebert Foundation, and the Spanish Ministry of Foreign Affairs.  Madrid, 14-15 March 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;57.  “Turkey in the View of France and Germany”.  Paper presented at the conference entitled “Turkey and Europe:  Public Debate in France, Germany and Turkey”, organized by Center on Franco-German Relations (Cerfa) at the French Institute of International Relations (Ifri), the Friedrich Ebert Foundation, and TUSIAD.  Paris, 26 March 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;58.  “Avrupa ve Türkiye: Ne Kadar Yakın, Ne Kadar Uzak?” [Europe and Turkey: How Close, How Far?].  Paper presented on the occasion of the opening of the “Get Closer! / Yakınlaş!” painting exhibition by Asli Deniz Helvacioglu, organized by the AB Bilgi Merkezi / EU Information Center, Istanbul, 10 July 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;59.   “Kültür ve Kimlik”.  [Culture and Identity] Paper presented at the conference entitled “Kültürel Çeşitlilik”, organized by the AB Bilgi Merkezi / EU Information Center, Ankara, 2 August 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60.  “German and French Narratives on Turkish Identity: Preliminary Findings of a Research”.  Paper presented at the conference entitled “The Muslim World through the Lens of European Textbooks".  Organized by the as an Exploratory Workshop by the Georg-Eckert Institute and the European Science Foundation’s (ESF) Standing Committee for Social Sciences (SCSS).  Convened by Gerdien Jonker.  Braunschweig, Germany, 11 - 14 September 2007.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-7507432869484768048?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/7507432869484768048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/7507432869484768048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/02/hakan-ylmaz-akademik-zgemi-trke.html' title='Hakan Yılmaz-Akademik Özgeçmiş-Türkçe'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-3735350987697996124</id><published>2008-02-04T15:42:00.000+02:00</published><updated>2008-02-04T15:45:50.498+02:00</updated><title type='text'>Turkey Needs an "Ombudsman for Private Secularism Rights"</title><content type='html'>An Interview with Hakan Yılmaz&lt;br /&gt;Published in Today's Zaman&lt;br /&gt;6 August 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;How would you evaluate the results of the general election?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There was no surprise. The election results have been parallel to the results of the reliable polls especially in the last one month. There have been some wishful thinkers who would want a different result. I look at it from an economics point of view. I liken the politics of CHP [Republican People’s Party] and MHP [Nationalist Action Party] to single issue interest groups. CHP has been presenting only secularism as an issue while MHP has been presenting ultra-nationalism as an issue. Since they have been acting as single issue interest groups, they’ve placed these two topics on top of everything else.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What’s in the AK Party’s store?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;People find many things in AK Party’s store including the aspiration for the European Union, they find financial stability, opening up to the world, inexpensive credits for the small Anatolian businesses, and religious people find stress on religion and so on; there is something for everybody. That variety in the AK Party’s store has made them a party of the masses. And they’ve shown that in their four and a half year leadership. I mean, they’ve shown that they have been managing the store quite effectively, and as a result they have more customers now.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;How are they going to use that political capital?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The percentage of votes, the 47 percent, that they’ve obtained has not been received by any parties since the 60s. [Bülent] Ecevit [former prime minister] had received 43 percent of the votes in 1977 and [Turgut] Özal [former prime minister] had received 45 percent in 1983. These percentages are really big political capitals. Ecevit consumed it in a year but Özal used it very well. How is the AK Party going to use it, we’ll all see. They have two main obstacles that they’ll have to pass first.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What are they?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;One of them is the election of the president and the other one is the PKK [the outlawed Kurdistan Workers’ Party] problem in relation to the Northern Iraq. I think the AK Party, which has received about 60 percent of the votes in southeastern Turkey, won’t be so willing to engage in a war in Northern Iraq but you never know. And in the presidency issue, it would be so wise and Western for them to nominate somebody that would be totally acceptable by the opposition. Churchill had said that ‘You are going to beat somebody but never humiliate.’ Because if you do that the result will be much more costly for you. After a victory you should never humiliate. To give your rival a hand is chivalry.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;More specifically, what do you think the AK Party should do?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;They should appoint somebody, whom will be respected by a wide margin of people, for the presidency. There are people in the AK Party who would want revenge but if I were in the AK Party’s leadership would not have listened to them and I would look for the ways to pass the presidency obstacle as soon as possible to deal with the real issues. I am sure of Erdogan’s pragmatism in that regard. And the AK party cannot act as a single issue party anymore because it has risen above it and has become a central right party. It has to act like it and play a conciliatory role among institutions.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What else could AK Party do to use its political capital effectively?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;One of the most important targets of the government has been membership to the European Union. This process has been beneficial for both Turkish democracy and financial consolidation. In the international relations area, we should be like Europeans and use soft power politics to solve our problems. Turkish people would like to be integrated into the world political system, and they reject being like Iran or Russia which are in rivalry with world’s global powers and act like renegades. The government should be able to fulfill Turkish people’s dream about integration.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Do you think stressing religion in social life should not be a priority?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;If you prefer acting like a certain group’s party, then you become smaller. According to our research, only about ten percent of the Turkish people want religion to be dominant in every step of life. I think, among that ten percent, some three percent voted for the Prosperity Party [Saadet Partisi], some voted for MHP, and AK Party’s share could be something like five percent. And those people want revenge. If AK Party acts to satisfy those feelings, it would get smaller. But by looking at their performance in the last four and a half years, I don’t think they would act revengeful; they’ve been acting more like a mainstream party. As a result of that policy they’ve been rewarded by the voters.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What do you think about the opposition?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The opposition has to decide whether or not they’ll remain as a single issue interest group or they’ll grow. In political life there’s space for a single issue interest group, but there is nothing else in that store. However, Turkey needs a party on the left; a party that will deal with the issues of environment, social policies, women’s rights, fighting poverty and so on. I think CHP should be a leader in planning policies of such and integrate with the world’s, with Europe’s leftist parties. Defending only secularism would make CHP only smaller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;How about MHP?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It is difficult for MHP to rejuvenate because they’ve invested so much in their singles issue, which is nationalism. Its supporters would increase when the issue of nationalism gains importance in the society and the number of MHP supporters would decrease when nationalism does not carry so much importance. MHP cannot be a party of the masses with that single issue of nationalism.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What do you think about CHP’s policy to bring up the single issue of threat to secularism?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Secularism is a problem in Turkey. We cannot say that it is not. Also nationalism is a problem. They are not artificially created. Our country has been under some threats since the end of the Cold War; one is rising Kurdish nationalism that is threatening Turkish nationalism with discussions of national identity, with discussions of redefinition of identity and nationalism. And the women’s rights, we all have thought that the Turkey’s founder Ataturk gave rights to women and that was it. With the violence against women, with the so called honor crimes, we’ve seen that women do not have their rights. Turkey has been in a re-thinking process of its previously defined values that are now being questioned.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;You have an idea to bring solutions to everyday problems related to secularism…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkey faces deficiencies in freedoms and human rights areas. If your rights have been violated by the government or by a group of people, when you feel like you’ve been discriminated against, when you haven’t been given a job because you’re a woman, when you cannot establish an association because you’re a member of an ethnic group, when you dress in a certain way because of your religion; in such cases how your problems are going to be solved in Turkey is in limbo because there is no such law to address such discrimination issues.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Is it the right time to introduce such a system?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the area of secularism there is a movement – especially by women -- in the last few years in Turkey. We talk about secularism at two different levels. One of them is at the level of the government meaning that the structure of the government cannot be established by any religion; this is separation of religion and state. Your reference point cannot be religion when establishing rules, your reference should be reason. That’s what secularism is all about.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What is the other type of secularism?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The other type of secularism pertains to your daily life issues. If you choose a lifestyle that is contradictory to the religious norms, and you’re discriminated against because of that what you are going to do is now clear because there are not any guidelines on that. For example, in the month of Ramadan you’re not fasting and you’re eating your lunch. And a group of people come and beat you up because you’re eating. Where are you going to go to complain? If you’re not given a job because you’re wearing an Islamic style headscarf, where are you going to go to complain?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Where shall we go then?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Regular courthouses usually do not deal with such cases. I suggest a ‘secularism ombudsman institution’ for such cases. There is a need for such an institution because there are people who are discriminated against either because of having or not having a religion, or because they interpret religion differently.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;How are we going to define that type of discrimination?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We have to define what secularism is. That is that nobody’s rights in daily life can be violated based on norms that stem from religion. We need to have a process to pinpoint cases where people’s rights have been violated and find a legal framework to prevent such violations.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;How are we going to establish rules?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkey has its own laws and constitutions but Turkish government also signed international laws, such as United Nations and European Union Human Rights Laws. Turkey needs to add into all that because Turkey has unique conditions. Turkish society is predominantly Muslim and at the same time wants to join the European Union. Turkey also has a secular state system. It’s really unique. In such a system, nobody but Turkey can find a system to solve its problems with being secular and Muslim. First of all, we need a national consensus, and to be able to do that we need to understand each other, and be tolerant of each other.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Is this a system that government can start?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yes, this is a process that the government can start, first of all, with a decision from the parliament. But before that to happen, there has to be a demand from society in that direction. How is that going to happen? As we start such a discussion recognizing our uniqueness, this will trigger a demand by the society from the government.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-3735350987697996124?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/3735350987697996124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/3735350987697996124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/02/turkey-needs-ombudsman-for-private.html' title='Turkey Needs an &quot;Ombudsman for Private Secularism Rights&quot;'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-258620949053691363</id><published>2008-02-04T15:40:00.000+02:00</published><updated>2008-02-04T15:41:58.391+02:00</updated><title type='text'>“Makbul Vatandaş” ve "Mahalle Baskısı"</title><content type='html'>“Makbul Vatandaş”: Kısa Tanım&lt;br /&gt;28 Eylül 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de bugünlerde “mahalle baskısı” diye adlandırılan bir kavram tartışılıyor.  Burada anlatılmak istenen, en küçük sosyal kurum olan “mahalle”nin, dini inanç ve geleneklere aykırı davranışlar sergileyen mahalle sakinlerini yola getirmek ve hizaya sokmak için çeşitli baskılar uygulamasıdır.  Evine gireni-çıkanı gözetlemekten sokakta laf atmaya, selamı-sabahı kesmekten esnafın mal satmayı reddetmesine, mahalleden taşınmaya zorlamaktan evini taşlamaya, hatta linç etmeye dek varabilen çeşitli “yumuşak” veya “sert” usullerden sözedilebilir, mahalle baskısı kavramı içerisinde.  Mahalle baskısı, bu haliyle, toplumsal muhafazakarlığın önemli bir aracı olarak ortaya çıkmaktadır.  Mahalle baskısı, sıradışına çıkmayı önleyen, kültürel yaratıcılığı engelleyen ve bireyleşmeyi durduran bir muhafazakar toplum kurumu olarak formüle edildi, anladığım kadarıyla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahalle baskısının önemini kabul etmekle birlikte, Türkiye’de kültürel baskının büyüğünün mahalleden yani alttan değil, devletten yani üstten geldiğini, bu baskıyı anlamak için de “makbul vatandaş” kavramının açıklayıcı olabileceğini düşünüyorum.  “Makbul vatandaş” kimdir?  Makbul vatandaş, herkesin kağıt üzerinde kanun önünde eşit olduğu bir cumhuriyette, siyasi iktidarın bazı vatandaşları diğerlerinden “biraz daha eşit” sayması, iktidarın imkanlarını onlara daha çok açmasıdır.  Siyasi iktidar, kendi tercih ettiği bir inanç sistemi, bir davranış kalıbı, bir estetik ölçüt koyar.  Bu kalıba girenleri, diğerlerinden daha ahlaklı, daha dindar, daha soylu, daha güvenilir, daha kutsal, daha güzel, daha modern, kısacası daha “makbul” sayar.  Buna karşı çıkanları da düşük ahlaklı, inançsız, güvenilmez, yoz, çirkin, dejenere, gerici, hain gibi sıfatlarla aşağılamaya başlar.  Makbul vatandaş ölçütü, bazen etnisitedir, bazen dindir, bazen ahlaktır, bazen cinsiyettir, bazen bir ideolojiye inanmış olmaktır, bazen de salt bir estetik imgedir.  Siyasi iktidarlar, bu makbul vatandaş ölçütünü gizli veya açık koymakla, kanun önünde eşitlik ilkesini ihlal etmeye, bazı vatandaşları diğerlerinden daha üstün ve imtiyazlı saymaya başlar.  Devletin sonsuz kaynakları, ihaleler, kadrolar, payeler daha çok makbul vatandaşlara gitmeye başlar.  Onlar kendi üstünlüklerinin tadını çıkarırken, diğerleri kendilerini dışlanmış, atılmış, ezilmiş hissetmeye başlarlar.  Bu durumda, bu dışlanmışlar ya makbullük kalıbına girecekler, ya seslerini yükseltip eşitlik talep edecekler, ya da çaresiz kaldıklarında kendi köşelerine sinecekler ve firsatını bulduklarında da kalkıp başka bir ülkeye göçedeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern devletlerin hemen tümünde, hem kanun önünde eşitlik ilkesi, hem de etnisite, din, cinsiyet, ideoloji gibi kültürel ölçütlere dayalı, çoğu zaman gizli ama bazen de açık bir makbul vatandaş tanımı ve uygulaması vardır.  Almanya’daki “Alman kültüründen gelme” kriteri,  ABD’deki “Beyaz, Anglo-Sakson, Protestan” olma kriteri, İran’daki “Müslüman” olma kriteri, bu ülkelerdeki makbul vatandaş kriterleridir ve eşitlik ilkesiyle çelişirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim cumhuriyetimizde de, en başından beri, kanun önünde eşitlik ve makbul vatandaş ilkeleri, birbiriyle çatışma halinde de olsa, aynı anda uygulanmıştır.  Çok genel olarak baktığımızda, Cumhuriyet’in başından 12 Eylül rejimine dek, makbul vatandaş “modern, laik, kentli” özellikleri taşıyan bir vatandaştı.  Devletin sevgili çocuğu oydu.  Üstün ve imtiyazlı kılınan, diğerlerine örnek gösterilen oydu.  Köylü efendimizdi, ama “gitmediğimiz ve gelmediğimiz uzaktaki köyünde” yaşaması tercih edilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül rejimiyle başlayan ve Özal hükümetleriyle devam eden dönemde ise, makbul vatandaşın tanımı dramatik bir değişime uğradı.  “Modern, laik ve eski-kentli” birey yerine, “güncel, dindar ve yeni-kentli” birey makbul vatandaş olarak görülmeye başlandı.  “Modern/güncel”, “laik-dindar”, “eski-kentli/yeni-kentli” ikililerinden ne anladığımı biraz daha izah edeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık makbul vatandaşın Aydınlanmacı ve Batılı anlamda “modern” olması gerekmiyordu.  Vatandaştan beklenen, kapitalist hayat tarzına, küresel tüketim kalıplarına ve yeni teknolojilere uyum sağlama anlamında “çağa ayak uydurması” yani “güncel” olmasıydı.  Böylece, “modernliğin” yerini “güncellik”, düşünselliğin yerini “görünürlük” aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem toplumsal hem de özel hayatında dünyevi ilkelere göre ve din-dışı referanslara göre yaşayan “laik” vatandaşın yerini ise “dindar” vatandaş aldı.  Bu dindar vatandaş, laikliği tümüyle reddetmeyen, ama hem özel hayatında, hem de toplumsal hayatında dinsel referanslara gitgide daha çok yer veren, “kutsal” ve “dünyevi” arasındaki sınırı “kutsal” lehine genişletmeye hazır, bu anlamda da laiklik konusundaki tutumu en azından muğlak ve müphem olan bir dünya görüşüne sahipti.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçte “kentli” olma kriteri de, ciddi bir kaymaya uğradı.  Kentli olmanın ekseni, bir yandan kentlerin durağanlaşmış merkez semtlerinden yükselen kenar semtlerine, öte yandan da üç büyük kentten Anadolu’nun kalkınan kentlerine doğru kaydı.  Eski kentlilerden çok daha geniş bir grup olan yeni kentliler, yeni makbul vatandaşların da sosyal tabanını oluşturmaya başladılar.  Başarıya susamış, yükselmeyi hedefleyen, çalışkan, maddi refah ve siyasi iktidar beklentilerinin önüne konan kültürel bariyerleri de lüzumsuz bulan yeni kentlilerimizle, onları makbul vatandaş sayan siyasi iktidarlar arasında bir gönül bağı oluşmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti iktidarı, siyasi iktidarın makbul vatandaş tanımınındaki bu tarihsel kaymanın son halkasını oluşturduğuna inanıldığı için, hem statü ve gelirlerini hızla kaybedeceklerini düşünen eski makbul vatandaşların, hem de yeterince hızla özledikleri statü ve gelire kavuşamadıklarını düşünen yeni makbul vatandaşların şikayetleri nedeniyle sancılar, sorunlar, krizler, şüpheler yaratıyor.  İdeal olan, siyasi iktidarın kendini frenlemesi, yeni bir makbul vatandaş grubunu kendi siyasi tabanı olarak da konsolide etmeye çalışmaması, kanun önünde eşitlik ilkesinin özüne ve sözüne gerçekten sahip çıkmasıdır.  AB ile bütünleşme ve yeni anayasa yapma süreci, bu tür bir cumhuriyetçi eşitlik politikasını sonunda ortaya çıkarmak için çok önemli bir manivela olarak kullanılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bakışta, “şimdiye dek siz yediniz, biraz da biz yiyelim” şeklindeki basit bir rasyonel seçim her siyasi iktidarı kendi makbul vatandaşlarını kayırmaya, kendi tabanını sağlamlaştırmaya yöneltebilir.  Nitekim, AK Parti’ye ilişkin olarak böylesi kayırmaların örneklerini de her gün gazetelerden okuyoruz.  Oysa, hukuksal eşitliğe dayalı bir yeni vatandaşlık projesi, siyasi iktidar açısından da ilk bakışta ve kısa vadede görülmeyen, ama etkileri uzun vadede ortaya çıkabilecek bir rasyonele sahiptir.  Bu tür bir yeni vatandaşlık projesi, hem vatandaşlar arasındaki, hem de vatandaşlar ve devlet arasındaki şüpheleri, kaygıları, çatışmaları, küsmeleri, kopmaları azaltacağı için toplumsal güveni yükseltecektir.  Toplumsal güvendeki ciddi bir artış ise, uzun vadeli ve sürekli bir ekonomik kalkınmanın en önemli şartıdır.  Uzun vadeli ve sürekli bir ekonomik kalkınmayı sağlamış olmanın bir siyasi iktidara sağlayacağı avantajlar ise apaçıktır.  Türkiye’nin entellektüel enerjisinin büyük bir bölümünü kültürel sürtünme enerjisi şeklinde heba etmemesi için, yeni bir vatandaşlık anlayışına ve hukuksal eşitlik projesine her zamankinden çok ihtiyacımız var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-258620949053691363?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/258620949053691363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/258620949053691363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/02/makbul-vatanda-ve-mahalle-basks.html' title='“Makbul Vatandaş” ve &quot;Mahalle Baskısı&quot;'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-428512314894132084</id><published>2008-01-15T23:52:00.000+02:00</published><updated>2008-01-15T23:58:10.970+02:00</updated><title type='text'>In Search of a Turkish Middle Class</title><content type='html'>In Search of a Turkish Middle Class:&lt;br /&gt;Economic Occupations, Political Orientations, Social Life-Styles, Moral Values&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Project Director:&lt;br /&gt;Dr. Hakan Yilmaz&lt;br /&gt;Associate Professor&lt;br /&gt;Bogazici University, Department of Political Science and International Relations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sponsors:&lt;br /&gt;Open Society Institute&lt;br /&gt;Bogazici University Research Fund&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Research Consultant:&lt;br /&gt;Dr. Emre Erdogan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Long-Term Research Assistants:&lt;br /&gt;Begüm Uzun&lt;br /&gt;Taylan Acar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Short-Term Research Assistants for Interviews&lt;br /&gt;A. Aydan Piker&lt;br /&gt;Asli S. Okyay&lt;br /&gt;Ayca Uygur&lt;br /&gt;Ömer Ak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Short-Term Research Assistants for Literature Review&lt;br /&gt;Selen Artan&lt;br /&gt;Gül Catir&lt;br /&gt;Alena Chavdarova&lt;br /&gt;Melike Yavuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fieldwork for the Public Opinion Survey To Be Conducted By:&lt;br /&gt;Infakto Research Workshop&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Goals and Motivations of the Project&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The goal of this research was to explore the boundaries of a “middle class” in Turkey.  The motivation behind this search for a Turkish middle class was that many since the time of Aristotle, various classical political theorists have claimed that in a given society “those who stand in the middle” are the backbone of a stable social order and a durable political regime.  Aristotle argued, in his Politics, that the state should operate through the people in the middle class, not the poor, or the rich: "It is clear then … that the best partnership in a state is the one which operates through the middle people, and also that those states in which the middle element is large, and stronger if possible than the other two together, or at any rate stronger than either of them alone, have every chance of having a well-run constitution." (See http://library.thinkquest.org/18775/ aristotle/socar.htm).  In 1792, James Madison, fourth president of the United States (1809-1817) and one of its founding fathers, defined government's role in promoting an American middle class, "By the silent operation of the laws, which, without violating the rights of property, reduce extreme wealth towards a state of mediocrity, and raise extreme indigence toward a state of comfort." (See http://www.thomhartmann.com/tencommandments.shtml and Microsoft ® Encarta ® Reference Library 2005. © 1993-2004). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the 1950s and 1960s, many theorists coming from the modernization and political development schools have argued that the transition to, and the consolidation of, democratic regimes in Western Europe and North America since the early 19th century had a high correlation with the emergence of economically well-endowed and socially influential middle classes in those countries. Seymour Martin Lipset, for instance, provides one of the first quantitative analyses of democratization that linked the development of middle classes to the development of democracy.  Lipset’s basic argument was that industrial development/modernization led to increased wealth, education, communication, and equality. These, in turn, led to moderate lower and upper classes and large middle class, all of which led to a more stable democracy (See Seymour Martin Lipset,1959, "Some Social Requisites of Democracy: Economic Development and Political Legitimacy," American Political Science Review LII (March), 69-105.). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A more recent contribution highlighting the linkages between economic development, the emergence of the middle classes and the consolidation of democracy is “Economic Origins of Dictatorship and Democracy”, by Daron Acemoglu of the Massachusetts Institute of Technology and James A. Robinson of Harvard University (Cambridge University Press, 2006).  In this book Acemoglu and Robinson underline the role of the middle class in a three-class model in promoting the transition from “partial” to “full” democracy, particularly by acting as a buffer between the repressive tendencies of the authoritarian elites and the submissive tendencies of the lower classes.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;Turkish society today appears being divided along a series of gaps, disparities and inequalities that tend to polarize people into rival “identity camps”, preparing a fertile ground for ongoing and impending “culture wars”, whose most salient issues include the following: East vs. West (regional disparities); Poor vs. Rich; Kurdish vs. Turkish; Islamist vs. Secularist; Sunni vs. Alevi; Nationalist vs. Cosmopolitan; Isolationist vs. Integrationist (with respect to the EU); Authoritarian vs. Democrat; and Social Conservative vs. Social Liberal.  In this context, a question that naturally comes to mind is whether there exists a center in Turkish society, a middle class, endowed with a capacity, capability and willingness for conciliation, mitigation, mediation, arbitration and negotiation between the extreme sides of the culture wars.  If such a center exists, then the hopes for building a long-lasting democracy in Turkey would admittedly be higher.  A parallel question is whether this middle class, provided that it exists, has any representative insitutions or individuals in the political arena.  The goal of this research project is, thus, to set out a number of basic economic, social, political and cultural criteria on the basis of which a Turkish middle class could be defined, delineated, and distinguished from the lower and upper classes in terms of regional distribution, economic occupations, political orientations, social life-styles and moral values. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Summary of the Basic Findings&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Turkish middle class was expected to have two major characteristics,  that would set it apart from the lower and upper classes.  Firstly, in terms of its share in the distribution of income and allocation of status privileges, the middle class was expected to occupy a middle of the ground position between the extremes.  Secondly, the middle class was expected to possess “civic values”,  those values that constitute the cultural prerequisites of a democratic regime.   Civic values, mean, first and foremost, that the middle class is a social group that is most likely to use rational debate to settle conflicts, as opposed to violence and demagoguery based on deeply-held emotions and unquestioned beliefs.  Civic values also imply that the middle class is actively engaged in learning about the nation’s political problems and in taking up peaceful collective action as a way to express its opinions.  Put in a nutshell, we were expecting to find a group of people characterized by “centrist” and “civilized” attitudes,  that would be the pillar of democratic consolidation in Turkey.      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The respondents to the opinion poll were clustered into lower, middle and upper classes, based on objective as well subjective characteristics.  These included people’s self-perceptions regarding their social position and welfare; the way they viewed the changes in their social position and welfare from the past to the present, and from the present towards the future; they way they compared their situation today with their parents’ situation in the past and with their kids’ expected situation in the future; they way they reconciled their religious beliefs and practices on the one hand and modern ways and values on the other; the extent to which they accepted and were ready to accept reforms in their religious beliefs and practices;  their political values and party preferences; their attitudes towards and expectations from the European Union and European values; and, finally, differences between life-styles (measuring, basically, how much a person lived a relatively closed and local versus open and social life, and how much he/she had access to people and information outside his immediate environment; in that regard, we have taken into account habits of vacationing; entertainment; art consumption; access to digital technology and the internet; knowledge of foreign languages). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As a result of our clustering, we have found out that at the top of the Turkish society lies 22% of the people, comprising Turkey’s upper class.  The bottom end of the class structure, on the other hand, is composed of the lower class, which makes up some 33% of the people.  Finally, in between the upper and the lower classes is positioned the middle class, corresponding to 45% of the population.  The following table summarizes the basic differences between these three classes:&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Percentage share in the population&lt;br /&gt;Lower: 33%&lt;br /&gt;Middle:  45%&lt;br /&gt;Upper:  22%&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Religious Attitudes&lt;br /&gt;Lower: Traditional Muslim&lt;br /&gt;Middle: Modern Muslim&lt;br /&gt;Upper: Modern Muslim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Political Attitudes&lt;br /&gt;Lower: Parochial, Old Right&lt;br /&gt;Middle: New Right (Majority preferring the center-right AKP -- Justice and Development Party – in an election)&lt;br /&gt;Upper: Old Left (Close to half preferring to vote for the Kemalist CHP – Republican People’s Party – in an election)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Income Level&lt;br /&gt;Lower: Low&lt;br /&gt;Middle: Medium&lt;br /&gt;Upper: High&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Future Expectations regarding social status and welfare&lt;br /&gt;Lower: Moderately Optimistic&lt;br /&gt;Middle: Highly Optimistic&lt;br /&gt;Upper: Highly Pessimistic&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Attitudes towards Turkey’s membership in the European Union&lt;br /&gt;Lower: Weak EU Supporter&lt;br /&gt;Middle: Strong EU Supporter&lt;br /&gt;Upper: Strong EU Opponent&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-428512314894132084?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/428512314894132084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/428512314894132084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/01/in-search-of-turkish-middle-class_15.html' title='In Search of a Turkish Middle Class'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-2895389518122514696</id><published>2008-01-12T22:53:00.000+02:00</published><updated>2008-01-12T22:56:12.462+02:00</updated><title type='text'>Turkey: Within or Outside Europe?</title><content type='html'>Turkey : within or outside Europe ? An Historical perspective&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkish perceptions of Europe and the European Union,  both at the elite as well as popular levels, swing between a general willingness to be like Europe and to join the European Union (Europhilia) and, at the same time, the accompanying feelings of suspicion and mistrust towards Europe and the European Union (Euroskepticism).  Although there are groups within the Turkish public who are distinctively more Europhile than Euroskeptic, or vice versa, more often than not these two seemingly contradictory sets of beliefs are manifested by the same individuals.  Hence, apart from few people who express more or less neat and clear opinions on the issue, the attitudes of the majority can at best be characterized by ambiguity, ambivalence, confusion, double-mindedness, uncertainty, cynicism.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perhaps a recent Turkish joke about the European Union’s true intentions towards Turkey may better illustrate this prevalent cynical attitude.  I have read this joke in an anonymous email message a couple of days ago and then I have seen it published in some major Turkish newspapers too.  The joke goes like this: The European Union finally decides that the last remaining candidate states, Bulgaria, Romania and Turkey, have waited too long and that it is time to take them in.  However, the European Union being, as it is, obsessed with conditions and criteria for entry into the Union, still insists that they fulfill one last condition.  This last condition is that Günther Verheugen will call in the foreign ministers of the three countries for a meeting and he will ask each minister one question.  If the minister knows the correct answer of Verheugen’s question, then his country will be made a member immediately; if not his country will continue waiting for an indefinite period of time.  Verheugen issues invitations to the three foreign ministers and they all meet in Brusssels.  The first question is directed to the Bulgarian foreign minister.  Tell me Mr. Minister, says Verheugen, in which year the Americans first used the atom bomb?  The Bulgarian foreign minister, without hesitating, says “1945”.  So Bulgaria is taken in and now is the turn of Romania.  Mister Foreign minister, says Verheugen, could you tell me which Japanese city was first attacked by the Americans with the atom bomb?  The Romanian minister, after a moment’s hesitation, says “Hiroshima”.  Bravo, says Verheugen, you are in too.  And finally it is the turn of Turkey.  Verheugen turns to the Turkish foreign minister and says, my dear Turkish colleague, here is your question: could you tell me exactly how many people died in the American nuclear attack on Hiroshima, and could you also tell me their names, telephone numbers and postal addresses?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This short essay will be divided into two sections.  In the first section, I am going to discuss the historical memory, as it has been shaped during the decline of the Ottoman Empire and foundation of the Turkish Republic.  This historical memory has, I believe, given rise to the two major axis of the elite Euroskepticism in Turkey, namely, the Tanzimat Syndrome.  In the second section, I’ll share with you my views regarding the synchronization and de-synchronization of Turkish and European Political Cultures in the 20th Century, with an emphasis on the experiences of the World War I and World War II.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Roots of Euroskepticism in the Late Ottoman and Early Republican Historical Memory: The Tanzimat Syndrome&lt;br /&gt;The term Tanzimat, which means arranging things in a new and better order, refers to a series of modernizing reforms in the Ottoman Empire, which were set in motion in 1839 by the promulgation of the Imperial Decree of Gülhane.  The Gülhane Decree was later supplemented in 1856 by the declaration of another major statement, called the Reform Decree.  The backbone of the Tanzimat reforms was to provide the Ottoman subjects with modern citizenship rights and to create a state based on the rule of law.  These basic citizenship rights included equality before law, irrespective of one's social status and religion; supremacy of law over the acts and decisions of the political authority; security of life, property and honor of all citizens; regulation of taxation and putting an end to the arbitrary confiscations of property.  The Reform Decree of 1856 brought special new rights and privileges to the Christian subjects of the Empire, including freedom of prayer; the right to establish their own educational institutions; the right to enter into the military service; and equal taxation. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;One particular expectation of the Palace from launching this reform program was to regain the allegiance of the Empire's Christian subjects (mostly Greeks and Armenians) and thereby to contain their separatist tendencies.  Another expectation was to stop the Great Powers of Europe from interfering in the internal affairs of the Ottoman Empire.  Indeed, the European states, particularly Britain and Russia, had long been active in mobilizing the Christians against the Ottoman state, and they were putting demands on the Palace to grant the Christians with economic, political and cultural liberties and advantages.  By engaging itself in the Tanzimat reforms, the Ottoman center was hoping to satisfy some of the demands of the European Great Powers and thereby to put an end to their provocation and support of the Ottoman Christians towards separatism.                   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This is not the place to judge the value, wisdom or success of the Tanzimat reforms.  However, even a cursory look at Ottoman history after the initiation of the Tanzimat reforms in 1839 reveals a constant process of imperial collapse, which was brought about by the successful independence movements of the Christian and non‑Turkish peoples supported by this or that European power.  As a result, between 1839 and 1908, the Empire lost its entire east‑central European lands.  The Balkan and North African territories were gone between 1908‑1918, during the Balkan Wars, the Italian invasion of Ottoman North Africa, and the First World War.  Finally, during the Allied occupation of the Empire between 1918‑1922, the defunct Treaty of Sèvres detached large chunks of Anatolia from the Empire, which had been already reduced to a symbolic entity.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This historical record taught the Ottoman statesmen and the Republican founding fathers two lessons.  One was that giving rights and freedoms to a people would not make them more loyal to the state; on the contrary, this would even supply them with more opportunities to organize a stronger assault on the state.  The second lesson was that the real intention behind the European demands of respect for human rights was to divide the Turkish nation and weaken the Turkish state.  The combination of these two lessons, which are so deeply engraved in the historical memory of the Turkish state and society, and which makes up the main axis of the mentality of contemporary Turkish conservatism and isolationism, I call the Tanzimat Syndrome. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Synchronization and De-Synchronization of Turkish and European Political Cultures in the 20th Century: The Experiences of the World War I and World War II&lt;br /&gt;While Turkey had been able to adapt to the European paradigm (political values, attitudes and institutions) that emerged after World War I, for the most part it remained outside the realm of the European paradigm that came to the fore following World War II. In other words, at the end of World War I, and during the interwar period, Turkey experienced a more or less complete paradigmatic synchronization with Europe, but entered a period of de-synchronization following World War II, and deviated from the European paradigm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Following World War I, what were the leading politico-cultural values and institutions in Western Europe?  Primary among these were étatisme (construction of a modern state), nationalism (construction of a nation and a national economy by the state), republicanism (anti-monarchism), and secularism (deriving the main constitutive principles of the political community, and the major premises for knowing about and making sense of the world, not from religion but from reason).  The 1920s and 1930s were the golden years of étatisme and nationalism, which reached their utmost pinnacle via fascism and communism.  During that time, “national development” and the “nation-state” were in the forefront; while on the other hand the ideas of “democracy” and “individualism” were worn and torn by writers on both ends of the political spectrum.  Again, during that time, in terms of politico-cultural and daily life values and institutions, synchronization had begun to be established between Kemalist Turkey and Western Europe.  In its most distinct form, this synchronization made itself apparent in the fact that some basic laws were directly borrowed from Western Europe, especially the main body of the Civil Code.  In fact, with regard to the area of women’s rights that were put into effect within a framework reflective of the “First Wave Feminism” of the era, which was later dubbed Kemalist Feminism in Turkey, Turkey had then boast ed legislature that was much more egalitarian than many European countries.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Following World War II, after fascism was defeated and the Soviet system closed upon itself after absorbing Eastern Europe, Western Europe began treading a new politico-cultural path that criticized the state, étatisme, nation, and nationalism, and brought to the fore human rights, minority rights, and democracy.  One of the most concrete indicators of this phase is the many declarations of “positive” rights, ratified through the 1960s and later by international organizations such as the United Nations and the European Council, such as economic and social rights, cultural rights, women’s rights and children’s rights, which went much further beyond the concept of basic rights or “negative” rights.  In short, while the concepts of state, nation, development, and republicanism as anti-monarchism came to the fore following World War I, after World War II these were replaced by suspicion toward the concept of  “raison d’état” and the state in general, anti-totalitarianism (anti-fascism and anti-communism), democracy, the individual, and sub-national minorities.  And the basic concept underlying the political culture of Western Europe following World War II was, without a doubt, the concept of “rights,” or human rights.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It was during this phase that Turkey began to experience difficulty in adapting to Western Europe’s new political culture, and the gap between the political values and institutions of Western Europe and Turkey began to widen. This de-synchronization did not make itself apparent in every area to the same extent. Yet, it was blatant especially within the area of “rights.” The area of “rights” already constituted one of the most crucial dilemmas of Turkish democratization, due to the Tanzimat Syndrome referred to above.  The Tanzimat Syndrome, with Cold War anti-communism added to it, made it difficult for a series of “negative” and “positive” rights, especially social and cultural rights, to be accepted by Turkish decision makers, who deemed these rights incorporated heavy risks. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkey’s understanding of “Europe” and “Europeanism” became fixed on the European political culture of the era prior to World War I, defined with the concepts of étatisme, nationalism and “raison d’état”, and encountered difficulties in adapting to the new, post-World War II European political culture based on the concepts of “rights” and “individual.” A great contradiction made itself apparent at this point. On the one hand, there was talk to the effect that Turkey had not yet fully completed her state-building and nation-building processes, or in other words had not yet been able to resolve her pre-World War I issues, and thus embracing the post-World War II political culture would tear Turkey apart.  Yet, on the other hand, it was also argued that Turkey had a historical right to enter the European Union that was being constructed precisely on these post-World War II values, which were viewed with much suspicion.  The most important dimension of the process of becoming a part of the European Union, and the most crucial criterion in getting Turkey back onto the map of Europe, is re-synchronization in the area of political values. The new Civil Code, the legal reforms of August 2002 and all other subsequent reforms, dubbed “harmonization laws,” are the result of efforts toward fulfilling this said re-synchronization, at least in the area of law.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-2895389518122514696?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/2895389518122514696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/2895389518122514696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/01/turkey-within-or-outside-europe.html' title='Turkey: Within or Outside Europe?'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-1449059589641838537</id><published>2008-01-12T22:48:00.000+02:00</published><updated>2008-01-12T22:51:20.389+02:00</updated><title type='text'>Korku Kültürü, Türkiye, Avrupa</title><content type='html'>Avrupa Komisyonu kamuoyu anketi Eurobarometre’nin son yoklamasına göre 25 AB üyesi ülkenin yüzde 55’i Türkiye’nin gelecekte AB’nin bir parçası olmasını istemiyor. Almanya’nın yüzde 74’ü, Fransa’nın yüzde 68’i, Avusturya’nın yüzde 80’i Türkiye’nin üyeliğine karşı.&lt;br /&gt;AB’nin Türkiye gözündeki imajı ise yüzde 60 oranında pozitif ve yalnızca yüzde 20 oranında negatif. Peki Avrupa Türkiye’den çok mu uzak? AB halkı Türklerden çok mu farklı? Bizi sevmiyor mu bu Avrupalılar? Biz ne düşünüyoruz onlar hakkında?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan Yılmaz “Avrupa Haritasında Türkiye” adlı kitabın girişinde bir Avrupalılık kimliği oluşturmanın ve Avrupa vatandaşı olmanın en önemli unsurlarından birinin kültür olduğunu yazdı. Yılmaz’a göre Avrupa kültürünü tanımlamak için sınırların içinde ve dışında kalanları belirlemek gerekiyor. Bu sınırlar zaman içinde tarihsel, coğrafi, ekonomik, siyasal olarak ve ortak değerler açısından belirlenmeye çalışıldı. Türkiye ise bu resmin çoğunlukla dışında bırakıldı. Türkiye bu durumda ne yapmalı? Durumu nasıl değerlendirmeli, nasıl kendi yararına kullanmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Türkiye ne kadar Avrupa haritasının içinde yer alıyor?&lt;br /&gt;Avrupa’da nesiller arasında Türkiye’nin algılanması açısından ciddi farklılıklar var. Şu anda 70’lerinde-80’lerinde olan İkinci Dünya Savaşı nesli için Türkiye “chez nous”, “bizim ev” diye gördükleri Avrupa’nın içinde yer almıyor. Onların Avrupa’sı, merkezinde Almanya ve Fransa’nın olduğu, 2. Dünya Savaşı’nda savaşan ülkelerden oluşuyor. Kafalarındaki Avrupa’ya ait hikayede Türkiye kahramanlardan biri değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Bu görüşler zaman içinde değişemez mi?&lt;br /&gt;Bunun değişmesi bence o nesil için imkansız, çünkü hikaye kafalarında oturmuş durumda. Fransa ve Almanya’da Türkiye karşıtlığıyla ilgili bir çalışma yürütüyorum son altı aydır. Bunun için konuyla ilgili ayrıntılı bir literatür araştırması, daha sonra da o ülkelerde röportajlar yaptım. 2. Dünya Savaşı neslinin insanları kötü insanlar değiller. Aralarında ağırbaşlı, centilmen, saygıdeğer bir çok insan var. Ama bu insanların Avrupa hikayesinde Türkiye’nin bir yeri yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Avrupalı hangi nesil için Türkiye haritaya girebilecek durumda?&lt;br /&gt;Türkiye, 1. Dünya Savaşı’nın ertesinde cumhuriyeti kurup, laikliği getirip, Avrupalılaşma yolunda dev adımlar atmış bir ülke olarak, o dönemdeki Avrupa muhayyilesinin, imgeleminin, imajinerinin bir parçası oldu. 2. Dünya Savaşı neslinin muhayyilesinde Türkiye yok, demin dediğim gibi. Günümüzde ise, Türkiye’yi Avrupa içinde gören Avrupalılar daha çok yeni nesiller, yani 1968 olayları sırasında ve sonrasında yaşayanlar. Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’yi kimler savunuyor diye baktığınızda karşınıza Daniel Cohn-Bendit, Claudia Roth gibi 50’li yaşlarında olan ve İkinci Dünya Savaşı nesline baş kaldırmış insanlar çıkıyor. Bu nesil, ana-babalarının hikayelerine, onların değerlerine baş kaldırmış; yeşil hareketi kurmuş, kadın haklarını bir siyaset haline getirmiş, üçüncü dünyacılık yapmış, insan hakları savunuculuğunu Avrupa’nın gündemine sokmuş bir nesil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: 1968 kuşağı fikirlerini açıkça ortaya koyan, idealist bir kuşak. Peki daha sonraki dönemde genç olanların Avrupa’ya ve Türkiye’ye bakışı nasıl?&lt;br /&gt;68’de genç olmuş nesille daha sonra genç olmuş nesil birbirinden farklılaşıyor. 68’deki nesil daha politik bir nesilken, 78’de, 88’de, 98’de genç olmuş insanların kafalarındaki Avrupa tahayyülleri, imgelemleri farklı. Şimdi 20’li-30’lu yaşlarında olan insanlar Avrupa’da göçmenlerle birlikte yaşamış insanlar. Çoğunun hayatında Avrupa kökenli olmayan ama Avrupa vatandaşı olan Türk, Cezayirli, Hintli v.b. arkadaşları var. Avrupa Birliği’i olgusu içinde doğmuş oldukları için, ulus devletlerin kültürü öbür nesillerin üzerinde olduğu kadar bunların üzerinde etkili değil. 50’li, 60’lı yıllarda Fransız şansonlarından başka bir şey dinleyemeyen Avrupalı gençler, şu anda Rai müziğine, Cezayir müziğine, Tarkan’a daha fazla maruz kalıyorlar. Kafalarındaki Fransalılık ve Avrupalılık popüler kültür seviyesinde çok daha farklı bir muhayyile, imgelem haline geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Nesiller arasında göç dışında başka ne farklar var?&lt;br /&gt;Bunlar Easy Jet’lere binip okumak için, turizm için gezip tozuyorlar Avrupa’da. Mesela Aralık 2005’te Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlediğimiz İslam ve Avrupa konferansı için İstanbul’a bir İngiliz konuşmacı geldi. Anlattığına göre İngiltere’de içki pahalı olduğu için gençler 20–25 Euro verip hafta sonu uçağa binip Litvanya’ya, Riga’ya gidiyorlarmış. Böyle bir turizm eskiden yoktu. Dolayısıyla bu tür insanlar Avrupa’da, Türkiye’de çok dolanıyorlar. Daha kozmopolit bir Avrupa’yı tecrübe eden bu insanlar yeni bir Avrupa düşünüyorlar. Henüz siyasette, ekonomide, politikada diğerleri kadar söz sahibi değiller, ama bunların Avrupa’sı 5-10 yıl sonra belirleyici bir Avrupa haline gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Nasıl bir Avrupa bu?&lt;br /&gt;Bu Avrupa daha çok bir kolaj Avrupa’sı. 1945’te bir uluslar Avrupa’sı vardı. 1968’deki Avrupa da bundan çok farklı değildi. Şimdi Avrupa’nın kafalardaki imajı ulusal haritaların bir birleşimi biçiminde değil, şu ülkeden bir şehir, bu ülkeden bir futbol takımı, öbür ülkeden bir festival, diğerinden bir bölge, yani farklı parçalardan oluşuyor. Bu, post-modern, ulus-ötesi bir Avrupa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Türkiye neler yapabilir bu kolajın içinde yer almak için?&lt;br /&gt;Performansımıza, insanlarımızın hareketliliğine, ekonomik olarak ne kadar ilişki kurduğumuza, kaç tane Sivil Toplum Kuruşulu’nun (STK) Avrupalı STK’larla işbirliği yaptığına, birey düzeyindeki ilişkilere, sportif karşılaşmalara bağlı dinamik bir süreçten söz ediyoruz. Yani bunun sabit bir cevabı yok. Şu anda örneğin Orta Anadolu’da bir kent çıksa ortaya dese ki ben Hitit kültürünü yaymak istiyorum; yerel yönetim bununla işbirliği yapsa, oradaki Hitit anıtları üzerinde bir festival düzenlense, Avrupa’dan insanlar gelip o festivale katılsalar, bu şehir yavaş yavaş kendisini bu Avrupa kolajının içerisine sokar. Karadeniz, Rusya’nın, Türkiye’nin, Romanya’nın, Bulgaristan’ın, Ukrayna’nın kıyılarının olduğu, ama şu anda Avrupa kolajında hemen hiç yeri olmayan bir deniz. Eski Yunan kolonileri hep Karadeniz’de kurulmuş. Kafkas dağları Karadeniz’e bakar. Yani Avrupa mitolojisinin de oluşmasında önemli bir deniz ve bölge olmakla birlikte Avrupa’nın bugünkü imajineri içerisinde çok da yeri yok. Bu yeri edinmek için adım atmak gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Günümüz Türkiye’sinde Avrupa kolajında diyebileceğimiz örnekler var mı?&lt;br /&gt;Denizli, Gaziantep gibi şehirler tekstil sanayi, daha sonra da daha küçük gıda sanayileri bakımından Avrupa’yla son derece sıkı bir entegrasyon yaşıyorlar. Antalya zaten Avrupa şehri olarak görülüyor. İstanbul’un tabii çok büyük şansı var. Ankara, akademik kurumları – başta ODTÜ -- çok güçlü olduğu için Avrupa’yla çok ilişki içerisinde. Galatasaray futbol kulübü Avrupa şampiyonu oldu, herkes adını öğrendi, oradan da Avrupa’ya bağlandık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Kimler başarılı olabilir bu kolajda?&lt;br /&gt;Bu kolajı bir piyasa gibi düşünecek olursanız nasıl bir mal sunduğunuz çok önemli. Sabit jeopolitiğinizden gelen mal bir değer kazandırmıyor size, çünkü her şey çok hareketli. Üretimi bile oradan alıp, buraya getirebilecek bir dünyada yaşadığımız için, siz yalnızca jeopolitiğinizden gelen öneminizle ancak minimum bir kıymet ifade ediyorsunuz. Bunu maksimize etmeniz, dünya piyasasına, global kültüre bir şey katmanız gerekli. Bu tamamen sizin ne kadar entegre olmak istediğinizle ve neyi, ne kadar kadar yapabilecek yetenekte olduğunuzla alakalı bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Bu yeteneklerin oluşması uzun bir zaman almıyor mu?&lt;br /&gt;İşte bütün sorun bu. İstek ve yetenek. Yeteneği olmayanlar ya da isteği olmayanlar çeşitli muhalefet akımlarını oluşturacaklar. Türkiye’de de bu karşı çıkışların örneklerini görüyoruz. Bir şekilde entegre olmak istemeyen ya da olamayacağını hisseden, rekabette geri kalacağını hissedenler çeşitli muhalefet akımlarına giriyor. Daha derin bir demokrasi, insanların siyasi karar alma süreçlerine daha fazla katılmaları gibi çeşitli mekanizmalar öne sürülüyor, ama sorun oradan kaynaklanmıyor ki, sorun bu muhayyilenin, imgelemin içine bazı insanların katılamayışından kaynaklanıyor. Kendinize bir yer açamazsanız Avrupalı sayılmıyorsunuz. Sayılmadığınız için de karar alıcılar sizinle ilgili bir karar alma zamanı geldiğinde bir ikirciklilik içerisine düşüyorlar. Muhalefet de bize çifte standart uyguluyorlar argümanıyla ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Avrupalılaşma ne demek ya da Avrupa Birliği’ne girersek ne olur tam olarak biliyor muyuz?&lt;br /&gt;Hayır, bilmiyoruz. Avrupalılaşma, Avrupa Birliği’ne (AB) girme, bunun nasıl bir süreç olduğu, maliyetinin ne olduğu, formunun ne olduğu konusunda Türkiye’de ya da diğer ülkelerde bence kimsenin fazla bir bilgisi yok. AB’ye girmek egemenlik haklarının tümüyle, üzerinde hiçbir kontrolünün olmadığı bir yere devredilmesi şeklinde görülüyor. İngiltere’de Türkiye’den daha az biliyorlardır herhalde Avrupa’yı. Ortalama cehalet bence hepsinde birbiriyle aynı, ortalama insan fazla bilmiyor. Sorun elitlerden kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Ne fark var Türkiye’deki elitlerle Avrupalı elitler arasında?&lt;br /&gt;Avrupalı elitler apaçık bir çarpıtma söz konusu olduğunda kalkıp iyi kötü buna cevap verirken ve belli bir ilkesel durumu temsil ederken, Türkiye’deki elitler bu konuda biraz ikircikli davranıyorlar. Yani Avrupa’yı savunmak gerektiği zaman hemen herkes geri adım atıyor. Fransa’da da referandumlarda aynı şey oldu. Karşı taraf çok güçlü üzerinize geldiği zaman korkuyorsunuz. “Bu, kamuoyunu öyle bir etkisi altına almış ki, ben şimdi bunun argümanlarına tümüyle karşı çıkarsam, ben ne dersem diyeyim kamuoyu beni dinlemeyecek, o yüzden ben de onun gibi konuşayım!” dedi bir çok Fransız entellektüeli. Türkiye’de de sanıyorum böyle bir tavır var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Açık mı konuşamıyoruz bazı durumlarda?&lt;br /&gt;Ortada dolaşan haberlere, medyanın gücüne, çeşitli gösterilere bakarak, hükümet, mesela, düşünüyor, diyor ki bu konuda kamuoyu böyle şekillenmiş. Mesela Orhan Pamuk davasında, “Bu bir söz ve fikir hürriyeti meselesidir, yazarın ne dediğinin bir önemi yoktur, önemli olan burada hukuk olarak bu işi düzgün götürmektir.” diye bu açıklığıyla, bu sertliğiyle konuşamıyorlar. Avrupa’da böyle bir olay söz konusu olduğunda, karşı tarafa hak vermeksizin çok sert bir karşı çıkış görebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Bu durumun nedeni ne?&lt;br /&gt;Avrupa işine çok geç başlamamız ve henüz demokrasi gibi, hukuk devleti gibi, fikir hürriyeti gibi, herkesin kendi haddini ve sınırını bilmesi gerektiği gibi, başka tarafa da saygı göstermesi gerektiği gibi Avrupalı değerleri henüz tam öğrenmemiş olmamız. Aslında bundan 5–10 yıl öncesiyle kıyaslandığında bu konuda epey yol aldı Türkiye. Ama henüz muhalif bir ses duyulduğunda herkes önce bir ürküyor ve ona hak vermek ihtiyacını hissediyor. Ona hak verdiğiniz ölçüde de o yaşamaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Türkiye haklar göz önüne alındığında Avrupa’nın dışında mıdır?&lt;br /&gt;Haklar konusu Türkiye’yle Avrupa’yı ayıran en önemli çizgi. Türkiye Avrupa’nın dışındadır anlamında değil, ama Türkiye’nin Avrupalılaşması önündeki en büyük engel. Avrupalılar haklar konusunda 1945 sonrasında çok ciddi adımlar atıyorlar ve bir dönüm noktasını geçiyorlar. Birinci Dünya Savaşı’nda bir paradigma yıkılıyor; monarşi, din devleti, çok uluslu imparatorluklar yok oluyor. Ulus devletler, cumhuriyetler, seküler uluslar kuruluyor. Türkiye buna çok kolay ayak uyduruyor. İkinci Dünya Savaşı’nda sonra Avrupa’yı kana bulamış olan, “insan devlet karşısında bir hiçtir, devlet insaların pahasına da olsa her şeyi yapabilir” şeklindeki devletçi mantık savaşla birlikte yeniliyor. Türkiye işte bu 2. Savaş sonrası paradigmaya ayak uydurmakta çok zorlanıyor. Bizde hala “hikmet-i hükümet”, “raison d’état” anlayışı yaygınlığını koruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Tarihsel gelişim insan haklarını nasıl etkiliyor?&lt;br /&gt;İnsan hakları gökten zembille inmiş şeyler değildir. Bunlar, faşizm gibi, Holokost gibi utanılacak şeyler bir daha olmasın diye verilmiş haklardır. İnsan hakları, bir yanıyla da, insanlara verilmiş haklardan ziyade, devletlere getirilmiş kısıtlamalar mahiyetindedir. Anayasa mahkemelerinin sistemlere sokulması, yargının güçlendirilmesi, yurttaşların ve yurttaş derneklerinin haklarla teçhiz edilmesi, bunlar hep azmaya, yoldan çıkmaya, yetkilerini istismar etmeye doğal bir yatkınlığı bulunduğuna inanılan devletler gemlenebilsin diye yapılmıştır. Bireyi, bireyin kurduğu dernekleri, kurumları devlet karşısında güçlendirip, devletin bunlara dokunmasını önlemek için yapılmıştır. Bütün bunlar 2. Savaş’ın utanç verici sonuçları sayesinde ortaya çıkmış şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Türkiye’nin neden sorun yaşıyor haklar konusunda?&lt;br /&gt;Bize çok doğal geliyor hala Avrupa’nın 1945’te bıraktığı şeyleri tekrar yapmaya çalışmak. Sorun bu tarihsel tecrübeyi yaşamamış olmamızdan kaynaklanıyor. Azınlıkları hakir görmek, aşırı otoriter rejimleri savunmak, haklar olabilir de olmayabilir de demek, farklı cinsel tercihleri olanları aşağılamak Türkiye’de henüz ayıp kategorisine girmemiş durumda. Bence Türkiye’nin aşması gereken zihinsel, kültürel engel budur. Haklar meselesinin ve onları hukuken koruyacak mekanizmanın, savcıların, hakimlerin, mahkemelerin, polisin, askerin, güvenlik güçlerinin, yargının ve de vatandaşların haklar konusunu içlerine bütünüyle sindirmiş, kimliklerinin bir parçası yapmış olmaları gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Politik kültüre bu kadar oturmuş şeyler nasıl değişir?&lt;br /&gt;Kültürün değişmesi çok zor bir şey, zaman alan bir şey. Ama biz kurumları değiştirebiliriz. Mahkeme, siz bir suç işlediğinizde size ceza veriyorsa ya da haksız yere itham edildiğinizde sizi kurtarıyorsa herkes bundan bir şey öğreniyor. Oysa, kültürel değişim için ilkokullardaki eğitimin, insanlar arasındaki ilişkinin değişmesi gerekiyor ve bu da çok zaman alıyor. Polonya’da, Doğu Almanya’da da aynı sıkıntılar yaşanıyordu. Fakat onlar kurumlarını değiştirirken çok zorlanmadılar. Geçmişlerindeki kötü şeylere bizim bağlandığımız kadar aşkla bağlanmadılar. Belki geçmişleri o kadar kötüydü ki bağlanacak bir şey yoktu. Benim özlemim, insan hakları gibi temel konuları artık aşıp, asıl uğraşmamız gereken sorunlara yönelmemiz: yoksulluk, ekolojik tahribat, kadın hakları, gelir dağılımının düzeltilmesi, ekolojik tarıma geçilmesi, kentleşme sorunlarının çözülmesi, bilimsel araştırmalarla insanlığa katkıda bulunmamız, v.d. Türkiye’de insanın enerjisinin çoğu, çok sevdiğim bir hekim arkadaşımın deyimiyle, geçmişten gelen korkuların, komplo teorilerinin, aşırı şişmiş egoların, olgunlaşmamış ruhların, bürokratik kırtasiyeciliğin yarattığı “sürtünme enerjisi”ne dönüşüp, ziyan oluyor. Değerli zaman ve enerjimizi sürtünme enerjisiyle heba etmek yerine, gerçek meselelere yoğunlaştırabileceğimiz günleri özlemle bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Avrupa’daki üniversitelerle Türkiye’dekileri karşılaştırsak, durum çok mu farklı?&lt;br /&gt;Ben çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Bence Türkiye’deki üniversitelerin bazıları, başta da benim kurumum olan Boğaziçi Üniversitesi, sistem olarak Amerikan üniversitelerine daha yakın olduklarından Avrupa’daki birçok üniversiteyle kıyaslandığında öğretim ve araştırma bakımından daha iyi durumdalar. Türkiye’de bence mesele üniversiteden önce liselerdeki eğitim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Peki Avrupalı öğrencilerle Türk öğrenciler arasındaki fark ne?&lt;br /&gt;Avrupalı öğrenci bir bilgi üzerine mantık silsilesi içinde akıl yürütmeyi, muhakemeyi çok daha iyi yapabiliyor. Az olan bilgisini bile bir argüman çerçevesinde sunmayı ve daha kuvvetli bir karşı-argüman geldiğinde kendini eleştirip, fikrini değiştirmeyi daha iyi öğrenmiş Avrupalı öğrenci. Türk öğrenciler ise daha kıvrak bir zekaya sahip. Görünemeyecek olanı da görüyorlar. Daha oyuncu bir tarafları var. Fakat muhakeme yapma konusunda inanılmayacak kadar büyük eksikleri var. Küçükken, ilköğretimde, lisede ne yazık ki öğrenmemişler muhakeme etmeyi, öncüllerden sonuca gitmeyi, argüman ve karşı-argüman kurmayı. Bizim öğrencilerimiz, bir sorunla karşılaştıklarında belki biri uyar mantığıyla kafalarındaki tüm bilgiyi yağmur gibi yağdırmayı marifet sayıyorlar. Galiba daha çok küçükken oranı göster, buranı göster, şiir oku, dua oku diye şovmenliğe alıştırılmış olduklarından, argüman kurmak yerine bilgi şovu yapmayı yeğliyorlar. Bir de, analitik düşünce yerine senaryo yazma, metaforlarla düşünme eğilimi çok yaygın. Medyadaki bir dizi pop düşünürün sinirli, senaryocu, metaforik, komplocu bakış açıları da bu zihniyeti pekiştiriyor tabii. Futbol eleştirileri bile böyle yapılıyor. Sanırım bunun bir nedeni de bizim çoktan seçmeli sınavlarımız; sürekli öğrencilere bir şeyler ezberletip, sonra parmak kaldırtıp, onlara yüksek notlar vermemiz; öğrencileri kompozisyon ve muhakeme yerine mütamediyen “bilgi şovu”na yönlendirmemiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PY: Biz Avrupalıyı, Avrupalı bizi ne kadar seviyor? Neden korkuyoruz?&lt;br /&gt;Genelleme yapılamaz bu konuda. Biz sadece Avrupa’dan değil, Amerika’dan korkuyoruz, komşularımızdan korkuyoruz, kendimizden korkuyoruz, birbirimizden korkuyoruz. Türkiye korkunun temel duygu olduğu bir ülke ne yazık ki. Cinden periden korkuyoruz, korkutularak disipline edilen bir yeriz biz. Avrupa bizi bölecek, parçalayacak, ezecek, sömürecek şeklinde bir korku da tabii ki var ve yaygın. Avrupalılarda da, özellikle aşırı sağda, Türkler gelecekler, işimizi, gücümüzü elimizden alacaklar ve nüfusumuz artmadığı için biz yok olacağız, tarihten silineceğiz, doğurgan Türkler bizim ülkemizi ele geçirecekler şeklinde korkular var. Bu iki korku karşılıklı olarak birbirini sürekli besliyor. Korkunun olduğu yerde sevgi zor yeşeriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan Yılmaz kimdir?&lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Hakan Yılmaz, Avrupa Birliği konusunda Türkiye’nin en yetkin akademisyenlerinden biri. Avrupa bütünleşmesindeki ve Türkiye-AB ilişkilerindeki kültür ve kimlik sorunları üzerine çalışıyor. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki ekonomi lisansından (1987) sonra ABD’de Columbia Üniversitesi’nde siyaset bilimi master ve doktorasını tamamladı (1996). Uzunca bir dönem Ezginin Günlüğü müzik grubunda solistlik ve söz düzenlemesi yaptı. Boğaziçi Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Yüksek Lisans Programı Akademik Koordinatörü. Editörlüğünü yaptığı, 2005 yılı sonunda Boğaziçi Üniversitesi Yayınları tarafından yayınlanan “Avrupa Haritasında Türkiye” ve “Placing Turkey on the Map of Europe” adlı kitaplarda Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bakışı ve karşılıklı algılamalarla ilgili yazıları yayınlandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-1449059589641838537?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/1449059589641838537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/1449059589641838537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/01/korku-kltr.html' title='Korku Kültürü, Türkiye, Avrupa'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-2878567885207836411</id><published>2008-01-12T22:46:00.003+02:00</published><updated>2008-01-12T22:48:28.671+02:00</updated><title type='text'>Avrupa Kültürü ve Türkiye</title><content type='html'>AVRUPA'NIN KÜLTÜREL SINIRLARININ ÇİZİLMESİ&lt;br /&gt; VE TÜRKİYE’NİN AVRUPA KÜLTÜRÜNDEKİ YERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Çağdaş Avrupa Kültürünün İnşasında Türkiye’nin Ötekileştirilmesi&lt;br /&gt;Bazı iddiaların aksine, Avrupa kültürü, tamamlanmış, bitmiş bir yapı değildir.  Avrupa’nın coğrafi sınırlarının nerede başlayıp, nerede bittiği, Avrupa kültürü’nün tarihsel kaynaklarının ne olduğu, bu kültürün yakın gelecekte ve Avrupa Birliği çatısı altında hangi yeni biçimlere bürüneceği, bütün bunlar, bugün, Avrupa Birliği içinde ve dışında Avrupalı bürokratlar, politikacılar, entellektüeller, sanatçılar ve sokaktaki insanlar tarafından tartışılan konulardır.  Avrupa Birliği’ne girme arzusunda ve eşiğinde olan Türkiye’nin düşün insanlarının da Avrupa kültürünün kaynakları, sınırları ve geleceğine ilişkin tartışmaya katılmaları, tartışma gündemine kendi perspektiflerini, kendi bakış açılarını sokmaları şarttır.  Bu yapılmadığı takdirde, Türkiye kültürünün Avrupa kültürü içindeki yeri başkaları tarafından tartışılacaktır.  Nitekim, şimdiye dek başkaları tarafından yürütülmüş olan bu tartışmalardan çıkan sonuç, genellikle, Türkiye kültürünün Avrupa kültür dairesinin dışında kaldığı, hatta Avrupa kültürünün “öteki”si olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağdaş Avrupa kültürünün inşasında Türkiye’nin ötekileştirilme süreçlerini iki eksen üzerinde toplamak mümkündür.  Birinci eksendeki süreç, ana hatlarıyla, şöyle özetlenebilir: Avrupa’daki Hristiyan-sağ çevreler ve Türkiye’deki İslamcı-sağ çevreler kültürü din esasında tanımlamaktadırlar ve bu tanımdan hareketle farklı dinler üzerinde şekillenen Avrupa ve Türkiye kültürleri arasında kapatılamaz bir açı olduğunu öne sürmektedirler.  İkinci ötekileştirme eksenini ise, Avrupa’daki liberal-sol çevreler ile Türkiye’deki (sağ ve sol) milliyetçi çevrelerin ulus-devlete ve azınlık haklarına yönelik yaklaşımlarındaki çelişkiler oluşturmaktadır.  Buna göre, Avrupalı liberaller ve solcular modern (ya da “postmodern”) Avrupa kültürünü grup hakları, çokkültürlülük ve bölgecilik üzerinde temellendirirken, Türkiye milliyetçileri bu tür bir yaklaşımı Türkiye’de ulus-devletin varlığına bir tehdit olarak görmektedirler.  Aşağıda, her iki eksendeki çatışmalar biraz daha ayrıntılı bir biçimde ele alınmaktadır.           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği ülkelerinde Hristiyan-sağ çevrelerin, Türkiye’nin üyeliğine “kültürel farklılık” temelinde karşı çıktıkları bilinmektedir.  Söz konusu “kültürel farklılık”, bu çevrelerce daha çok din temeline oturtulmaktadır.  Bu bakış açısından bakıldığında, Avrupa kültürünün özü Hristiyan dini olarak görülmekte ve Müslümanlık tarafından tanımlandığı varsayılan Türk kültürünün, Avrupa kültür dairesinin dışında ve hatta onun karşı kutbunda bulunduğu kabul edilmektedir.  Bu bakış açısının aynadaki yansımasını ise Türkiye’deki İslamcı-sağ çevrelerin görüşlerinde bulmak mümkündür.  Nitekim, Türkiye’deki İslamcı-sağ gruplara göre de kültürel farklılığı yaratan esas faktör dindir ve Müslümanlık temeline dayalı Türk kültürü ile Hristiyanlıkla tanımlanmış  Avrupa kültürünün bağdaşması mümkün değildir.  Bu bakımdan, Türkiye, ille bazı ülkelerle bütünleşecekse, bunlar ancak İslam ülkeleri olabilir.  Gerek Avrupa’daki Hristiyan sağın, gerekse de Türkiye’deki İslamcı sağın birbirlerine paralel olan bu savları, Samuel Huntington’ın geçtiğimiz senelerde oldukça yankı uyandıran “Uygarlıklar Çatışması” adlı makalesinde ileri sürdüğü görüşlerle büyük bir benzerlik içerisindedirler.      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’daki liberal ve sol çevreler ise, Türkiye ile aralarındaki kültürel farkı daha seküler bir çerçevede tanımlamaktadırlar.  Onlara göre, bugünkü Avrupa uygarlığının temelini insan haklarına saygı ve çokkültürlülük oluşturmaktadır.  Bu bakış açısından bakıldığında, insan hakları kavramının bir boyutu klasik birey hakları olarak anlaşılmakta, ancak en az onun kadar önemli olan bir diğer boyutu da, daha modern ya da “postmodern” bir kavram olduğu ifade edilen, grup ya da azınlık hakları olarak görülmektedir.  Grup hakları, ılımlı bir yorumla, farklı (etnik, dilsel, dinsel, cinsel ve diğer) kimliklerin aynı toplumsal ve ulusal bütün içerisinde kendilerini serbestçe ifade etme hürriyetleri olarak anlaşılabileceği gibi, daha aşırı bir yorumla farklı etnik grupların bölgesel özerklik ya da hatta ayrı devlet kurma hakları olarak da anlaşılabilmektedir.  Liberal-sol çevrelere göre, geleceğin Avrupa Birliği, bugünkü gibi ulus-devletlerin uluslararası bir birliği olarak kalmamalı, ulus-altı grupların (bölgelerin ve azınlıkların) uluslaraşırı bir birliği olmalıdır.  Avrupalı liberal-sol çevreler, bu yaklaşımlarından hareketle, Türkiye’yi ulus-devlet fikrine saplanıp kalmakla, azınlık haklarını tanımamakla ve böylece (kendilerince tarif edilen) Avrupa uygarlık dairesinin dışında kalmakla itham etmektedirler.  Avrupalı liberal ve sol çevrelerin ulus-devleti şu ya da bu derecede hedef alan bu yaklaşımlarının Türkiye’deki (sağ ve sol) milliyetçi çevrelerdeki yansımasını ise “Sèvres sendromu” adı verilen oluşumla özetlemek mümkündür.  “Sèvres sendromu”na göre, Türkiye’den azınlık haklarına saygı göstermesini isteyen Avrupalı devletlerin asıl niyeti, tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, Türkiye’yi bölmek ve parçalamaktır.  Buradan hareketle, Türkiye’deki milliyetçi çevreler, Türkiye’nin, ulusal bütünlüğünü tehdit eden azınlık hakları taleplerinde ısrar eden Avrupa Birliği’ne girme hedefinden vazgeçmesini önermektedirler.  Milliyetçi çevrelere göre, Türkiye’nin önünde Avrupa Birliği dışında da birlik seçenekleri mevcuttur.  Türkiye’nin ulusal bütünlüğünden taviz vermesini gerektirmeyen ve “lider ülke” rolünü oynayabileceği potansiyel birlikler arasında en çok sözü edilenleri ise şunlardır: Türkî cumhuriyetlerle kurulacak bir Türk birliği; bölge ülkeleriyle kurulacak bir bölgesel işbirliği ve nihayet Avrasya bölgesinde kurulacak bir Avrasya birliği.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Ötekileştirilmeye Direnmenin ve Avrupa’nın Kültürel İnşasına Katkıların Kuramsal Hareket Noktaları&lt;br /&gt;Türkiye’nin Avrupa ile kültür ilişkileri söz konusu olduğunda hemen akla gelen iki paradigmanın dışına çıkılması hedeflenmelidir.  Bunlardan birincisi, “Avrupa’ya kendimizi daha iyi tanıtmak” veya “Avrupa’daki imajımızı düzeltmek” şeklinde ifade edilebilecek olan “tanıtım” paradigmasıdır.  Dışına çıkılması amaçlanan ikinci paradigma ise, “otantiklik” paradigmasıdır; buna göre, Türkiye’nin Avrupa kültürüne yapabileceği yegane katkı, Türkiye’de olup da Avrupa’da olmayanı Avrupalıya sunmaktır.  Tanıtım paradigmasının handikapı, bu çerçevede yapılan sunuşların Avrupalı seçkinler ve kitleler tarafından propaganda olarak algılanması ve dolayısıyla inandırıcı olamamasıdır.  “Otantiklik” paradigması içinde gerçekleştirilen çabalar ise, Avrupalılarda zaten varolan, Türkiye’nin kültürel olarak Avrupa’nın dışında olduğu yargısını daha da kuvvetlendirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ve Avrupa arasındaki kültürel algılamalar sorununu irdelemek için şu noktalardan hareket edilebilir.  İlk hareket noktası, yukarıda da belirtildiği gibi, Avrupa kültürünün bitmiş değil, henüz inşa edilmekte olan bir yapı olduğudur.  Dolayısıyla, Türkiye kültürü, bitmiş, tamamlanmış bir binaya taşınmak isteyen bir yabancı değil, henüz inşaatı sürmekte olan bir binanın harcı, mimarisi, dekorasyonu, içinde kimlerin oturacağı gibi konularda kendi görüşlerini ortaya koyan bir komşu olarak görülmelidir.  Buna bağlı olarak, gerek Avrupalıların gerekse Türklerin, Avrupa kültürü ve Türkiye kültürünün bunun içindeki yeri hakkındaki görüşleri, ispatlanmış doğrular olarak değil, öznel ve göreceli “anlatı”lar ve “söylem”ler olarak değerlendirilmelidir.  Bu bağlamda, “Avrupa kültürünün sınırları nereden geçer?”, “Avrupa neresidir?”, “Avrupalı kimdir” gibi sorulara verilen farklı yanıtların, bu konularda anlatılan farklı “hikâye”lerin birbirleriyle rekabet ettiği, birbirlerini tamamladığı bir arena, değişken ve dinamik bir kurgu olarak ele alınmalıdır.  Bu görüşlerden hareketle, Türkiye’nin Avrupa kültürüne katkısı, bu arenaya “farklı” anlatılarla çıkmak, bu kurgunun oluşumuna “özgün” söylemlerle katılmak şeklinde olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada, “farklı söylem” ile “karşıt söylem”i de birbirinden ayırmak gerekir.  Özellikle Avrupa kolonyalizminin etkisinde kalmış ülkelerde, post-kolonyal paradigma çerçevesinde, egemen Avrupa kültürüne temelden karşı ve ondan esasta farklı olduğunu öne süren, bu iddia üzerine kurulmuş “egemenlik karşıtı söylem”ler inşa etmek oldukça yaygın bir çaba haline gelmiştir.  Bu çabaların ortak hedefi, bir dinden (mesela İslamiyetten), bir milliyetten (mesela Araplıktan), bir kültürel coğrafyadan (mesela “Akdenizlilik”den) yola çıkarak, Avrupa kültürünün egemenliğini kıracak ve onun yerini alacak yeni bir egemen söylem oluşturmaktır.  Bu tür alternatif egemen söylemlerin ortak handikapı, Avrupa dışı kültürler hakkında bizzat Avrupa oryantalizmi tarafından ortaya atılmış dışlayıcı tezleri gizliden gizliye kabul etmeleri ve giderek bu tezleri içselleştirmeleridir.  Bu bakımdan, post-kolonyal egemenlik karşıtı söylemler, çoğunlukla, kolonyal egemenlik söylemlerinin aynadaki ters görüntüsüne dönüşmekte ve “türev söylem”ler olmaktan ileri gidememektedirler.  Avrupa kolonyalizmini hissetmiş ama tecrübe etmemiş olan Türkiye’nin Avrupa kültürü tartışmalarına özgün bir katkısı da, post-kolonyal paradigmanın dışına çıkabilmek için gerekli tarihsel ve düşünsel zemini sunabilmesidir.  Böyle bir zemin üzerinde, Avrupa kültürünün temelleri ve sınırları tartışmasına farklı ama karşıt olmayan söylem önerileriyle katılmak, Avrupa kültürünü darlaştıran ve sığlaştıran yaklaşımlara karşı içeriden bakarak eleştiriler getirmek, bu şekilde de Avrupa kültürünü derinleştirmek, çoğullaştırmak ve zenginleştirmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Ötekileştirilmeye Direnmenin ve Avrupa’nın Kültürel İnşasına Katkıların Somut Alanları 1: Çokkültürlülük, Konukseverlik ve “Öteki”ne Yaklaşma Biçimleri&lt;br /&gt;Bu kapsamda, Avrupa’da son zamanlarda yaygınlaşan ve liberal-sol çevrelere göre birleşik Avrupa uygarlığının temelini oluşturan “çokkültürlülük” kavramına Türkiye kültüründen yola çıkılarak yapılabilecek katkılar irdelenebilir.  Çokkültürlülüğü kabul eden Avrupa kültürü, “öteki” kültürlere hoşgörüyle yaklaşır, ama kendisinin kendisi, ötekinin de öteki olarak kalmasında ısrar eder.  Çokkültürlü Avrupa kültürü, kendisi ile öteki arasındaki sınırı korumayı ve kültürleri kendi özerk alanları içinde tutmayı amaçlar.  Son tahlilde, Avrupa kültürü, öteki kültürlerin varlığını meşru görmekle birlikte, kendisinin öteki kültürler karşısındaki üstünlüğünü peşinen kabul eder.  Bu önkabulden hareketle de, kendi “saf”lığını korumak, ötekiyle karışmamak ister.  Türkiye’nin, gerek kadim Anadolu medeniyetlerinden, gerek Osmanlı öncesi “Anadolu aydınlanması”ndan (Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli v.d.) gelen kültürel mirasında ise, “öteki” karşısında bir üstünlük varsayımı yoktur.  Bu anlayışta, “biz” ve “öteki” farklıdır ama eşittir.  “Öteki”ne karşı gösterilen konukseverlik, onu bir alanda tutarak yaşatmayı ve kendisine karıştırmamayı değil, tam tersine onunla kaynaşmayı öngörür.  Bu kaynaşmadan da, ne “biz” ne de “öteki” olan, bir üçüncü sentez çıkar.  Bu kültürel mirastan hareketle, bugünkü Avrupa çokkültürcülüğünün “neo-feodal” denebilecek karakterinin altını çizen ve yeni ve daha gelişkin birlikte yaşama modelleri öneren bir felsefi eleştiri geliştirilebilir.  Geleceğin Avrupa’sının nasıl bir siyasal ve toplumsal yapıya oturacağının tartışıldığı bugünlerde, Türkiye kaynaklı bir felsefi eleştiri bu tartışmaya önemli entellektüel ve politik katkılar sağlayabilir.            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Ötekileştirilmeye Direnmenin ve Avrupa’nın Kültürel İnşasına Katkıların Somut Alanları 2: Popüler Kültür &lt;br /&gt;Ondokuzuncu yüzyılın son çeyreğinden kültürel globalleşmenin hızlandığı 1980’lere değin, yaklaşık bir yüzyıl boyunca, Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye doğru yoğun denilebilecek bir popüler kültür akımı vardı.  Popüler müzikten sinemaya, giyim-kuşam modalarından çizgi romanlara, ev dekorasyonundan protesto biçimlerine, televizyon dizilerinden yaşam tarzlarına dek bir çok popüler kültür ürünü Avrupa’dan Türkiye’ye ithal ediliyordu.  Bu kültür ürünleri, ya orijinal formlarıyla Türk popüler kültürüne malediliyor, ya da, çoğu kez yapıldığı gibi, yerli renk ve tınılarla harmanlanarak Türkiye’ye özgü melez formlar üretiliyordu.  Ondozuncu yüzyıl sonlarındaki kantolardan 1960’ların “aranjman”larına ve “Anadolu Pop”una; İtalyan ve Fransız sinemasına öykünen 50’li ve 60’lı yılların “yerli film”lerinden yine İtalyan (Teksas, Tommiks, v.d.) ve Fransız (Red Kit, Asteriks) orijinli çizgi romanlara; İtalyan, İspanyol ve Yunan örneklerinden esinlenen “apartman”lar ve “pasaj”lardan bir zamanlar neredeyse milli bir mesele mertebesine yükselen Eurovision şarkı yarışmasına; Fransa’daki 68 olaylarından esinlenen öğrenci hareketlerinden yine Fransız orijinli varoluşçuluk gibi popüler felsefelere varıncaya dek geçmişte ve kısmen de günümüzde Türk popüler kültürüne damgasını vurmuş bir çok tür ve ürün, Avrupalı ve Türkiyeli popüler kültürlerin şu ya da bu ölçüde harmanlanmasından ortaya çıkmış melez ürünlerdi.     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980’li yıllardan itibaren tüm dünya çapında popüler kültür üretimine ve tüketimine hızla hakim olmaya başlayan kültürel globalleşme ile birlikte, eskinin ülkeden ülkeye ya da ulustan ulusa kültür alışverişleri dönemi sona erdi.  Bu nisbeten özerk, bağımsız ve nostaljik diyebileceğimiz kültür alışverişlerinin yerini, global merkezlerde üretilen ve oradan Avrupa ve Türkiye de dahil olmak üzere tüm dünyaya pazarlanan popüler kültür ürünleri almaya başladı.  Bu global popüler kültür ürünlerinin kimileri yerel renkler taşısalar da (New Age müziğin bazı örneklerinde olduğu gibi), oran olarak gitgide artan bir kısmı ise yerel referanslardan tamamen soyutlanmış, “evrensel” bir anlatı yapısına, kahramanlara ve biçime dayanmaya başladı (bilgisayar oyunlarında ya da Pokemon gibi televizyon dizisi/film/çizgi romanlarda olduğu gibi).  Postmodern felsefenin de etkisiyle, çeşitli ulusal ve yerel kültürlerden, geçmişin ve bugünün eserlerinden, “yüksek kültür”ün ve “popüler kültür”ün türlerinden herhangi bir tutarlılık ve bütünsellik kaygısı gözetmeden istediği ögeleri alan ve birbirine keyfince yapıştıran “global” müzikler, filmler, bilgisayar oyunları, televizyon dizileri, çizgi romanlar, giyim-kuşam ve saç modaları ve gençlik felsefeleri Avrupa ve Türkiye popüler kültür piyasasını doldurmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık, gerek Avrupa’dan Türkiye’ye, gerekse de Türkiye’den Avrupa’ya, eski günlerde olduğu gibi, bir popüler kültür ürününün dolaysızca ve özgürce hareket etmesinin şartları çok daraldı.  Günümüzde ancak, global merkezlerde kendisine az ya da çok bir yer bulabilen, global piyasalarda rekabetçi olabileceğine hükmedilen, yerel özelliklerini sadece “aykırı bir renk”, “egzotik bir hoşluk”  düzeyine indirgeyerek global kültürün “evrensel” formlarıyla kendini ifade eden popüler kültür ürünlerinin, Türk orijinli iseler Avrupa’ya, Avrupa orijinli iseler de Türkiye’ye girmeleri söz konusu olabiliyor.  Bir örnek verecek olursak, Türk orijinli Tarkan’ın Fransız pop müzik piyasasına, Fransız-Cezayir orijinli Khaled’in de Türk pop müzik piyasasına giriş yapabilmeleri, ancak global formlarda icra edilmeleri ve global firmaların aracılığı ile mümkün olabildi.  Bu global üretim-tüketim sürecinden geçmeyen kültür ürünleri ise, ancak devlet desteğiyle üretilebilir ve çok kısıtlı sayıda izleyiciye ulaşabilir durumda kaldı.  Buna örnek olarak, Türkiye’de ticari sinemalarda gösterim şansı bulmayan ve ancak Eurimages gibi Avrupa Birliği bağlantılı kamusal fonların desteği ile festivallerde veya çok az sayıdaki bağımsız salonlarda gösterilebilen Avrupa filmlerini verebiliriz.  Öyle ki, sinema doğası gereği popüler bir sanat olmasına karşın, Avrupa filmleri artık neredeyse koruma altına alınması gereken, korunmazsa yokolacak klasik sanat ya da yüksek sanat muamelesi görmeye başladı.         &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan, kültürel globalleşme sürecinde, Avrupa’nın artık popüler kültür ihraç eden değil ithal eden bir konuma geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.  Fransız devletinin ve Avrupa Birliği organlarının ulusal kültürlerini ve dillerini koruma amaçlı desteklerinin de bu trendi durduracak bir karşı ağırlık oluşturması zor görünüyor.  Nitekim, popüler kültür ihracı duran Avrupa Birliği elitlerinin Avrupa’yı artık klasik kültürün ayakta kalan son kalesi, geçmişin yüksek kültürünün koruyucusu, kısacası bir tür kültür müzesi olarak algılamaya ve sunmaya başladıklarına da bir çok yazar işaret etmektedir.  Aynı yazarlar, kültür alanındaki bu gibi reaksiyoner ve nostaljik tutumların, başlangıçtaki koruma amacını gerçekleştirmesinin pek de mümkün olmadığını söylemektedirler.  Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımının popüler kültür alanındaki en belli başlı katkısının tam da bu noktada olacağı düşünülebilir.  Gerçekten de Türkiye, popüler kültür alanında faaliyet gösteren elitlerinin, sanatçılarının, girişimcilerinin ve genç tüketicilerinin dinamizmi, farklı kültürel coğrafyalara doğal olarak açık yapısı, değişik kültür ürünlerine ve dillere komplekssiz yaklaşımı, kültürel harmanlama ve melezleştirmeye yatkınlığı ile, Avrupa’nın donuk, küskün, tutucu, nostaljik kültür iklimine, klişe bir deyimle, yeni bir ses ve yeni bir soluk getirebilir.    Türk popüler kültür alanının Avrupa Birliği ile etkileşimden elde edeceği en büyük kazanç ise, Türkiye’de nisbeten eksik olan parasal sermaye, yaratıcı disiplin ve organizasyon, seçicilik, biçimsel yetkinlik, mükemmelliyetçilik, klasik kültürün iyi tanınması gibi ögelerin genç kuşaklarca edinilmesi, öğrenilmesi ve sindirilmesi olacaktır.  Son olarak, gerek Avrupa Birliği ülkelerinin gerekse de Türkiye’nin, global kültür merkezlerinin hegemonyasını bir ölçüde kıracak ve daha özgür, daha özgün, daha spontane ve daha kişisel kültür alışverişlerini mümkün kılacak kültürel organizasyonları özendirmeleri, hiç kuşku yok ki, her iki tarafta da kültürel yaratıcılığı artıracaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-2878567885207836411?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/2878567885207836411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/2878567885207836411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/01/avrupa-kltr-ve-trkiye.html' title='Avrupa Kültürü ve Türkiye'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-924432079806014585</id><published>2008-01-12T22:46:00.001+02:00</published><updated>2008-01-12T22:46:40.796+02:00</updated><title type='text'>AB sürecinde adım adım Türkiye</title><content type='html'>AB sürecinde adım adım Türkiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği (AB) son yıllarda Türkiye’nin gündemini birinci sırada işgal eden bir konu. Kimileri AB üyesi olmakla sorunların biteceğini kimisi de tersine çoğalacağını düşünüyor. Yine de hummalı bir çalışma Birlik’in üyesi olma adına yürütülüyor. İşte şimdiye kadar atılan adımlar ve belli başlı dönemeçler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde uzman olan-olmayan herkesin ahkam kestiği öte yanda Avrupa Birliği üyesi olacağız diye yürütülen programdan en çok etkilenen kamuoyunun halen net bir fikir sahibi olamadığı AB sürecini, konunun gerçek uzmanlarından BÜ Avrupa Çalışmaları Yüksek Lisans Programı koordinatörü Doç. Dr. Hakan Yılmaz’la görüştük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki temel dönem var: 1959’dan 1987’ye ve 1989’dan Günümüze&lt;br /&gt;Türkiye, ne yazık ki ilk dönemde birbiriyle tezat iki karar alarak önemli bir stratejik hata yapıyor. 1959 yılında o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) olan Birlik’e ortaklık başvurusunda bulunan Türkiye, entegrasyoncu bir vizyonla aldığı bu politik kararından 70’lerin sonuna doğru vazgeçerek bir izolasyon sürecine girdi. Hakan Yılmaz, Türkiye’nin gümrük birliği ve ekonomik bütünleşmenin yükünü kaldıramayacağı varsayımıyla bu vazgeçme kararını aldığını, böylelikle çok önemli ve tarihi bir fırsatı da kaçırdığını söylüyor.“Türkiye AET’den uzaklaşırken aynı dönemde Yunanistan, Portekiz ve İspanya tam üyelik başvurusunda bulundu ve bu ülkeler 80’li yıllarda tam üyelik statüsüne kavuştu.  Türkiye belki de gerçekten yükümlülüklerini yerine getiremeyecekti, ancak bunu hiç denemedi bile.  Denemekten kaçındığı için Yunanistan’ın tam üyelik statüsüne kolaylıkla geçmesine de fırsat yarattı.  Çünkü tam üyelik başvurusunda bulunan ülkeler bir paket içinde Konsey’e sunuluyorlardı.  Ve o zamanki dünya konjonktürü gereği aynı pakette yer alacak iki hasım ülkeye aşağı yukarı eşit muamele yapılması gerekecekti.  Şimdi bunun önemini daha iyi kavrıyoruz, çünkü karar mekanizmalarında bizim olmadığımız ama Yunanistan’ın olduğu bir örgüte dahil olmaya çalışıyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AET’yle ortaklık 12 Eylül 1963’te Ankara Anlaşması’yla kuruldu.  60’ların sonuna Adalet Partisi, bu anlaşmayı derinleştirecek ve gümrük birliğini bir takvime bağlayacak katma protokolü imzalayacaktı.&lt;br /&gt;1963 ile başlayan İlk dönemi, 1987’de Turgut Özal’ın tam üyelik için yaptığı başvuruyla sonlandırmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği bugünkü yapısına kavuşuyor&lt;br /&gt;Avrupa Ekonomik Topluluğu 80’lerde Avrupa Topluluğu’na, ardından da Maastricht (1991) Antlaşmasıyla birlikte Avrupa Birliği’ne doğru evrildi.  Topluluk ekonomik bir birlikken siyasi ve kültürel bir birlik haline geldi, doğu Avrupa’yla yakınlaşma süreci başladı ve Birlik’e katılmak isteyen doğu Avrupa ülkeleri için ön şart olarak Kopenhag kriterleri tarif edildi.  Kısacası Avrupa sahnesine yepyeni bir oyun ve yeni oyuncular çıktı, merkez ve merkeze dahil olmak isteyen periferi değişti.  Hakan Yılmaz bunu şöyle tanımlıyor. “Eskiden periferidekilerin en tercih edilenlerinden biriyken bir anda kendimizi periferinin de periferisinde bulduk.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB’nin en yüksek karar alma organı AB Konseyi, 1991’de Kopenhag’da toplanarak meşhur Kopenhag kriterleri denilen bir dizi soyut kararlar aldı. Devlet ve hükümet başkanları düzeyindeki bu toplantıdan çıkan kararlar, AB’ye üye olmak için ülkelerin hangi şartları yerine getirmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Kopenhag kriterleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan çoğu hükmün benzerlerini ifade ediyordu ve tamamen Doğu Avrupa ülkelerine yönelik kararlardı. Tarihsel aidiyet algılamalarının bu tip politik kararlarda etkili olduğunu söyleyen Hakan Yılmaz’a göre AB’nin pek çok kararındaki ikili tutumunun en önemli gerekçelerinden biri bu aynı tarih, coğrafya, kültür ve dinden gelmişliğin yani ‘kuzenliğin’ ağırlığı çok fazla.&lt;br /&gt;AB Komisyonu, her aday ülke için, Kopenhag Kriterleri’ni somutlaştırıyor ve ortaya Katılım Ortaklığı denilen bir belge çıkarıyor; aday ülke de Katılım Ortaklığı’nı hangi takvimle yasalarına ve hayata geçireceğini belirten bir Ulusal Program hazırlıyor.  Örneğin, Türkiye’de son iki senedir çıkarılan ‘Uyum Paketleri’, Ulusal Program’ın yasalaştırılması ve uygulanmasındaki aşamaları ortaya koyuyorlar.  AB Komisyonu, belli aralıklarla ‘gözden geçirmeler’ yaparak ülkelerin Ulusal Program’a ne kadar sadık kaldığını takip ediyor. Gene4llikle bir yılın Ekim aylarında her aday ülke için yayımlanan ‘ilerleme raporları’ da AB’nin o ülkenin performansını nasıl değerlendirdiğini ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye şimdi ne durumda?&lt;br /&gt;Türkiye Kopenhag Kriterleri’ni hem yasama hem de uygulama düzeyinde karşılayamadığından, AB’den aldığı karneler hep zayıflarla doluydu.  90’lı yıllar boyunca izolasyonist eğilim hükümet politikalarında baskın olageldi.  Türkiye bu dönemde ‘AB üyesi olalım’ kararını, üyeliğin getireceği sorumlukları ve riskleri mazeret göstererek,  bir türlü veremedi.  Adına ‘Sevr Sendorumu’ denilen bu şüphecilik içinde ulusal bağımsızlığımızı, bütünlüğümüzü, kültürümüzü ve laik düzenimizi kaybetme ve irticanın hortlaması gibi korkular öne sürülüyordu.  Avrupa’yla olan uzak ve yakın geçmişimize bakıldığında bu endişelerin duyulmasına hak vermemek mümkün değil.  Ama öte yanda Birlik’e katılmakla kimi çevrelerin şimdiye kadarki kurulu düzenlerinin bozulacağı da bir başka gerçek ve itirazların bir kısmı da o cepheden yükseliyor gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB’yle ilişkilerin Ak Parti hükümetiyle yeni bir döneme girdiği söylenebilir. Bundan önceki döneme damgasını vuran AB’ye karşı mesafeli duruşun yerini entegrasyoncu bir eğilime bıraktığını söyleyen Hakan Yılmaz, ‘Çünkü hükümet ‘Türkiye AB’ye üye olmak istiyor’ kararlılığıyla adımlar atmaya başladı. Aslında bunun tarihsel ironisi bir tarafa, ilk defa Kemalist geleneğin dışından gelen bir parti, Kemalist projeyi sahiplendi ki bu çok ilginç bir soru olarak herkesin karşısına çıktı. Şu an ‘bekle ve gör’ dönemindeyiz. Avrupalılar da, Türkler de şu anda merkez sağ parti olmak iddiasıyla hükümete gelenlerin birkaç yıl önceki İslamcı düşüncelerini unutmuş değiller.  Doğal olarak buradaki samimiyeti test etmek, siyasi ve iktisadi performansını görmek istiyorlar. Bu yüzden de üyelik için tarih almayı beklediğimiz 2002’deki Kopenhag zirvesinden erteleme kararı çıktı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB’nin Türkiye’den uygulamaya yönelik beklentisini de Hakan Yılmaz şöyle tanımlıyor. “AB, Türkiye’nin altına imza koyduğu ve gerçekleştirmeyi taahhüt ettiği Katılım Ortaklığı Belgesi’ndeki konuların yüzde yüz hayata geçirilmesini beklemiyor.  AB için önemli olan devletin en yüksek karar alma merciilerinden Katılım Ortaklığı’na aykırı bir tavrın çıkmaması, Katılım Ortaklığı’nı uygulamaya kararlı bir toplam devlet iradesinin ortaya konması ve sembolik de olsa birkaç adımın atılması.  Örneğin Manisa davasının sürüncemeden çıkarılması gibi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kokoreç ve işkembe tarihe mi karışıyor             &lt;br /&gt;1 Ocak 2004’ten itibaren AB Uyum yasaları çerçevesince kokoreç ve işkembe de yasaklanıyor. Gerekçe olarak da bu yiyeceklerin hijyenik ortamlarda hazırlanmadıkları ileri sürülüyor. Geleneksel damak zevkimize şimdilik müdahale bu kadar gibi gözükse de yakında sokakta benzer şekilde yiyecek satan pilavcısı, tükürük köftesici, sokak tatlıcısı hatta simitçisi bile AB standartlarına uymazsa ömürlerini tamamlayabilirler.  Hakan Yılmaz bu konuyla ilgili çok daha çarpıcı bir örnek veriyor: “Sanayi ürünü olmasına rağmen Türkiye, Avrupa Birliği ülkelerine süt ve süt ürünleri ihraç edemiyor, çünkü ürettiğimiz ham sütün içindeki bakteri sayısı AB standartlarının çok üzerinde.  Bunu azaltabilmek için hayvanların sağlığı ve beslenmesi, barınaklarının temizliği, sağımların hijyenliği gibi birçok alanda köklü ve istikrarlı bir revizyon yapılması gerekiyor. Bu da çok maliyetli bir süreç.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB’nin hemen her şeye bir kural koyma ve standart belirleme gibi bir sabit fikri olduğunu söyleyen Yılmaz, “Hemen her alanda mevcudiyetimizi koymak suretiyle Avrupa platformlarında boy göstermeli ve kimi konularda gösterilen hassasiyetin gereksiz olduğunu onlara anlatmalıyız. Bunun için devletin ülke olarak fark yaratabileceğimiz kalite alanlarına, mesela üniversitelere, yatırım yapması gerekiyor” diyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-924432079806014585?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/924432079806014585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/924432079806014585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/01/ab-srecinde-adm-adm-trkiye.html' title='AB sürecinde adım adım Türkiye'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-6052289912085471653</id><published>2008-01-12T22:40:00.000+02:00</published><updated>2008-01-12T22:45:25.076+02:00</updated><title type='text'>Türkiye’de Avrupa Şüpheciliği</title><content type='html'>Türkiye’de Avrupa Şüpheciliği:&lt;br /&gt;Siyasi Seçkinler ve Kamuoyundaki Eğilimler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Giriş: Türkiye’de Avrupa Şüpheciliği Araştırmasının Kısa Tarihi&lt;br /&gt;Türkiye’de Avrupa Şüpheciliği Araştırması’na 2003 Temmuz’unda başladık.  Araştırmanın ana sponsorları yüzde ellişer katkıyla Açık Toplum Enstitüsü Yardım Fonu (OSIAF) ve Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırma  Projeleri idi.  Buradan her iki kuruluşa da cömert destekleri için teşekkür ediyoruz.  Araştırmanın üç ayağı vardı, esas olarak.  Birincisi, Türkiye’de Avrupa’ya şüpheyle bakan, bu konuda yazılar yazmış seçkinlerle ve halktan kişilerle yapılmış derinlemesine görüşmelerdi.  Aşağı yukarı altmış kişiyle görüşüldü.  İkincisi, bu konuda yazılmış kitap, makale ve gazete yazılarının ve haberlerin derlenip, toparlanmasıydı.  Araştırmanın üçüncü ayağını da kamuoyu yoklaması teşkil etti.  Bu kamuoyu yoklaması, tüm Türkiye'yi temsil eden 2500 civarında kişiyle yüzyüze konuşularak gerçekleştirildi.  Çoğu sorusu yeniydi ve ilk kez soruluyordu; bazı soruları ise bizim (ben, Ali Çarkoğlu, Kemal Kirişçi ve Refik Erzan) 2002 Mayıs ve Haziran aylarında TESEV için yaptığımız araştırmada sorduğumuz soruların içinden seçilmişti.  Bu soruları tekrarladık, çünkü bu konulardaki değişimi ölçmek istedik.  Bu tekrar soruların yanına, sadece bu araştırmaya özgü, Avrupa-şüpheciliğini ölçmeyi amaçlayan bir dizi yeni soru koyduk.  Dolayısıyla elimizde ciddi bir veri birikimi var.  Okuduğumuz kitaplardan ve makalelerden, elitler ve halk seviyesinde yaptığımız görüşmelerden ortaya çıkan bir takım Avrupa-şüphecisi düşünceler var Türkiye'de.  Bu yazıda, hem elit seviyesindeki şüphecilikten, hem de bu şüpheciliğin halk tarafından, kamuoyu tarafından nasıl algılandığından, nasıl yorumlandığından bahsedeceğiz.  Bunların ikisini aynı anda görmek bizim için daha aydınlatıcı olur.  Çünkü ikisi arasında çakışmalar olmakla birlikte, yer yer ciddi ayrışmalar da görülüyor.  Dolayısıyla, bu kısa yazıda ele alacağımız sorular şunlar olacaktır: Kitaplarda ve gazete yazılarında beliren en önemli Avrupa-şüphecisi kavramlar nelerdir?  Derinlemesine görüşmelerden ortaya çıkan Avrupa-şüphecisi konular nelerdir?  Son olarak da kamuoyu yoklamasından ortaya çıkanlar nelerdir?  Bunların üçünden de, birleştikleri ve ayrıldıkları noktalara değinerek, bahsedeceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylem ve Söylem Analizi Üzerine Kısa Bir Not&lt;br /&gt;Burada bir söylem analizi yapıyoruz.  Bu noktada kısaca, bir iki cümleyle, “söylem”den ne kastettiğimizi anlatmaya çalışalım.  Çünkü “söylem” kavramı metodolojik olarak bizim için bir zorluk çıkarıyor.  İngilizce “discourse” ya da Fransızca “discours” kavramını biz “söylem” diye çeviriyoruz.  Yaygın haliyle, gitgide, basitçe, “söylenen şey” anlamında kullanılmaya başlandı “söylem”.  Yani kavram olarak, bir kavramın ismi olarak kullanacaksak bu “söylem” kelimesini, o zaman bunun içini doldurmamız ve bununla tam ne kastettiğimizi anlatmamız gerekiyor.  Biz söylem derken şunu kastediyoruz: iki birim arasında, bunlar iki birey olabilir, iki topluluk olabilir, iki devlet olabilir, varolan bir kuvvet ilişkisinin, bir iktidar ilişkisinin dile getirilmiş, metne dökülmüş, daha formel ifade edecek olursak metinselleştirilmiş halinden bahsediyoruz; bir iktidar ilişkisinin kendini dil seviyesinde ifade etmiş olmasından bahsediyoruz.  Bu dil ise konuştuğumuz doğal dil olabilir, vücut dili olabilir, bakışlar olabilir, karşılıklı pozisyon alışlar olabilir. Yani, bir ifadeye dönüşmüş olması gerekiyor bu iktidar ilişkisinin.  Bir de bu iktidar ilişkisinin kurumsallaşmış, yerleşikleşmiş olması lazım.  Yani, kazara kurulmuş, bugün var yarın yok bir iktidar ilişkisinin söyleminden bahsetmek biraz zor.  Aşağı yukarı kurumsallaşmış, belli bir zaman içerisinde kendisini tekrar eden bir yapısının olması gerekiyor söz konusu ilişkinin.  Bir yanıyla, söylem, bu iktidar ilişkisinin sırlarını ele veren, iktidar ilişkisinde kimin ne pozisyonda olduğunu anlamamıza yarayacak olan bir tür gösterge işlevi görüyor.  Öte yandan, söylemin iktidar ilişkisini dönüştüren de bir işlevi var.  Yani iktidar ilişkisi içerisinde olan insanlar aynı zamanda dilsel bir ilişki içerisine de giriyorlar ve bu dilsel ilişki içerisindeki rekabet bir süre sonra gerçek iktidar ilişkisini de dönüştürücü bir etki yapmaya başlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmaya başlarken, görüşmeleri ilk yaptığımızda şöyle naif bir anlayışımız vardı, bu da kültür çalışmalarında yeni olmamızdan kaynaklanan bir anlayıştı: kısacası, görüşmeleri kazıdıkça, altından bir söylem çıkacağını düşünüyorduk.  Yani biz, söylemi, toprağı eledikçe altın tozlarının belirmesi,  toprağı kazdıkça kömürün parlaması gibi, sözleri kazdıkça bulacağımızı düşünüyorduk.  Yani, söylemin altın gibi, kömür gibi, hazır halde, orada, sözlerin altında yattığını düşünüyorduk.  Yapmamız gereken, dikkatli olmak, akıllı olmak, sabırlı olmak ve kazmakdı.  Eğer akıllı olursak, bu söylenenlere iyi bakarsak, bunları iyice ayıklarsak, söylemin birdenbire neredeyse kendiliğinden ortaya çıkacağını düşünüyorduk.  Derken fark ettik ki böyle bir hazır söylem yok; arıyoruz, tarıyoruz söylemi bulamıyoruz.  Sonra anladık ki söylem konuşulan şeyleri deştikçe içinden çıkan bir şey değil.  Söylem, konuşulan şeylere, söylenen şeylere, birimler arasındaki metinsel iletişime bakarak bizim kurguladığımız bir şey.  Söylem içerisindeki insanlar, derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibilermiş, bunu anladık.  Söylem içinde olmak, bir mitin, bir ideolojinin içinde olup da bunu bilmemek, bilmediği için de ondan en fazla etkilenmek gibiymiş.  İçinde olunduğu ne kadar az bilinirse, ne kadar az farkında olunursa o kadar etkili bir olgu, söylem.  Söylem biz analistlerin ya da olaya dışardan bakan insanların görüp de kurguladığı bir olgu.  Söylem bir kurgu, bizim, bizim dışımızdaki metinsel bir ilişkiye atfettiğimiz bir özellik.  Dolayısıyla bir söyleme “bu bir söylemdir” dediğiniz vakit, onu ele verdiğiniz vakit, onun içinde yaşayanları onun farkına varır hale getirdiğiniz vakit, o söylemi o andan itibaren bozmaya, kırmaya da başlıyorsunuz; böylece bir yapıbozum sürecine giriyor söylem.  İnsanlar söylemin farkına vardıklarında, “ben böyle bir söylem kullanıyorum, ben şu anda şöyle bir söyleme bağlıyım” demeye başladıklarında, her söylem, örneğin oryantalizm gibi, doğal olmaktan çıkıp, artık her karşılaştığımızda “bu odur” diye gösterdiğimiz, parmağımızla işaret ettiğimiz bir suçluya dönüşüyor, söylenemez, kullanılamaz bir hale geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek Türklerdeki Avrupa-şüpheciliği, gerekse Avrupalılardaki Türk-şüpheciliği ise, özel söylemler olarak, henüz çok yeniler ve işin açıkçası fazla analiz edilmiş ve fazla yapıbozumuna maruz bırakılmış söylemler değiller.  Bu söylemler çok yeniler, çok tazeler ve bu yüzden de sorgusuz sualsiz, sere serpe, bol keseden ve “utanmaksızın” kullanılıyorlar.  Mesela son günlerde Fransa'da Türkiye üzerine yapılan tartışmaları izlediğimizde, “Türkiye Avrupalı değildir, çünkü onlar Müslümandır; biz Hint-Avrupa uygarlığına aitiz, Türkler Asyalı” şeklinde hiç bir eleştiri süzgecinden geçirilmemiş ifadelerin yaygınlığını görüyoruz.  Hatta Fransızların kısa bir süre önce önce kurdukları bir internet sitesi var, adı  “Türkiye'ye Hayır”, “nonalaturquie.com”.  Bu siteyi Başkan Chirac’ı destekleyen Halk Hareketi İçin Birlik (UMP) partisinin aşırı sağ kanadını oluşturan kişiler kurmuşlar.  Orada “Türkiye'ye neden karşıyız?” diye bir dizi “argüman” sıralanıyor.  Son derece naif, kaba, süzgeçten geçmemiş bir anti-Türk söylem içerisinde inşa edilmiş sözkonusu bu “argüman”lar.  Mesela bu siteyi hazırlayanlar oryantalizm eleştirisinin semtinden bile geçmemişler, bu belli oluyor; ve bunun kıta Avrupa’sında genel bir sorun olduğunu da burada belirtmek istiyorum.  Post-oryantalizm ve post-kolonyalizm gibi yapıbozumcu düşünce akımları, belli oluyor ki, Amerikan akademisini silkelediği kadar Avrupa akademisine dokunmamış.  Bu yüzdendir ki, Avrupa düşünürlerinden, sanki aradan koskoca bir yirminci yüzyıl geçmemiş gibi, ondokuzuncu yüzyıl modernizminden, kolonyalizminden, oryantalizminden fırlama bir cümleyi, mesela “Avrupa halkları aryandır, Türkler Asyalıdır; Avrupa dilleri Hint-Avrupa kökenlidir, Türkçe Altay kökenlidir” türünden ifadeleri, gayet rahatlıkla duymak mümkün olabiliyor.  Avrupalı düşünürlerin entellektüel bir silkelenmeye ihtiyaçları var.  “Türkiye’nin A.B.’ye katkısı ne olacak?” diye sorup duruluyor.  Belki de en büyük katkımız Avrupalı düşünürleri biraz silkelemek, kolonyal uykularından uyandırmak olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Siyasal Elit Düzeyindeki Avrupa-Şüpheciliği: Tanzimat ve Sevr Sendromları&lt;br /&gt;“Söylem” kavramı üzerine bu kısa girişten sonra, şimdi konumuza dönecek olursak, Türkiye'de kitapları okuduğumuz vakit, Avrupa üzerine yazılmış, özellikle de şüpheci bir perspektiften yazılmış kitapları okuduğumuz vakit, iki temel kavram dikkatimizi çekiyor.  Bunlardan bir tanesine Tanzimat Sendromu diyebiliriz, ötekine de Sevr Sendromu.  Türkiye’de elit düzeyindeki, devlet düzeyindeki Avrupa-şüpheciliğinin üzerinde oturduğu iki kavram bunlar.  Gerek Tanzimat, gerekse de Sev sendromları, Türkiye’de devletin “derin hafıza”sını oluşturan ve bu derin hafıza temelinde “derin politika”ların tasarlanmasına yolaçan iki harekat koduna işaret ediyor.  Aralarındaki farklara rağmen, her iki sendrom da Batı ve Avrupa karşısında duyulan güvensizlikten, Batı’nın Türkiye’ye karşı gizli ve kötü niyetler beslediği inancından, ve bu kötücül Batı karşısında kendini koruma güdüsünden doğuyorlar.           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanzimat Sendromu, azınlıklar, azınlık hakları, kollektif haklar, bireysel haklar ve genel olarak hak kavramıyla ilgili bir sendromdur.  Tanzimat Sendromu devleti özel olarak azınlık haklarına ve azınlık kavramına, genelde ise hak kavramına yabancılaştıran, devlet nezdinde hak kavramı üzerinde bir şüphe, bir alerji uyandıran bir tarihsel-kurumsal hafıza unsuru olarak mevcut olagelmiştir.  Tanzimat sendromu şöyle bir anlatıya dayanır: Tanzimat döneminde Batılılar Osmanlılara dediler ki “siz eğer modern bir devlet olmak istiyorsanız, içinizdeki azınlıkların haklarını ve hürriyetlerini tanıyın”. Osmanlı Devleti de “peki” dedi ve bir dizi reformla içindeki azınlıkların hak ve özgürlüklerini tanıma yoluna gitti.  Bunu yapmaktan bir amacı da, azınlıklara haklar ve özgürlükler vererek onların bağımsızlık sevdası peşine düşmelerini önlemek ve devlete olan sadakatlerini yeniden tesis etmekti.  Bu maksatla, Tanzimat döneminde bir dizi reform yapıldı.  Sonuç ne oldu?  Reform yapıldıkça, azınlıklara haklar verildikçe, azınlıklar devlete daha sadık olmak yerine, bu yeni yaratılan hakları ve özgürlükleri devletten kopmak için, bağımsızlık için kullanma yoluna gittiler.  Osmanlı’dan daha fazla kopmak için bunları kullandılar.  Batılılar da, mesela Ruslar, İngilizler, bu yeni yaratılan hakları ve özgürlükleri kötüye kullanarak, istismar ederek, Osmanlı’yı bölmeye, parçalamaya ve azınlıkları kendi etki alanlarına çekmeye çalıştılar.  Böyle bir anlatı var Tanzimat sendromunun temelinde.  Buradan, Abdülhamid, Jön Türkler ve Kemalistler bir dizi “derin politika” çıkarımı yapmışlar.  Bu “derin politika” çıkarımlarını şöyle alt alta sıralayacak olursak:&lt;br /&gt;            Bir: Etnik ve dinsel azınlıklardan gelen her türlü hak talebini gayrımeşru say.&lt;br /&gt;            İki: Etnik ya da dinsel azınlık olmasalar da, sosyal gruplardan ve sınıflardan gelebilecek her türlü kollektif hak ya da grup hakkı talebini gayrımeşru say.      &lt;br /&gt;Üç: Sadece azınlıklardan ve azınlık olmayan sosyal gruplardan değil, bireylerden gelebilecek hak taleplerini de gayrımeşru say. &lt;br /&gt;Dört: Grupları ya da bireyleri devlet karşısında güçlendirebilecek, dolayısıyla devleti az ya da çok güçsüzleştirebilecek olan her türlü toplu ya da bireysel “hak” kavramını gayrımeşru say.  Hak taleplerine, toplumu devlet karşısında güçlendiren, devletin topluma karışma yetkisini azaltan ve yollarını daraltan, böylece Batılı devletlerin toplum üzerindeki ideolojik etkisini çoğaltan ve devleti Batılı devletler karşısında zayıflatan, bu bakımdan direnilmesi gereken ve ancak kerhen ve zorla kabul edilmesi gereken bir tehlike olarak bak.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevr Sendromu ise bundan biraz daha farklı bir sendrom.  Sevr Sendromu, Türkiye'nin özel olarak Avrupa'yla ve genel olarak Batı’yla ve Hristiyan alemiyle olan ilişkisinin nasıl olması gerektiğini, bunun nasıl bir kalıp içerisinde yürütülmesi gerektiğini, Türklerin ve Batılıların birbirleri karşısındaki tarihsel niyet  ve stratejilerini anlatan bir sendrom.  Sevr Sendromu şöyle bir anlatı üzerine oturuyor.  Avrupalılar Türkleri Avrupalı olarak değil, Hıristiyanların topraklarını zorla işgal edip, onları asırlardır esaret altında tutan bir barbar topluluğu olarak görüyorlar.  Dolayısıyla Avrupalıların niyeti, Türkleri Hıristiyanların topraklarından sürüp, geldikleri yere, uzak Asya’ya, geri göndermek ve o toprakları hakiki sahiplerine iade etmektir.  Bu niyet ve bu niyete uygun hareket Haçlı Seferleri’nden beri mevcuttur.  Sevr, Haçlı Seferleri’nin doğal bir devamıdır.  Haçlı Seferleri ve Sevr arasında zamansal, uzamsal ve kavramsal bir süreklilik vardır.  Öyle ki, bir Avrupalıyı kazıdığınız zaman altından bir Haçlı çıkar.  Haçlılarla başlayıp Sevr’le tepe noktasına varan ve gerçekleşme eşiğine gelen bir rota vardır ve bu rota Avrupa'nın gizli gündemidir. Avrupa’nın gizli gündemi, Türkleri Hıristiyanlara ait olan İstanbul ve Anadolu topraklarından söküp atmak ve buraları Rumlara, Ermenilere, Kürtlere, buraların hakiki sahipleri olduğu düşünülen Hıristiyan ve/veya Aryan halklara iade etmektir.  Türk devletinin bu anlatıdan çıkardığı derin politika ise şöyle özetlenebilir.  Bu derin politikanın ilk unsuru izolasyonizm ve Batısız Batılılaşmadır.  Yani, mümkün olduğu kadar Avrupa’dan uzak duracaksınız, İnönü'nün dediği gibi “aslanla aynı yatakta uyumayacaksınız”, aranızdaki ideolojik ve kurumsal mesafeyi hep koruyacaksınız.  Derin politika bu; ama bunun tekil yansımaları farklı olabilir.  Örneğin, kendi bölgenizle uğraşabilirsiniz, Suriye’yle, İran’la, Afganistan’la, uğraşabildiğiniz küçük ülkelerle ittifaklara girebilirsiniz.  Ama “düvel-i muazzama”dan uzak duracaksınız, aranıza bir mesafe koyacaksınız, asla onlarla paktlara girmeyeceksiniz.  Mesela Türk hükümeti 1963’te AET ile Ankara anlaşmasını imzalamak üzere olduğunda, Başbakan İsmet İnönü Dışişleri mensuplarına şu soruyu soruyor: “Çıkmak istediğimizde çıkabilir miyiz?”, yani “çıkış opsiyonumuz var mı?”.  “Var.” diyorlar.  Ancak o zaman, “İmzalayın” diyor. Yani girmek zorunda kalsanız bile, en azından tek taraflı çıkış opsiyonunuzun olması lazım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu bağlamda Avrupalılaşmayı, Batılılaşmayı nasıl izah edebiliriz? Erken Cumhuriyetin Batılılaşma politikasına bakdığımızda şöyle bir seçimin yapıldığını görüyoruz: Batısız Batılılaşma, Avrupasız Avrupalılaşma.  Avrupa'ya bulaşmadan Avrupalılaşma, Batıya girmeden Batılılaşma.  İddia şu: Batının askeri paktlarına, ekonomik birliklerine, siyasi ittifaklarına ihtiyacımız yok.  Biz kendi kendimize, kendi dinamiğimizle Batılılaşabiliriz.  Dolayısıyla da, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna dek, Batısız Batılılaşma şeklinde bir tercih yapıyor Türk devleti.  İkinci Dünya  Savaşı sırasında ve ertesinde dış politika şartları Türkiye’yi yeniden Batı ile paktlara girmeye zorlayana kadar, erken Cumhuriyet döneminde yapılan dış politika tercihi budur.  Bugün Türkiye'de adına neo-Kemalizm diyebileceğimiz siyasal ideolojinin en çok savunduğu politikalardan biri de erken Cumhuriyetin bu Batısız Batılılaşma politikasına dönüştür.  Bu bağlamda, günümüzün neo-Kemalizmi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında izelenen entegrasyoncu politikaları, yani NATO'ya girme, AET’ye girme gibi bütünleşmeci politika tercihlerini, orijinal Kemalizmden bir sapma olarak görüyor.  Batı ile, kerhen de olsa bütünleşmeye girilse bile, Sevr sendromu ile hareket eden elitler Batı’dan gelen siyasi taleplere mümkün olduğunca hayır demeyi, ancak başka çare yoksa evet demeyi, ve hiç bir zaman samimi ve net bir evet dememeyi yeğlemiştir.  Çünkü, bu anlayışa göre, evet dediğiniz anda Batı’nın gizli, Haçlı emellerine alet olursunuz.  Mesela, günümüzde, AB’nin özellikle azınlıklar konusundaki talepleri, mesela farklı kültür gruplarına kültürel haklar vermek, otonomiler yaratmak, bölgeler tanımlamak, yerel yönetimlere güç devretmek gibi talepleri, derhal elitlerimizin Sevr sendromuyla şekillenmiş derin hafızasına çarpıyor ve orada “Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz?” soruları sorulmaya başlanıyor ve hemen bir karşı duruş alınıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Gündelik Hayat Düzeyindeki Avrupa-Şüpheciliği 1: Derinlemesine Görüşmelerden Çıkan Sonuçlar&lt;br /&gt;Şimdi Tanzimat ve Sevr Sendromlarını burada bırakarak, yaptığımız derinlemesine görüşmelerden ortaya çıkan bazı sonuçlara geçeyim.  Görüşülen kişiler bir yandan Tanzimat ve Sevr sendromlarını yansıtan, onları teyid eden sözler söylerlerken, öbür yandan da popüler kültür ve gündelik hayat seviyesinde bir Avrupa-şüpheciliği ortaya koyuyorlar.  İnsanların gündelik hayat seviyesinde Türklerle Avrupalılar arasındaki mesafeyi nasıl gördüklerinden, aralarındaki farklılıkları nasıl anlattıklarından bahsedelim.  İlk etapta, konuştuğumuz hemen herkes Avrupa’ya bir takım pozitif kavramlar yakıştırıyor.  Avrupa dendiğinde insanların aklına ilk olarak “sistem, düzen, disiplin” kavramları geliyor.  Sistem, düzen ve disiplini anlatmak için, “oralarda işler buradaki gibi laçka değildir”, “sabahları erken kalkarlar”, “az tatil yaparlar”, “daha çok çalışırlar” gibi şeyler söyleniyor.  Sistem, düzen ve disiplinden hemen sonra “insana kıymet verme” gibi bir kavram ön plana çıkıyor: “Avrupa’da insanın kıymeti bilinir”.  Bu kavramların tabii bir de Türkiye yönelik negatif yansımaları var  Mesela, sistemsiz, düzensiz, disiplinsiz, insana kıymet vermeyen, insanı adam yerine koymayan gibi.  Avrupa’ya yakıştırılan bir üçüncü pozitif özellik de akılcılık, rasyonellik.  Bunun Türkiye'ye yansıması ise “akılsızlık” değil de “duygusallık” biçimini alıyor: “biz Türkler duygusalızdır; ne yapacağımız belli olmaz; bir gün öyle oluruz, bir gün böyle” şeklinde tahmin edilemez bir duygusallık yakıştırılıyor Türklere.  Avrupalıların sık sözü edilen bir diğer pozitif özelliği “ezbere dayanmayan eğitim”:  “Avrupalıların  eğitim sistemi ezbere dayanmaz”.  Türk eğitim sisteminin ise herkes ezberlemekten, hafızlamaktan ibaret olduğuna inanmış durumda.  Avrupa’da, dendiğine göre, insanlar ezberlemiyorlar; neyi nasıl yapacaklarını öğreniyorlar; biz ise ezberliyoruz her şeyi, kuru bilgi ile doluyoruz; hep verilen örnekler de kurbağanın sindirim sisteminin ezberlenmesi; tarih dersinde tarihlerin ezberlenmesi.  İnsanlar bunları kuru bilginin, gereksiz bilginin insanların kafasına doldurulduğu, zorla ezberletildiği bir tür işkence olarak hatırlıyorlar.  Avrupa eğitimini ise insanın aklını açan, onu yeni bilgilere doğru götüren, ezbere dayanmayan bir eğitim sistemi olarak düşünüyorlar.  Son olarak,  Avrupa’ya bir teknolojik üstünlük, Türkiye’ye ise teknolojik gerilik atfediliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa hakkında tabii ki negatif düşünceler de var.  Bunlar da yine gündelik hayat seviyesinde ortaya çıkan negatif düşünceler. Avrupalılar hakkındaki negatif düşüncelerin en başta geleni şu: Avrupalılar bizi tanımıyor; tanıyanlar yanlış tanıyor; tanımazken tanımaya ya da yanlış tanırken yanlışlarını gidermeye de çalışmıyorlar.  Bu tespiti hemen herkesten duymak mümkün: Avrupalı tarafından tanınmama, bilinmeme, adam yerine konmama, sayılmama.  Bu bağlamda en çok dile getirilen şikayetlerden biri, Avrupa medeniyetinin kökünün Anadolu medeniyetlerinde bulunduğu, ama Avrupalıların Anadolu medeniyetlerini bilmediği.  Deniyor ki, Anadolu her medeniyetin kaynağıdır; yazı, para, her iyi şey Anadolu’dan çıkmıştır.  Sonra, Avrupalıların bu gerçeği bilmediklerinden, bildikleri zaman da “Anadolu ayrı, Türkler ayrı”, “siz Türksünüz, sonradan gelmişsiniz Anadolu’ya” dediklerinden şikayet ediliyor.  Avrupalıların, Türkleri tanımama ve takmamaya paralel giden bir diğer negatif özellikleri de, Türklere karşı önyargılı ve çifte standartlı olmaları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci negatif özellik olarak, Avrupa’da aile bağlarının zayıflamış ve nerdeyse ailenin ortadan kalkmış olduğu; büyüğün küçüğü, küçüğün büyüğü tanımadığı; Avrupa gençliğinin dejenere olduğu belirtiliyor.  Burada “dejenere olmak”nedir diye sorduğumuzda da, cinselliğin erken yaşta, evlilik öncesinde, serbestçe ve sıkça yaşanması zikrediliyor.  Cinsel uyanma yoluyla ana-baba otoritesinden kopma, cinselliğin hazzıyla başka taraflara yol alma “dejenerasyon” deyince kastedilen ilk olgular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklere göre, Avrupalıların üçüncü negatif özelliği ise “pis” olmaları; “Avrupalılar pistir” diyor herkes.  “Pislik-temizlik” ikilisi, temizliğin Türklere, pisliğin Avrupalılara yakıştırılması, yine çok sık karşımıza çıkan bir durum.  Nedir “pislik” diye sorduğumuzda, karşımıza şu tür cevaplar çıkıyor: “İngilizlerde en çok şaşırdığım şey el yıkama; lavabonun dibini kapatıp, su doldurup, sabunu ellerine alıp, suya batırıp çok güzel temizlendiklerini düşünmeleri; bu bana korkunç gelmişti” diyor İngiltere’ye okumaya giden bir genç kız.  Pislik-temizlik kavramları üzerine kafa yorunca, bunun, bildiğimiz hijyen anlamını aşan, biraz daha derinde yatan iki anlamı olabileceğini düşünebiliriz.  Bunlardan bir tanesi ve hemen aklımıza geleni İslami “mekruh” kavramı; yani Avrupalıyı domuz yediği için, cinsel ilişkiden sonra yıkanmadığı için, abdest almadığı için “pis” görme.  “Pis”in ikinci anlamını çözümlemek için ise, Türklerin “pislik ve temizlik” kavramlarını daha çok “içeriye”, kişisel alana, eve, Avrupalıların ise “dışarıya”, kamusal alana ve kişinin kendini kamusal alanda sergilemesine ait kavramlar olarak algıladıklarını ve kullandıklarını gözönünde tutmak gerekiyor.  Türkler için temizlik, evi toplamak, içeriye ayakkabılarla girmemek, bulaşıkları yıkamak, ellerinizi yıkamak, taharet almak gibi, annelerimizin bize öğrettiği bir kavram.  Avrupalılara sorduğumuzda ise, onlara göre pis ya da temiz olmak, evden dışarı çıktığınızda, kendinizi hiç tanımadığınız bir insana takdim ettiğinizde, deodorant kullanıp kullanmadığınızda, ter kokup kokmadığınızda, tıraş olup olmadığınızda, güzel giyinip giyinmediğinde ortaya çıkan bir özellik.  Eviniz darmadağınık olabilir, bulaşıklar dağ gibi yığılmış olabilir, ama evden dışarı çıktığınızda, kamu alanına adım attığınızda, öteki insanlara karşı derli toplu, düzenli ve güzel görünme sorumluluğuz vardır.  Kavramı biraz daha deşecek olursak, pislik ve temziliğin Türklerde daha kadınsı, Avrupalılarda ise daha erkeksi çağrışımlarla yüklü olduğunu söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Gündelik Hayat Düzeyindeki Avrupa-Şüpheciliği 2: Kamuoyu Araştırmasından Çıkan Sonuçlar&lt;br /&gt;Derinlemesine görüşmelere kısaca gözattıktan sonra, yaptığımız kamuoyu yoklamasının sonuçlarına bir göz atalım ve kamuoyunda yaygın şüphe alanlarını, rakamları yuvarlayarak, özetleyelim.  İlk şüphe alanı dışlanma, oyalanma, çifte standarda maruz bırakılma kaygısından oluşuyor.  Biz bu alanı ölçme amacıyla üç tane soru sorduk: Avrupa Birliği diğer adaylardan istemediği şartları Türkiye’den istiyor mu, bize çifte standart uyguluyor mu?  Avrupa Birliği Türkiye’yi oyalıyor mu?  Avrupa Birliği Türkiye’yi Avrupa ailesinin bir parçası olarak görüyor mu?.  Rakamlar arasındaki küçük farklılıkları bir yere bırakacak olursak, şöyle bir sonuç çıkıyor ortaya: % 60’a yakın görüşülen kişi “evet” diyor bu sorulara; yani Türkiye’ye çifte standart uygulandığını, Türkiye’nin oyalandığını ve Türkiye’nin Avrupa’dan sayılmadığını düşünüyor.  Geri kalanların yarısı “hayır” diyor bu sorulara, diğer yarısı da bir fikir belirtmiyor.  Kuvvetli bir “evet” var burada.  İnsanlar, deyim yerindeyse, okkanın altına gittiğimizi, adam yerine konmadığımızı düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrudan ve dolaylı sorularla, elit ve devlet düzeyinde çok etkili, çok yer etmiş olan olan Tanzimat ve Sevr Sendromlarının halk katındaki yansımalarını keşfetmeye çalıştık.  İlk etapta, bir dizi soru ile Sevr Sendromunun halk katında ne derece etkili olduğunu anlamaya çalıştık.  Bu bağlamda, Avrupa Birliği’nin Türkiye’den talep ettiği reformların, özellikle de Kürtlere ve diğer etnik gruplara verilmesi istenen kültürel hakların, eski zamanlardaki kapitülasyonları andırıp andırmadığını, Sevr anlaşması şartlarına benzeyip benzemediğini, ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı tutumunun arkasında bir “Haçlı Ruhu” yatıp yatmadığını, aşağı-yukarı bu kelimelerle, sorduk.  Bu sorulara görüşülenlerin yaklaşık %40’ının “Evet” cevabını verdiğini ve Sevr Sendromunun toplum üzerindeki etkisinin de hiç küçümsenmeyecek bir oran olduğunu gördük.  Geri kalan %60’ın yaklaşık yarısı, toplamın %30’u, bu sorulara “Hayır” dedi ve Sevr’in hortlaması kaygısını paylaşmadığını gösterdi.  Son %30 da bu sorulara cevap vermek istemedi ya da bu konularda bir fikri olmadığını söyledi.  Sevr Sendromu’nu paylaşanların %40 gibi büyük bir rakam tutmasına rağmen, elit düzeyinde bu sendromun neredeyse %100 oranında etkili olduğu gözönüne alınırsa, genel toplumun elite göre Batı karşısında daha ılımlı, daha özgüvenli durduğu sonucuna varabiliriz.     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB üyesi ülkelerde Avrupa-şüpheciliğinin en yoğun olduğu alan ulusal bağımsızlık ve egemenlik ile konulardır.  Türk kamuoyunun ulusal bağımsızlık ve egemenlik konusundaki hassasiyetini de çeşitli sorular vasıtasıyla ölçmeye çalıştık.  İlk olarak, doğrudan doğruya, “Avrupa Birliği’ne girersek sizce ulusal bağımsızlığımız, egemenliğimiz zedelenir mi, sizde böyle bir kaygı var mı?” sorusunu sorduk.  Bu soruya, örneklemin yaklaşık %44’ü “Evet”, %42’si hayır derken, geri kalan %14 ise fikrini belirtmemeyi tercih etti.  Bayrak ve marş gibi bağımsızlık ve egemenliğin sembolleri konusuna geldiğimizde ise, hassasiyetlerin yükseldiğini ve kaygıların arttığını gördük.  Nitekim, Türkiye’de Türk bayrağının yanında AB bayrağının da dalgalanması ya da İstiklal Marşı’nın yanısıra AB marşının da çalınması sizi rahatsız eder mi diye sorduğumuzda, “Evet” diyenlerin oranı Bayrak için %60, Marş için ise %65 gibi büyük rakamlara ulaşırken, “Hayır” diyenler Bayrak için ise %31, Marş için ise %38’de kaldı.  Egemenliğin sembolleri konusunda bir diğer dikkat çekici husus da, bu iki soruya hemen herkesin “Evet” ya da “Hayır” şeklinde bir cevap vermiş olması ve fikir belirtmeyenlerin oranının %3 gibi çok düşük bir rakamda kalması.      &lt;br /&gt;Bayrak ve Marş gibi semboller, herkesin gündelik hayatında sık sık karşılaştığı, bağımsızlık ve egemenlik deyince herkesin aklına ilk gelen unsurlar.  “Gerçek”, yani politik ve ekonomik bağımsızlık ise, gündelik hayatta çok net referansları olmayan, daha soyut bir kavram.  Bu bakımdan, bağımsızlık ve egemenliğin “gerçek”te (ekonomik ve politik olarak) paylaşılması konusunda “normal” addedilebilecek bir kaygı dozu sergileyen insanların, bağımsızlık ve egemenliğin sembolleri konusunda birdenbire çok yüksek bir kaygı düzeyine erişmeleri, bir yanıyla garip, bir yanıyla da anlaşılabilir bir tutum.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kısımda, Türkiye’de Avrupa-şüpheciliğinin diğer iki alanına, dinsel değerlerin aşınması ve bölünme korkusu alanlarına değinmek istiyorum.  Önce, din ile başlayalım.  Hristiyanlık konusunda bir dizi soru ile halkın bu konudaki kaygılarını anlamaya çalıştık ve karşımıza ilginç bir tutum profili çıktı.  Önce, “Avrupa Birliği sizce Hıristiyan değerleri üzerine mi kurulmuştur” şeklinde, son derece genel bir soru sorduk; dikkat ederseniz, bu soruda AB politikalarını Hristiyanlık mı yönlendiriyor ya da AB bir Hristiyan kulübü müdür şeklinde sivri, politik bir dil kullanmadık.  Görüşülenlerin %55’i “Evet, AB Hristiyan değerleri üzerine kurulmuştur.” derken, %30’u “Hayır, AB Hristiyan değerleri üzerine kurulmamıştır.” dedi.  İkinci aşamada, Hristiyanlığın Avrupalıların tutum ve davranışlarını etkileyip etkilemediğini, Türkiye’de yaygın bir söylemin diliyle sorduk: “Avrupalılar Türkiye’ye karşı ‘Haçlı Ruhu’ ile mi hareket etmektedirler?”  Bu soruya görüşülenlerin %45’i “Evet”, %25’i ise “Hayır” yanıtı verdi.  Görüldüğü gibi, görüşülenlerin %55’i AB’nin Hristiyan değerleri üzerine kurulduğunu söylerken, söz konusu değerlerin bir “Haçlı Ruhu” halinde AB’nin Türkiye politikalarını yönlendirdiğine inananların oranı, 10 puan azalarak, %45’e düştü.  Her iki soruda da “Evet” diyenlerin, oran olarak azalmasına rağmen, yine de “Hayır” diyenlerden çok daha fazla olduğuna (sırasıyla, 35 ve 20 puan) dikkatinizi çekmek isteriz.  Son olarak, en çok bilinen ve en politik soruyu, yani “AB, bir Hristiyan Kulübü müdür?” sorusunu sorduk.  Bu soruda çok ilginç bir dönüşüm yaşadık.  İlk olarak, “Evet”, yani “AB, bir Hristiyan Kulübüdür” diyenlerin, oranı önceki sorulara kıyasla daha da azalarak %40’a düştü.  İkinci olarak da, ilk kez bu soruda, “Evet”lerin oranı (%40) “Hayır”ların oranından (%45) düşük çıktı ve görüşülünlerin çoğunun, 5 puan gibi az bir farkla da olsa, AB’nin bir Hristiyan kulübü olduğuna inanmadığını gördük.     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, Türkiye’de çok yaygın olarak seslendirilen bir kaygı alanına, yani AB’ye girişin Türkiye’nin bölünmesine yolaçabileceği korkusuna değinmek istiyoruz.  Bölünme kaygısı konusunda ilk sorumuz şu oldu: “Avrupa ülkeleri Türkiye’de PKK gibi bölücü hareketlere destek vermiş midir?”  Bu soruya çok büyük bir çoğunluk, %65, “Evet” yanıtını verdi.  “Hayır” diyenlerin oranı sadece %20’de kaldı.  Kısacası, PKK’nın ve diğer bölücü hareketlerin Avrupa’dan destek bulduğu konusunda Türk halkının büyük çoğunluğunun şüphesi yok.  Ancak, Avrupa ülkelerinin bölücü hareketlere destek verdiğine inanmasına karşın, Türk halkı AB’nin Türkiye’yi bölmek gibi bir gizli hedefi olduğuna ve AB’ye üye olunca Türkiye’nin bölüneceğine inanmıyor.  Nitekim, “AB’nin Türkiye’den talep ettiği insan hakları reformlarının gizli amacı Türkiye’yi bölmek midir?” sorusuna %40 oranında “Hayır” denirken (“Evet” diyenlerin oranı %35), “AB’ye üye olunca Türkiye bölünecek midir?” sorusuna “Hayır” diyenlerin oranı, 10 puan artarak, %50’ye yükseliyor (“Evet” diyenlerin oranı, yine, %35).  Hristiyanlık konusunda olduğu gibi, bölünme konusunda da, bazı alanlarda büyük bir kaygı gözlenirken, sorular daha politik, daha güncel bir dille sorulduğunda, kaygıların görece olarak dağıldığını, daha umutlu ve özgüvenli bir tutumun ağır bastığını gözlemliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Gündelik Hayat Düzeyindeki Avrupa-Şüpheciliği 3: Avrupa Karşısında En Yüksek ve En Düşük Kaygı Düzeyine Sahip Siyasal ve Toplumsal Gruplar&lt;br /&gt;Peki, hangi siyasi-sosyal gruplar, hangi kaygı alanlarında ve hangi dozda Avrupa-şüpheciliği arzediyorlar?  Bir cümleyle özetleyecek olursak, Kasım 2002 seçimlerinde MHP’ye oy verdiğini söyleyenler, Türkiye’nin en Avrupa-şüphecisi kişileri.  Bütün kaygı alanlarında en tepede yer alan grup MHP’ye oy verenler şeklinde beliriyor.  MHP seçmenlerinden hemen sonra, ama uzak arayla, Kasım 2002 seçimlerinde Saadet Partisi’ne oy verenler geliyor.  Yalnız,  MHP’ye oy verenlerdeki Avrupa-şüpheciliği dozu, Saadet Partisi seçmenlerininki ile kıyaslandığında, oluşturduğumuz bir endekse göre beş kat daha fazla.  Onları, görece daha düşük dozlarda Avrupa-şüpheciliğiyle, sırasıyla, Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlar, Kasım 2002 seçimlerinde ANAP’a, DSP’ye ve Genç Parti’ye oy verenler takip ediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endekse tersten baktığımızda ise, AB konusunda en az kaygılı ya da en kaygısız grubun Kasım 2002 seçimlerinde DEHAP’a oy verenler olduğunu görüyoruz.  Bu partinin seçmenleri AB konusunda diğerleri ile kıyaslandığında çok düşük dozda bir kaygılılık sergiliyor. DEHAP seçmenlerinin hemen ardından, ikinci en kaygısız grup olarak, AB konusunda kendilerini çok bilgili sayanlar geliyor.  AB konusundaki bilgili grubu, kaygı bakımından düşükten yükseğe doğru, sırasıyla, fazla dindar olmadığını söyleyenler; üniversite ve daha yüksek seviyede eğitim almış olanlar; Kasım 2002 seçimlerinde CHP’ye oy verenler; Güneydoğu Anadolu’da yaşayan insanlar, ve öğrenciler takip ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmamızın verilerine göre, AB’den ya da herhangi bir kişiden, gruptan, devletten, devletlerarası kuruluştan kaygılanmak, onu “öteki” yaparak, bir hasım haline getirerek politika üretmek, gelirden, eğitimden ve benzeri sosyo-ekonomik göstergelerden görece bağımsız bir olguymuş gibi duruyor.  AB konusunda çok kaygılı bir hale gelmek, yüksek dozda Avrupa-şüphecisi olmak, ancak Avrupa-şüphecisi bir örgütün kişiyi bu konuda politize etmesiyle, böyle bir partinin izinden gitmekle, o partiye biat etmekle, o partinin politikalarını benimsemekle, kısacası adına “siyasallaşma” dediğimiz bir süreçten geçmekle tezahür ediyor.  Avrupa konusunda yüksek dozda kaygı, yüksek dozda anksiyete, kendi kendine gelmiyor; kişiye bu kaygının siyasal örgütlerce öğretilmesi gerek.  Böyle bir siyasallaşmadan geçmeden, örneğin sadece gelirinizde bir düşüş oldu diye, sadece hayatta dezavantajlı duruma düştünüz diye, sadece daha az eğitimlisiniz diye ille de Avrupa-şüphecisi olmuyorsunuz, AB’den kaygı duyacağınız bir duruma ille de sürüklenmiyorsunuz.  Genel olarak, bir siyasal uca savrulmak için; mesela bir kurumu, bir dini, bir grubu hasım haline getiren bir radikal ideolojiye doğru gitmek için, siyasallaşmak, bir siyasal örgüte angaje olmak gerekiyor. Dolayısıyla burada siyasi partilerin seçmenleri üzerindeki etkisi, liderlerin konuşmaları, parti teşkilatlarındaki yöneticilerin seçmenlerle ilişkileri kritik bir rol oynuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan kaygısızlaşma süreci ise, siyasallaşmayla birlikte, belki de daha çok sosyoekonomik durumdaki, eğitim seviyesindeki pozitif değişimlere daha bağımlı bir değişken.  Bu nesnel verilerdeki bir iyileşme, kişinin kaygılarının düşmesini, ötekileştirme ve hasımlaştırma temelinde ideolojik ve politik konumlar alma eğiliminin azalmasını, genelde daha eşitlikçi ve daha liberal bir çizgiye gelmesini sağlayabiliyor.  Nitekim eğitim seviyesi artarsa, cebindeki para artarsa, hayattaki statüsü yükselirse, o kişinin deradikalize olmasını, depolitize olmasını, siyasal bakımdan pasifleşmesini ya da siyasal merkeze doğru hareket etmesini bekleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, Batı ülkelerinde seçimlere katılma oranı bize göre çok düşüktür. Araştırmalardan çıkan sonuç şu: Rahatınız arttıkça, cebinizdeki para arttıkça, eğitim düzeyiniz arttıkça depolitize oluyorsunuz.  Depolitize olunca da gidip bir partiye oy verme eğiliminiz azalıyor. Seçimlerde evinizde oturmak, seçim günü çoluğunuz çocuğunuzla bir yere gitmek, oy vermekten daha anlamlı bir davranış haline geliyor.  Dolayısıyla politizasyon aslında sosyoekonomik gelişmeyle birlikte azalması beklenen bir eğilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki biz hükümetiz, Türkiye’de Avrupa-şüpheciliğini azaltmak istiyoruz. Yapacağımız bir şey var mı? Fazla yok.  AB hakkındaki bilgiyi artırarak, yurttaşlara daha fazla gelir ve eğitim imkanları sunarak şüpheciliği azaltamıyorsunuz; çünkü şüphecilik bunlardan bağımsız olarak şüpheci partilerin kişileri politize etmesi ile ortaya çıkan bir durum.  Ancak, bu tür politika önlemleriyle, AB konusundaki kaygılılığı azaltamamakla birlikte, AB konusundaki kaygısızlığı artırabilirsiniz.  Aynı şeymiş gibi görünmekle birlikte, aslında ikisi arasında bir fark var: Kaygılılığı azaltmak çok zor; lakin, kaygısızlığı artırmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin AB’ye üyeliğine destek, şimdilik, en düşük % 65’lerde, en yüksek de % 75’lerde seyrediyor. AB bize “kazık attıkça”, Kıbrıs gibi konular ortaya çıktıkça % 65’lere düşüyor, olumlu gelişmeler olduğunda % 75’lere çıkıyor.  2003 Aralık’ında, AB Konseyi’nin Kopenhag toplantısında Türkiye’ye müzakere tarihi verildiğinde oran % 75’ti.  2006 Ocak’ında ise % 65’in biraz altına gerilemişti.  Bu oran, % 65’in altına kalıcı bir biçimde düştüğünde, bu, yapısal bir dönüşüm olacaktır.  % 65 sınırı aşağıya doğru çekildiğinde, düşme eğilimi hız kazanacaktır ve daha düşük oranları da göreceğiz.  Üyeliğe destek oranının % 75’in üzerine çıkması ise pek mümkün görünmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006 Ocak’ında yaptığımız araştırmada vardığımız sonuç şu ki, bugünkü eğilimde, eskiden AB’ye şüpheyle bakan insanlar artık “hayır”cı safa geçmektedirler.  Bunun bir göstergesi şu: iki sene önce yaptığımız araştırmada (Ocak 2004) Türkiye’nin AB’ye üyeliğini destekleme sorusuna yanıt olarak % 75 “evet”, % 17 “hayır” oranlarını bulmuştuk. Şimdi ise (Ocak 2006) % 63 evet, buna mukabil % 30 gibi bir “hayır” oranı söz konusu. Yani eskiden “kaygılıyım” diyen insanların büyük bir bölümü şu an bir referandum olsa AB’ye “hayır” deme noktasına gelmişler.  Demek ki 3 Ekim 2005’ten bu yana yaşanan Kıbrıs meseleleri, Avusturyalıların tavırları, Fransa’daki Türkiye karşıtlığı ve diğer bazı hadiseler zaten şüpheci olan insanları AB’ye karşı iyice soğutmuş. Zaten içinde bir kaygı alanı taşıyanlar, ortada kalmaktansa “hayır”a doğru meyletmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referans Verilen Araştırma Projeleri&lt;br /&gt;1.      Hakan Yılmaz.  2006. “Türkiye’de Muhafazakarlık”.  Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (Proje No: 05M103) ve Açık Toplum Enstitüsü Yardım Fonu (Burs No: 20010556) tarafından ortak olarak desteklenen araştırma projesi.  Tamamlanma tarihi: Ekim 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      Hakan Yılmaz.  2004. “Türkiye’de Avrupa-Şüpheciliği”.  Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (Proje No: 03M105) ve Açık Toplum Enstitüsü Yardım Fonu (Burs No: 20014746) tarafından ortak olarak desteklenen araştırma projesi.  Tamamlanma tarihi: Ekim 2004.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-6052289912085471653?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/6052289912085471653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/6052289912085471653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/01/trkiyede-avrupa-phecilii.html' title='Türkiye’de Avrupa Şüpheciliği'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-3558914658729772877</id><published>2008-01-12T22:39:00.001+02:00</published><updated>2008-01-12T22:39:57.568+02:00</updated><title type='text'>The European Choice of Turkish Islamic Conservatives: Tactic or Strategy?</title><content type='html'>The European Choice of Turkish Islamic Conservatives: Tactic or Strategy?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the July 2007 general elections, the AKP, which had been governing Turkey for the last five years, increased its share of the votes by 13 points over the previous elections, from 34% in November 2002 to 47% in July 2007.  This was the second time in Turkish democratic history, when a party increased its percentage of the votes from one election to the other while in government (The first such party was the center-right Democratic Party of the 1950s).  Moreover, this was the largest share of votes that a party could get in a general election since the electoral victory of the center-right Justice Party in 1969.  All in all, the AKP won a historic victory in July 2007.  Almost all the other larger parties –(the Turkish nationalist MHP, the Kemalist CHP, and the Kurdish nationalist DTP) got most of their votes from certain regions of the country: CHP from the coastal zones of the Marmara and the Aegean regions; MHP from the inner Anatolian regions; and the DTP from the Kurdish-populated southeast Anatolian regions.  Only the AKP received votes from every corner of the country, including people of Kurdish origin.  The high percentage of the votes and the more or less even distribution of its electoral support across the country can be taken as the indicators that the AKP made a drastic move to occupy the center-right mainstream of the Turkish party system.  However, this statement has to be qualified.  The AKP did not simply occupy an empty center-right seat; it also set out to re-define the center-right mainstream of Turkish politics along three new dimensions: Islamic conservatism in politics, neo-liberalism in economics, and pro-EU orientation in foreign relations.  What we are observing can be interpreted as the birth pangs of a “Muslim Democracy” in Turkey, which are not very different from the problems encountered during the formative years of Christian Democrat parties and ideologies in countries like Italy and Germany in the 1950s and 1960s, and later on in Spain (Popular Party) and Greece (New Democracy Party) in the 1970s and 1980s.  The AKP deserves the credit of time, and a lot of European help, so that it can successfully complete its historic leap from an anti-Western Islamicism to a pro-Western Muslim Democracy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Why did so many people go and vote for the AKP, despite the allegations, voiced by no less than the chief of the general staff, that the party might endanger the secular character of the Turkish regime?  The oft-cited reasons for that success are usually revolving around the general macroeconomic improvement during the AKP government, which reflected itself, for the common people, as a drastic fall in the inflation and unemployment rates, and a slight improvement in income distribution.  On the more political side of the picture, one can pinpoint three other reasons that might help us understand how the AKP could gain the favor of so many voters.  One reason could be that the AKP was the only party that based its electoral campaign on a list of “do’s”, positive promises, and a general air of optimism, as opposed to the other parties that stressed their “don’t’s”, gave negative promises and talked pessimistically.  The electorate never had a chance to learn what the opposition parties were planning to do if they made it up to the seat of government.  All they heard was what the other parties would not do or would not let other people do.  A second probable reason behind the choice of the AKP could be that the AKP appeared to be the only party that talked over multiple isues,  while each of the other parties stressed a single issue only: secularism by the CHP, Turkish nationalism by the MHP, Kurdish nationalism by the DTP.  Still a third probable reason behind the electorate’s choice of the AKP was the AKP’s generally flexible and pragmatic stance as opposed to the other parties’ ideological, inflexible, and extemist discourses.  In the eyes of the average voter, the hard-liner discourses of the opposition parties might have rung the alarm bells that had they come to power they might have drifted the country towards some sort of crisis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Admittedly, the pro-EU attitudes of the AKP elites had started as a tactical choice, as a matter of finding European protection against the suppressive policies of the Turkish secularist establishment.  However, this tactical choice seems to have been evolving into a strategic one.  This strategic choice also has to do with the defeat of Turkish political Islam, which has been traditionally represented in the political arena by Necmettin Erbakan and by the so-called “National Doctrine” parties he led, through the shock waves of the “post-modern” military intervention of 28 February 1997.  Hence, anti-Kemalist revanchism, top-down transformation of the society along Islamic lines, using democracy as no more than an instrument to be able to come to power, this quintessentially political project, has proved to be futile.  Erdogan, who was a radical Islamist in the pre-28 February period, once said that democracy was but a train and that one should get down from the train at the right station.  Once his party took power, the same Erdogan started to say that he and his party rejected any project of “social engineering”, that is to say using political power to change the society according to the precepts of a certain ideology, including the Islamist one.  He also, started to vehemently deny that his party was Islamist or even that it was a religiously-based party.  In quest for a more appropriate appellation that would better reflect the party’s new orientation away from political Islam and towards the center, the party ideologists came up with the term “conservative democrat”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What can be said about the ex-Islamists’ strategic choice for the EU and how different is it from the earlier tactical rapprochement towards the EU?  The strategic choice seems to involve the following dimensions.  The first dimension has to do with delinking from political Islam, ideologically as well as institutionally, while the second one aims at&lt;br /&gt;Europeanizing the Turkish public sphere for it to accommodate the performances of Islamic identity, particularly by passing legislation that would allow Muslim women wearing a headscarf to have a legitimate presence in the universities and government institutions.  Here the issue is the compatibility of Muslim identity and European modernity.  In this respect, Kemalist-nationalist understanding of modernity is too restrictive, too exclusive for the desired integration of Islamic identity and modernity.  Hence, a new, more liberal, more inclusionary version of modernity, one could say a more “post-modern” definition of modernity, such as the one that is upheld by the European Union, would offer a much better ground for that integration to take place.  The Kemalist understanding of modernity is, paradoxically, too modernist, too much attached to an earlier, French revolutionary, 19th century definition of modernity as to allow the manifestations and performances of Islamic identity in the public sphere.  On the other hand, the current European understanding of modernity is, again paradoxically, much less “modernist” than Turkey’s.  Therefore,  a Europeanized public sphere in Turkey would more easily tolerate the free display of Muslim identity.  Two forces will resist this project, however.  The first of these is euroskepticism and nationalist isolationism in Turkey: Nationalist isolationists will not leave the battleground without, at least, a fierce last battle.  Nationalists will particularly be willing to mobilize the public opinion against the government, whenever the latter attempts to touch upon such nationally sensitive issues as the Kurdish and Cyprus questions.  The second force is likely to be Turcoskepticism and rejectionism of Turkey in Europe.  Hence, European rejectionists of Turkey, such as the newly elected French President Nicolas Sarkozy, sticking to theses of cultural and civilizational incompatibility between Turkey and Europe, will make it harder for Turkey to get integrated into European Union, alienating many Muslim supporters of the AKP, while at the same time playing into the hands of Turkish nationalist isolationists.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The success of the conservative democratic project for Europeanizing Turkey depends essentially on an external and uncontrollable factor, namely, the EU policy towards Turkey.  Squeezed between Turkish Euroskepticism and European Turcoskepticism, the AKP project may very well fail.  If it fails, then, Islamism, as a political ideology, will surely come back.  Kurdish secessionism would most probably follow suit, as Kurds would lose their hopes of expanding their community rights in a democratic Turkey.  As a result, Turkish politics would again revert to the battlefield, much the same as in the 1990s, of Islamism, Kurdish nationalism and Turkish isolationism.  If Turkey’s integration with the EU makes a leap forward with the smooth progression of the accession negotiations that were opened in the fall of 2005, then the expected short-term consequence of this would be felt, at the political front, in the form of the consolidation of a more democratic and liberal atmosphere.  In such an atmosphere, it would be easier for the AKP to build a wide-ranging consensus for the purpose of integrating Muslim identity into the liberalized Turkish public sphere.  That would satisfy the party’s more religious constituency and provide the party leadership with enough ideological ammunition to fight against, and detach themselves from, their Islamist critics.  In this manner, the AKP could pass a critical threshold in its journey towards the secular center of Turkish politics, and this would surely make a significant contribution to the stabilization and consolidation of the democratic regime in Turkey.&lt;br /&gt;Academic Resume&lt;br /&gt;Hakan Yilmaz is Associate Professor at the Department of Political Science and International Relations, Bogazici University, Istanbul, and the executive coordinator of Bogazici University’s Master of Arts Program in European Studies.  He completed his undergraduate education at the Economics Department of Bogazici University (1987).  He received his MA (1991) and Ph.D. (1996) degrees at the Political Science Department of Columbia University in New York City.  He has taught courses and published works in the areas of contemporary Turkish politics, European-Turkish cultural perceptions, and external-internal linkages in the processes of democratization.  Dr. Yilmaz has conducted research projects on Euroskepticism in Turkey (2004) and conservatism in Turkey (2006).  He is currently conducting research in two areas; the first about the political and cultural attitudes of the Turkish middle classes and the second one into the cultural determinants of French and German opposition to Turkey’s accession to the European Union.  He has been recently awarded by the European Commission a Jean Monnet course in the area of “issues of culture and identity in European integration”.   Examples of his recent publications are : Placing Turkey on the Map of Europe (İstanbul: Boğaziçi University Press, 2005); “Islam, Sovereignty, and Democracy: A Turkish View” (Middle East Journal, Vol. 61, No. 3, Summer 2007, pp. 477-493); "Euroskeptizismus in der Türkei - Parteien, Eliten und öffentliche Meinung, 1995-2006" (in Die Türkei und Europa, ed. Gabriele Clemens, Hamburg: LIT-Verlag, Studien zur Neueren Europäischen Geschichte Bd. 1, pp. 215-243, 2007); “Turkish Conservatism and the Idea of Europe” (forthcoming in Between Europe and the Mediterranean: The Challenges and the Fears, ed. Paul Sant Cassia and Thierry Fabre, Houndmills, Basingstoke, Hampshire: Palgrave MacMillan, winter 2007), and “Euroskepticism in Turkey: Parties, Elites and Public Opinion, 1995-2006” (forthcoming in South European Society and Politics, spring 2008).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-3558914658729772877?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/3558914658729772877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/3558914658729772877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/01/european-choice-of-turkish-islamic.html' title='The European Choice of Turkish Islamic Conservatives: Tactic or Strategy?'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-612185467272778124</id><published>2008-01-12T22:36:00.000+02:00</published><updated>2008-01-12T22:38:39.028+02:00</updated><title type='text'>Europeanisation of Turkey in the Aftermath of the July 2007 Elections</title><content type='html'>Europeanisation of Turkey in the Aftermath of the July 2007 Elections&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The July 2007 Election: The AKP’s Electoral Victory and the Revival of the Pro-EU Choice  &lt;br /&gt;In the July 2007 general elections, the AKP, which had been governing Turkey for the last five years, increased its share of the votes by 13 points over the previous elections, from 34% in November 2002 to 47% in July 2007.  This was the second time in Turkish democratic history, when a party increased its percentage of the votes from one election to the other while in government (The first such party was the center-right Democratic Party of the 1950s).  Moreover, this was the largest share of votes that a party could get in a general election since the electoral victory of the center-right Justice Party in 1969.  All in all, the AKP won a historic victory in July 2007.  Almost all the other larger parties –(the Turkish nationalist MHP, the Kemalist CHP, and the Kurdish nationalist DTP) got most of their votes from certain regions of the country: CHP from the coastal zones of the Marmara and the Aegean regions; MHP from the inner Anatolian regions; and the DTP from the Kurdish-populated southeast Anatolian regions.  Only the AKP received votes from every corner of the country, including people of Kurdish origin.  The high percentage of the votes and the more or less even distribution of its electoral support across the country can be taken as the indicators that the AKP made a drastic move to occupy the center-right mainstream of the Turkish party system.  However, this statement has to be qualified.  The AKP did not simply occupy an empty center-right seat; it also set out to re-define the center-right mainstream of Turkish politics along three new dimensions: Islamic conservatism in politics, neo-liberalism in economics, and pro-EU orientation in foreign relations.  What we are observing can be interpreted as the birth pangs of a “Muslim Democracy” in Turkey, which are not very different from the problems encountered during the formative years of Christian Democrat parties and ideologies in countries like Italy and Germany in the 1950s and 1960s, and later on in Spain (Popular Party) and Greece (New Democracy Party) in the 1970s and 1980s.  The AKP deserves the credit of time, and a lot of European help, so that it can successfully complete its historic leap from an anti-Western Islamicism to a pro-Western Muslim Democracy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Why did so many people go and vote for the AKP, despite the allegations, voiced by no less than the chief of the general staff, that the party might endanger the secular character of the Turkish regime?  The oft-cited reasons for that success are usually revolving around the general macroeconomic improvement during the AKP government, which reflected itself, for the common people, as a drastic fall in the inflation and unemployment rates, and a slight improvement in income distribution.  On the more political side of the picture, one can pinpoint three other reasons that might help us understand how the AKP could gain the favor of so many voters.  One reason could be that the AKP was the only party that based its electoral campaign on a list of “do’s”, positive promises, and a general air of optimism, as opposed to the other parties that stressed their “don’t’s”, gave negative promises and talked pessimistically.  The electorate never had a chance to learn what the opposition parties were planning to do if they made it up to the seat of government.  All they heard was what the other parties would not do or would not let other people do.  A second probable reason behind the choice of the AKP could be that the AKP appeared to be the only party that talked over multiple isues,  while each of the other parties stressed a single issue only: secularism by the CHP, Turkish nationalism by the MHP, Kurdish nationalism by the DTP.  Still a third probable reason behind the electorate’s choice of the AKP was the AKP’s generally flexible and pragmatic stance as opposed to the other parties’ ideological, inflexible, and extemist discourses.  In the eyes of the average voter, the hard-liner discourses of the opposition parties might have rung the alarm bells that had they come to power they might have drifted the country towards some sort of crisis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Will Turkey’s Europeanisation Fall into the Radicalisation Trap?&lt;br /&gt;In Turkey, although the general public appear to be influenced by many of the identity-based Euroskeptic claims of the Turkish nationalist and Islamist radical right parties, they still want Turkey to be a member of the EU.  In the last two years popular support for EU membership seems to have been stabilized in the 55-60 percent range, while the popular opposition has come to orbit in the 30-35 percent interval:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There appears to be a sharp discrepancy between the relatively widespread and still widening ideological influence of the radical right parties as opposed to their rather narrow political power.  Turkish people seem to think radical but vote moderate.  In the past, in the 1970s and the 1990s, radical parties could substantially increase their shares of the votes, and accordingly of political power, only in times of political crisis, often coupled with severe political violence.  Following Juan Linz (1978), a political crisis can be characterized as a situation in which there occurs an “unsolvable” problem, unsolvable, that is, by the left-wing or right-wing pro-systemic mainstream parties.  Only then, when mainstream parties prove to be powerless and hopeless in the face of this problem, could radical parties present themselves to the public as a credible alternative and gain the public’s assent as votes in the elections or as tacit acquiescence in their illegitimate attempts to silence their opponents. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the light of these observations, a rational strategy for radical parties is to engage in what may be called “crisis engineering”, that is, picking up some problems and trying to convince the public that, first, these problems are unsolvable, and, second, that they have a quick and effective solution for them.  That is what radical parties in today’s Turkey are trying to do.  Two problems have the potential of being raised to the status of unsolvable problems: the Kurdish  question and the Cyprus question.  Hence, an increase in the Kurdish separatist violence would immediately call into question the validity of the EU reforms in the area of minority rights.  Similarly, an EU policy favouring the Cypriot Greeks over the Cypriot Turks, and punishing Turkey for not yielding to the EU demands in that regard, would also play directly into the hands of Turkish radicalism.  So far, the typical reaction of Turkish mainstream parties, both on the left and the right, when faced with the rising public influence of the radical parties, was to adopt a radical rhetoric themselves, with the purpose of “pre-empting” their radical opponents.  Radicalization of the mainstream parties, at the rhetorical and to some extent policy levels, was a significant feature of the 1970s and 1990s.  The net outcome of this strategy of being “plus royalist que le roi” was just the opposite of what the mainstream parties had expected from it: by adopting a radical rhetoric the mainstream parties actually legitimized the position of the radical parties in the eyes of the public and strengthened their own opponents. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Today, as the radical parties are deep into the business of crisis engineering, the mainstream parties, both the governing party (AKP) and the main opposition party (CHP), and particularly the latter, give strong signals of being about to fall, once again, into the “radical trap” that was described above.  The continuation of Turkey’s Europeanization process depends, largely, on the mainstream parties’ avoiding the competition with the radical parties on the latter’s terms.  The Turkish nationalist MHP being unlikely to divert from its hard Euroskeptic position, which paid off well in the July 2007 elections, the key actor, in this regard, is the Kemalist-secularist CHP.  The CHP’s turn to a strong, albeit critical, pro-EU position would no doubt create a sufficiently wide political consensus, which is necessary to carry on the challenging tasks of the accession negotiations.  The CHP’s drifting to a harder Euroskeptic stance would leave the AKP alone in the pro-EU wing of the Turkish party system.  Under these circumstances, the AKP might be unwilling to be solely responsible for taking tough decisions in such nationally sensitive issues as the Kurdish and Cyprus questions.  The risk-aversive, indecisive, and sometimes openly reactionary attitude of the AKP in matters of heightened nationalist emotions, which the party had adopted since the beginning of the accession negotiations, might dramatically slow down or altogether block meaningful advances in the accession negotiations.  This is going to be the main challenge waiting for the AKP in its second term, following its election victory in July 2007.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-612185467272778124?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/612185467272778124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/612185467272778124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/01/europeanisation-of-turkey-in-aftermath.html' title='Europeanisation of Turkey in the Aftermath of the July 2007 Elections'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6367554147318806654.post-1077363351004013087</id><published>2008-01-09T20:44:00.000+02:00</published><updated>2008-01-09T20:46:24.854+02:00</updated><title type='text'>Brief Information on Bogazici (Bosphorus) University in Istanbul, where I am teaching</title><content type='html'>&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;a href="http://www.boun.edu.tr/"&gt;www.boun.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Bogazici (Bosphorus) University is the successor of &lt;st1:placename st="on"&gt;Robert&lt;/st1:PlaceName&gt; &lt;st1:placename st="on"&gt;College&lt;/st1:PlaceName&gt;, the first American institution of higher education that was founded outside &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;The college was established by Protestant missionaries in 1863.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;In 1971, more than a century after its foundation, by an agreement with the College’s American Board, the Turkish government took it over with all its assets.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;The College has been re-named as Bogazici (Bosphorus) University due to its unique location on the shores of the Bosphorus linking the Black Sea with the &lt;st1:place st="on"&gt;Aegean&lt;/st1:place&gt;.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;It has since then continued its existence as a public university where the medium of instruction is English.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Today, &lt;st1:placename st="on"&gt;Bogazici&lt;/st1:PlaceName&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;University&lt;/st1:PlaceType&gt; is a leading research and teaching institution in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Most of the faculty members have had their post-graduate degrees in the top American and European universities and maintain close contacts with the global academic community.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Each year, close to 1.500.000 high school graduates take a very tough university entrance exam and only those whose grades rank in the top one percent (if they are placed among the first 1500 students) could find their way into &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placename st="on"&gt;Bogazici&lt;/st1:PlaceName&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;University&lt;/st1:PlaceType&gt;&lt;/st1:place&gt;.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;The quality of the students is matched by the faculty members, who conduct cutting edge research and publish their works in the leading academic journals and books.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6367554147318806654-1077363351004013087?l=hakan-yilmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/1077363351004013087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6367554147318806654/posts/default/1077363351004013087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakan-yilmaz.blogspot.com/2008/01/brief-information-on-bogazici-bosphorus.html' title='Brief Information on Bogazici (Bosphorus) University in Istanbul, where I am teaching'/><author><name>Hakan YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08084511942455880755</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_H2LwKmLTvxs/SWjpjOiaSQI/AAAAAAAAABo/R8YX4wqP1TE/S220/HakanPic4.jpg'/></author></entry></feed>
